ÇOK DEĞERLİ DOSTLARIMA
“Bu sabah iki tane hediye açtım"
"Onlar benim gözlerimdi.”
Var ya.. İşte bu cümle, beni benden aldı.!
İnsanın ciğerinin köşesine işleyecek bir ifade..!
Kimin elinden, dilinden dökülmüşse, yüreğine sağlık.
“Ya... işte bu kadar basit.” diye düşündüm.
Biz hayattan ev, araba, markalı çanta, çocuğumuzun okulu, trafiğin tıkanmaması, yüzümüzün kırışmaması, daha ileri model akıllı telefon, eşimizden, sevgilimizden kıpkırmızı güller, patronumuzdan aferinler, banka hesabımızdan bolca sıfırlar beklerken, aslında en büyük hediyeyi üstümüzde taşıyoruz zaten.
Sabah sağlıkla açtığımız iki gözümüz !
Ben küçükken eskilerin, hani şu kocakarı deyimleri dediklerimizle çok dalga geçerdim. Anne ve Nine olduğumdan beri hepsini, ama hepsini, ağzımı doldura doldura söyler oldum.
Çok özür diliyorum o deyimlerden, hakkınızı yemişim, kıymetinizi bilememişim diyorum şimdi .
Meğer o sözlerde nasıl bir bilgelik gizliymiş.
Alın işte bir örnek daha, Anneannelerimiz, dedelerimiz bizi “iki gözüm” diye sevmezler miydi?
Şimdilerde kim kaldı “iki gözüm” diyen?
Eski nesiller, o iki gözün nasıl bir hediye olduğunun farkındalarmış.
Biz elimizde olanlara değil, olmayanlara odaklayan kapitalizm denen canavarın içinde büyüdüğümüz için, ne yazık ki pas geçiyoruz bu sıcacık duyguları..
Düşünsenize, her sabah bu hisle uyanmayı..
Hani ilk gözünüzü açtığınızda, ay işe geç kaldım, aman belim ağrımış,
Ah trafik tıkanmıştır bile,
Of of bilmemneyin taksidi diye başlamadan,
o iki gözün hediye olduğunu düşünmek..
Aslında her güne nasıl başlarsak öyle gidiyor farkında mısınız?
Neşeli, olumlu kalktığınız gün, her işiniz rast gider, herkes sizi çok güzel, çok hoş bulur, etrafınız dünya iyisi insan dolar da, nemrut kalktığınız sabahlar bütün terslikler sizi bulur ya hani..
Hah işte, af buyrun o terslikler sizsiniz.
Siz aynasınız aslında, ve siz hangi enerjiyi yayıyorsanız, onu çekersiniz bütün gün kendinize..
Ha, kolay mı derseniz,
Değil derim.
Ama bir de başardınız mı, dünyada sizden mutlusu yok.
Bugün bir fotoğraf sergisi gezdim : "Yaşsızlığı Seçenler”.
Fotoğraf sanatçısı Filiz Tülü,
güzel ülkemizin bilge yaşlılarını fotoğraflamış.
En genci 1944 doğumlu.
En kıdemlisi de, hayran olduğum kadın, şahane Muazzez İlmiye Çığ 1912 doğumluymuş. Ara Güler’den tutun Zeliha Berksoy’a kadar, “Yaşsızlığı Seçen” bir sürü kıymetli büyüğümüz.. Hayranlıkla izledim. Her fotoğrafın altında, bir paragraflık kısacık kendi ağızlarından metinler var.
Beni en çok ne etkiledi biliyor musunuz?
Onca farklı meslek grubundan, kadınlı erkekli insanın, ortak iki noktası var Birisi “öğretmek”. İkincisi “şükretmek” Mesleği gereği bir şeyler öğretenler, veya sonradan öğretmeye soyunanlar , zihnen ve bedenen genç kalıyorlar.
Fiziksel olarak da yaşını en göstermeyenlerin paragraflarında hep “şükretmekle” ilgili ifadeler vardı.
Beni okadar çok etkilediki, Gözlerimdeki rahatsızlığımın hiçte önemli olmadığının farkına varıp hep şükretmeyi öğrendim.....
“Bu da bana hayat dersi olsun” dedim içimden. Dayım geldi aklıma. Yakında doksan yaşına basacak, ama halen Hukuk Fakültesi’nde ders veriyor. Onu bunca yıl bu kadar dinç tutan, zihnini pırıl pırıl parlatan , işte bu öğretme aşkı olsa gerek diye düşündüm.
Ve şükretmek..
Ama öyle bıdı bıdı sadece ağzınla değil, taa içinden, tüm benliğinle inanarak şükretmek..
Her sabah iki hediye açar gibi gözlerimizi açtığımız sürece, yılların getirdiği yaşlar sadece birer rakamdan ibaret .
Ama...
Gözlerden önce "gönül" görüyor her şeyi..
İşte onu açmazsanız , gözler nafile bakıyor.
Ne dersiniz iki gözüm ?











Yorum Yazın
Facebook Yorum