İslam’ın Ölçüsü Siyaset Değil, Kur’an ve Sünnettir: Müslümanların Kendilerini Batıl ile Meşrulaştırma Sapması
İslam, hak ile batılı kesin çizgilerle ayıran ilahî bir nizamdır. Bu nizamda hak, insanların, çoğunlukların veya siyasi güçlerin belirlediği bir şey değildir. Hak yalnızca Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün sünnetidir. Buna rağmen günümüzde kendisini İslam’a nispet eden bazı kişi ve çevrelerin, açıkça İslam’ın adalet, doğruluk ve emanet ilkelerine aykırı davranışları eleştirildiğinde, kendilerini İslam’a göre savunmak yerine, batıl ideolojilerle kıyaslayarak meşrulaştırmaya çalışmaları, ciddi bir itikadî ve ahlakî sapmanın göstergesidir.
“Biz olmazsak daha kötüsü gelir” anlayışı, İslam’ın değil, cahiliye siyasetinin mantığıdır. Çünkü İslam’da ölçü, batıla göre daha az batıl olmak değil; hakka uygun olmaktır.
1. Müslümanın Tek Ölçüsü Allah ve Resûlü’dür
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça ve verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”
(Kur’an, Nisa 4:65)
İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle der:
“Allah Teâlâ, Resûlullah’ın hükmünü kabul etmeyen kimsenin iman etmiş olmayacağını açıkça bildirmiştir.”
(İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ân’il-Azîm, Nisa 65)
Bu hüküm son derece açıktır: Müslümanın ölçüsü siyaset, ideoloji veya güç dengesi değil, Resûlullah’ın hükmüdür.
Allah ayrıca şöyle buyurur:
“Allah ve Resûlü bir konuda hüküm verdiği zaman, hiçbir mümin erkek ve mümin kadın için kendi işlerinde tercih hakkı yoktur.”
(Kur’an, Ahzab 33:36)
İmam Taberî bu ayet hakkında şöyle der:
“Bu ayet, müminin Allah ve Resûlü’nün hükmüne muhalefet etmesinin caiz olmadığını gösterir.”
(Taberî, Câmiu’l-Beyân, Ahzab 36)
Bugün ise bazı Müslümanların, Allah ve Resûlü’nün açık hükümleri yerine siyasi çıkarları ölçü hâline getirmesi, bu ilahî ilkeye açık bir aykırılıktır.
2. Batıl ile Kendini Savunmak, Münafıkların Özelliğidir
Allah Teâlâ münafıkları şöyle tanımlar:
“Onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin! Onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat farkında değiller.”
(Kur’an, Bakara 2:11-12)
İbn Kayyım bu ayet hakkında şöyle der:
“Bu, batıl üzere oldukları hâlde kendilerini hak üzere zannedenlerin durumudur.”
(İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn, c.1, s.128)
Bugün İslam’ın açık hükümlerine aykırı davranışları, “daha kötüsünü engelliyoruz” diyerek savunmak, aynı mantığın modern bir yansımasıdır.
Çünkü İslam’da yanlış, daha büyük bir yanlışın varlığıyla doğru hâline gelmez.
3. Hak, Çoğunluğa veya Güce Göre Değil, Vahye Göre Belirlenir
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.”
(Kur’an, En’am 6:116)
İmam Kurtubî bu ayeti şöyle açıklar:
“Bu ayet, hakkın çoğunlukla değil, delille bilineceğini gösterir.”
(Kurtubî, el-Câmi li Ahkâmi’l-Kur’ân, En’am 116)
Dolayısıyla bir Müslümanın kendisini siyasi çoğunluk, güç veya alternatif korkusuyla savunması, İslam’ın hak anlayışıyla bağdaşmaz.
4. Yanlışı Savunmak Büyük Bir Günah ve Sapmadır
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim haksız olduğunu bildiği bir davayı savunursa, Allah’ın gazabı altındadır.”
(Ebu Davud, Akdiye, 14; İbn Mace, Ahkam, 7)
İmam Nevevî bu hadis hakkında şöyle der:
“Bu hadis, batılı savunmanın haram olduğunu açıkça göstermektedir.”
(Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim)
Bugün bazı Müslümanların açık yanlışları, siyasi sadakat adına savunması, bu tehdidin kapsamına giren tehlikeli bir durumdur.
5. Sahabe Kendini Batıl ile Değil, Hak ile Ölçmüştür
Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir:
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.”
(Tirmizî, Kıyamet, 25)
Hiçbir sahabi, yanlış yaptığında kendisini müşriklerle kıyaslayarak savunmamıştır. Aksine, en küçük hatalarında bile tövbe etmişlerdir.
İmam Malik şöyle demiştir:
“Bu ümmetin sonu, ancak ilk neslin düzeldiği şeyle düzelir.”
(Şatibî, el-İtisam, c.1, s.28)
İlk nesil ise yanlışlarını batıl ile kıyaslayarak değil, doğrudan Kur’an ve sünnet ile düzeltmiştir.
6. Batıl ile Kendini Kıyaslamak, Hak Ölçüsünden Sapmaktır
İbn Teymiyye şöyle der:
“Bir kimsenin, kendi hatasını başkasının hatasıyla savunması, ne aklen ne de dinen kabul edilir.”
(İbn Teymiyye, Mecmu’u’l-Fetava, c.28, s.234)
Çünkü İslam’da sorumluluk bireyseldir.
Allah şöyle buyurur:
“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”
(Kur’an, En’am 6:164)
Dolayısıyla bir Müslümanın kendisini batıl ideolojilere bakarak temize çıkarmaya çalışması, İslam’ın sorumluluk ve hesap anlayışına aykırıdır.
Sonuç: Bu Sapma, İslam’ın Ölçüsünden Uzaklaşmadır
Bugün bazı Müslümanların kendilerini Kur’an ve sünnet ile değil, batıl ideolojilerle kıyaslayarak savunmaları, İslam’ın hak merkezli ölçüsünden uzaklaştıklarının açık bir göstergesidir.
Bu yaklaşım:
• İslam’ın hak anlayışına aykırıdır
• Sahabenin yoluna aykırıdır
• Kur’an’ın adalet anlayışına aykırıdır
• ve münafıkların mantığına benzemektedir
Çünkü İslam’da ölçü şudur:
“Hak Rabbindendir.”
(Kur’an, Kehf 18:29)
Müslümanın görevi, batıldan daha az batıl olmak değil, hak üzere olmaktır.
Aksi hâlde kişi, farkında olmadan hak ölçüsünü terk edip, cahiliyenin göreceli ahlak anlayışına sürüklenebilir.
Kaynakça
Kur’an-ı Kerim
Hadis Kaynakları:
• Sahih-i Müslim
• Sünen-i Ebu Davud
• Sünen-i Tirmizî
• Sünen-i İbn Mace
• Muvatta, İmam Malik
Tefsir Kaynakları:
• İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ân’il-Azîm
• Taberî, Câmiu’l-Beyân
• Kurtubî, el-Câmi li Ahkâmi’l-Kur’ân
Akide ve İslam Düşüncesi Kaynakları:
• İbn Teymiyye, Mecmu’u’l-Fetava
• İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn
• Şatibî, el-İtisam
• Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim















Yorum Yazın
Facebook Yorum