Kutsal Savaş Söylemi ve Ortadoğu’nun Bitmeyen Hesabı
Ortadoğu bir kez daha büyük güçlerin hesaplaşma sahnesine dönüştürülmek isteniyor. Bugün tartışılan mesele yalnızca İran değildir; mesele, bölgenin yeniden dizayn edilme iradesidir. ABD’de bazı askeri çevrelerde İran’la olası bir çatışmanın “ilahi planın parçası” gibi sunulduğuna dair iddialar, savaşın sadece jeopolitik değil, teolojik bir zemine de oturtulmaya çalışıldığını gösteriyor. Eğer inanç, askeri motivasyonun aracı haline getiriliyorsa, bu yalnızca bir strateji değil, aynı zamanda tehlikeli bir zihniyet göstergesidir.
Tarih bu tür söylemlere yabancı değil. Haçlı Seferleri, kutsal bir retorikle başlatıldı; sonuçta yüzyıllarca sürecek derin fay hatları bıraktı. 20. yüzyılın başında Sykes-Picot Anlaşması ile cetvelle çizilen sınırlar, bugün hâlâ kanayan yaraların temelini attı. 2003’teki Irak Savaşı, “özgürlük” ve “kitle imha silahları” söylemleriyle meşrulaştırıldı; geriye parçalanmış bir devlet yapısı ve milyonlarca mağdur kaldı. Aynı şekilde Arap Baharı sürecinde yükselen halk talepleri, birçok ülkede dış müdahale ve iç savaş sarmalına evrildi.
Her seferinde kullanılan dil değişti; ama sonuç değişmedi: Zayıflayan devletler, derinleşen mezhep çatışmaları, kalıcı istikrarsızlık.
Bugün İran üzerinden yürütülen baskı ve kuşatma politikası, bölgesel güç dengelerini yeniden kurma çabasının bir parçası olarak görülüyor. Tartışmalarda sıkça anılan “Büyük Ortadoğu Projesi” kavramı da tam olarak bu endişeye işaret ediyor: Parçalı, birbirine güvensiz, iç gerilimlerle meşgul ülkelerden oluşan bir coğrafya.
Ancak asıl tehlike dışarıdan gelen söylem kadar içeride üretilen dildir. Türkiye’de ya da başka ülkelerde meseleyi yalnızca mezhep eksenine indirgeyen yorumlar, büyük resmi gözden kaçırır. Jeopolitik hesapların döndüğü bir satranç tahtasında tartışmayı mezhep düzeyine hapsetmek, bölge halklarını birbirine karşı konumlandırmaktan başka bir işe yaramaz. Tarih, iç bölünmüşlüğün dış müdahalenin en güçlü dayanağı olduğunu defalarca gösterdi.
Osmanlı’nın son döneminde etnik ve mezhepsel ayrışmalar nasıl dış müdahaleleri kolaylaştırdıysa, bugün de benzer kırılganlıklar aynı riski taşımaktadır. 20. yüzyıl boyunca Ortadoğu’da yaşanan darbeler, iç savaşlar ve rejim değişiklikleri tesadüfi değildi; her biri küresel güç mücadelesinin bir uzantısıydı.
Bugün mesele İran’ı savunmak ya da eleştirmek değildir. Mesele, savaşın kutsal kavramlarla süslenerek meşrulaştırılmasına karşı ilkesel bir duruş sergilemektir. İnanç, toplumsal dayanışmanın temeli olabilir; fakat siyasal hesaplaşmaların cephanesi haline getirildiğinde yıkıcı bir güce dönüşür.
Ortadoğu’nun en büyük açmazı, sürekli dışarıdan yazılan senaryolara içeride figüran bulunabilmesidir. Eğer bölge ülkeleri kendi aralarındaki ihtilafları akılcı ve stratejik zeminde yönetemezse, her yeni kriz bir başka parçalanmanın kapısını aralayacaktır.
Tarih bize şunu söylüyor: Kutsal söylemlerle başlatılan savaşlar, kutsal bir düzen getirmedi. Sadece daha derin yaralar açtı.
Ve soru hâlâ ortada: Bu kez ders alınacak mı, yoksa aynı tarih bir kez daha farklı aktörlerle mi sahnelenecek?
İran halkına gönülden dualar ediyoruz. Rabbim zor zamanlarında yanlarında olsun, korkularını ferahlığa, sıkıntılarını selamete çevirsin. Mazlumların duası yerde kalmaz; Allah sabredenlere güç, direnenlere zafer nasip etsin.
Bu zor günlerde kardeşliğin, dayanışmanın ve ortak kader bilincinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. Acılar sınır tanımaz; umut da öyle… Dualarımız, kalplerimiz ve vicdanlarımız mazlumdan yana.
Ülkemizde son yıllarda savunma sanayisinde atılan büyük adımlar, yapılan dev yatırımlar için başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere vbu uğurda emek veren herkese de şükran borçluyuz. Güçlü olmak; sadece silah sahibi olmak değil, iradeye sahip olmak demektir. Bağımsızlığını koruyabilen milletler, yarınlara daha güvenle yürür.
Bugün söz ayrılık değil, birlik sözüdür. Bugün ses yükseltme değil, omuz omuza durma günüdür.
Unutmayalım: İlahi adalet şaşmaz. Gün gelir hesap görülür. Önemli olan o gün geldiğinde başımız dik, vicdanımız rahat bir şekilde durabilmektir.















Yorum Yazın
Facebook Yorum