Fikret Özdemir / Münih
MAHŞERE KALAN HESAP: BİR KUL HAKKI HİKÂYESİ
Bundan on iki, on üç yıl önceydi… Münih’te bir telefon geldi. Bir gazeteci arkadaş, “Seninle görüşmek istiyorum, Sıla Restorant’ta buluşalım” dedi. Ertesi gün buluştuk. Yüzünde farklı bir ifade vardı. Daha oturur oturmaz, “Sana bir şey itiraf edeceğim… ve aynı zamanda seni tebrik edeceğim” dedi.
İtirafı ağırdı…
“Senin hakkında olumsuz bir haber yapmak, seni yıpratmak için bilgi arıyorduk. Bunu bizden isteyenler oldu. Ama burada hiçbir şey bulamayınca Malatya’ya gittim. Bir hafta kaldım. Köyünü, ilçeni, seni tanıyan herkesi araştırdım. En ufak bir açık bulmak için uğraştım… ama bulamadım. Aksine hayran kaldım…”
Sonra ekledi:
“Seni tanıyan herkes dürüst, temiz, çalışkan ve inançlarına bağlı biri olduğunu belirtti.
Hak ve hukuk konusunda hassas ve tavizsiz olduğunu söylüyorlardı .”
Bu sözler ağır bir yük gibi çöktü içime. Çünkü bir insanın arkasından iftira hazırlamak için yola çıkıp, sonunda hakikati görmek… bu başka bir şeydi.
Ama asıl imtihan daha yeni başlıyordu.
Bir süre sonra aynı kişi, başka bir gazeteciyle tekrar geldi. Konuyu aynen anlattılar. Ama hâlâ gerçeğin tamamını söylemeye yanaşmadılar. “Kim yaptırdı?” sorusu cevapsız kaldı.
Derken bir gün telefonlar gelmeye başladı…
“Senin hakkında bir mail dolaşıyor…”
Okumadım bile. Umursamadım. Çünkü şunu biliyordum:
Yolda yürüyen herkesin arkasından havlayanlar olur. Mesele onların sesi değil, senin yürüyüşündür.
Bir gün yine karşıma çıktılar.
“Mail attık, duymadın mı?” dediler.
“Duydum” dedim.
“Ama sizi aramadım.”
Ve o an içimden geleni söyledim:
Necmettin Erbakan hocamızın bir sözü vardı:
“Her havlayan köpeğe taş atarsak menzile gidemeyiz.”
Ama ardından gözlerinin içine bakarak şunu da söyledim:
“Bu yazılanların iftira olduğunu sen de biliyorsun. Eğer ispat edersen ben senin elini ayağını öperim. Ama ispatlayamazsan… yarın Allah’ın huzurunda ne diyeceksin?”
Çünkü insan bazen dünyada susar…
Ama ahirette susmaz.
Ve o gün açıkça söyledim:
“Şimdi susacağım… ama on yıl sonra bunu yazacağım. Ve hakkımı helal etmiyorum.”
Aradan zaman geçti…
Defalarca geldiler…
Defalarca “Hakkını helal et” dediler…
Ben de tek bir şart söyledim:
“Kaç kişiye mail attıysan, aynı kişilere ‘Bu iftiraydı’ diyeceksin.”
“Beş bin kişi…” dedi.
Ama yapamadı…
Yapamadı değil… yapmadı.
Çünkü bazen insan, Allah’tan değil… insanlardan korkar.
O gün içimden kopan söz şu oldu:
“Sen dünyada korktuklarını ilah edinmişsin… Ben de hakkımı mahşere bırakıyorum.”
Yıllar geçti…
Ve bir gün, vefatlarına iki ay kala yine geldiler.
Bu sefer sesleri farklıydı…
Gözlerinde başka bir şey vardı…
“Yalan olduğunu biliyorduk… ama yine de yaptık…” dediler.
İşte insanın içini en çok yakan da budur…
Bilerek yapılan yanlış…
Ama yine şartımı yerine getirmediler.
Ve şimdi…
Aradan geçen onca yılın ardından…
Bu satırları yazıyorum.
Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurur:
“İftira edenler, büyük bir günah yüklenmişlerdir.” (Nisâ, 4/112)
Ve yine uyarır:
“Birbirinizin kusurunu araştırmayın, birbirinizi çekiştirmeyin.” (Hucurât, 49/12)
Çünkü iftira sadece bir söz değildir…
Bir kalbi kırmaktır…
Bir insanın itibarını karalamaktır…
Bir hayatı yaralamaktır…
Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Kimin üzerinde kardeşine ait bir hak varsa, altın ve gümüşün olmadığı gün gelmeden önce onunla helalleşsin.” (Buhârî)
Ve bir başka hadiste:
“Müflis; namaz, oruç ve zekâtla gelir. Ama birine iftira etmiş, birine zulmetmiş… Hak sahipleri onun sevaplarını alır. Sevapları yetmezse onların günahları ona yüklenir…” (Müslim)
Yine Efendimiz (s.a.v.), borç ve kul hakkı konusunda o kadar hassastı ki, cenaze namazına geldiğinde sorardı:
“Bu kardeşinizin borcu var mı?”
Borcu olduğu söylenince, “Siz kılın, ben kılmıyorum” diyerek geri dururdu.
Sevgili kardeşlerim
Kul hakkı öyle bir yüktür ki;
Omuzda taşınmaz… kalpte taşınır…
Ve insanı en çok da vicdanında yakar.
Şehit olsanız da kurtulamazsınız…
Evliya olsanız da kaçamazsınız…
Çünkü bu hak, Allah ile değil… kul ile çözülür.
Ben bugün hâlâ aynı yerdeyim:
Hakkımı helal etmiyorum.
Ama bu bir kin değildir…
Bu bir ibrettir.
Çünkü ben inanıyorum ki:
Mahşer günü herkes yalnız olacak…
Ne seni kullananlar olacak yanında…
Ne seni alkışlayanlar…
Sadece yaptıkların olacak…
Ve ben o gün,
Hakkımı alacağım.
Sakın kul hakkına girmeyin…
Sakın bir insanın onuruyla oynamayın…
Sakın “Unutulur” demeyin…
Çünkü unutulmaz…
Çünkü yazılır…
Çünkü Allah adildir.
Siz gittiniz…
Şimdi kabir âlemindesiniz.
Biz de geleceğiz…
Ama bilin ki,
ben hâlâ aynı yerdeyim.
Hakkımı helal etmiyorum.
Ve Allah’ın mahkemesinde,
mutlaka hesaplaşacağız!
Selam ve dua ile…
Allah’a emanet olun…



























Yorum Yazın