ÇOK DEĞERLİ DOSTLARIMA;
YA HERKES HER ŞEYİ BİLEREK YAPIYORSA?
Belki de kimse masum değil.
Belki seni yanlışlıkla kırmadı.
Belki o mesajı bilerek geç yazdı, o ilgisizliği bilerek gösterdi.
Belki seni kaybetmek istemediği hâlde, kaybetmekten korkmuyormuş gibi davranarak güçlü görünmeye çalıştı.
Çünkü artık insanlar yalnızca hissettikleriyle değil, hissettirdikleriyle de hesap yapıyor.
Gülümsemesi bile stratejik, suskunluğu bile taktik.
“Yanlış anlama” diyerek başlayan cümlelerin arkasında gizli niyetler, “Ben öyle biri değilim” diye başlayan savunmaların içinde saklı itiraflar var.
Artık kimse kimseyi tanımaya çalışmıyor, çözmeye çalışıyor.
İnsanlar birbirine insan olarak değil, çözülmesi gereken bir bulmaca gibi bakıyor.
Her davranışın altında bir çıkar, her tebessümün arkasında bir hesap arıyorlar.
Çünkü samimiyet saflıkla, iyi niyet enayilikle karıştırılıyor.
Birine güvenmek, onun eline koz vermek gibi görülüyor.
Dürüst olmak değil, karşısındakinden daha kurnaz olmak kazandırıyor sanılıyor.
İnsanlar artık “Ne hissettiririm?” diye değil, “Ne kazanırım?” diye düşünüyor.
Birinin ruhunu anlamak, onun zayıf noktasını bulmak kadar değerli görülmüyor.
Ve biz hâlâ kendimizi avutuyoruz.
Belki farkında değildir.
Belki ne yaptığını bilmiyordur.
Belki bir gün anlar.
Ama ya farkındaysa?
Ya seni neyin üzdüğünü biliyor ve tam da oradan incitiyorsa?
Ya sessizliğinin seni nasıl tükettiğini biliyor ama bunu bir güç gösterisine dönüştürüyorsa?
Ya seni kaybetmekten korktuğu hâlde, senin onu kaybetmekten daha çok korkmanı istiyorsa?
Ya bütün bunlar bir karakter kusuru değil de bilinçli bir tercihten ibaretse?
Sanırım o zaman insanın canını yalnızca yapılanlar değil, onlara yüklediği masumiyet de yakar.
Açık ki, bazı insanlar sevgiyi bile bir üstünlük mücadelesine dönüştürüyor.
Kim daha az özlerse, kim daha geç cevap verirse, kim daha az ihtiyaç duyuyormuş gibi görünürse onun kazanacağına inanıyorlar.
Sevmeyi değil, sevdiği insana karşı elini güçlendirmeyi öğreniyorlar.
İyilik bile bazen bir vicdanın sesi olmaktan çıkıp egonun gösterisine dönüşüyor.
Yardım etmek, affetmek, susmak, hatta özür dilemek bile üstünlük kurmanın başka bir yolu hâline gelebiliyor.
Belki de can yakan, insanın kötülük yapması değil, yaptığı kötülüğe kendisini bile inandıracak kadar iyi bir mazeret bulabilmesi.
Çünkü herkes kendisini haklı çıkarabilir.
Herkes kendi hikâyesinde iyi insan olabilir.
Ama kimse kendi niyetini anlatarak aklanamaz.
İnsan, biraz da başkasının canını yaktığında ne yaptığını bilip bilmediğiyle yüzleşmelidir.
Belki de artık şunu sormalıyız.
İnsanlar gerçekten ne yaptıklarının farkında değiller mi, yoksa yaptıklarının sonuçlarına katlanmamak için mi farkında değilmiş gibi davranıyorlar?
Çünkü bir davranışın yanlış olduğunu bilmekle, o yanlışı yapmaktan vazgeçmek aynı şey değil.
Galiba çoğu insan iyi olmayı değil, kötü olduğunda yakalanmamayı öğrenmiş...
Ya herkes her şeyi bilerek yapıyorsa?
Ya bizim saflık dediğimiz şey, başkalarının hesaplarının önünde durmayı reddeden son insani tarafımızsa?
O zaman belki de herkesten şüphe etmek değil, kime neden güvendiğimizi yeniden düşünmek zorundayız.
Zira masumiyet, inadına insani duruş, yapılan her şeyi görmezden gelmek değildir.
Ve bir insanın seni incittiğini anlamamasıyla, seni incittiğini bildiği hâlde devam etmesi arasında, koca bir karakter uçurumu vardır.











Yorum Yazın
Facebook Yorum