Güç, Dokunulmazlık ve Ahlaki Çöküş: Epstein Dosyasının İslam Ahlak Felsefesi Açısından Tahlili
Bu makale, Jeffrey Epstein dosyasını münferit bir kriminal hadise olarak değil, modern seküler güç ilişkilerinin ürettiği yapısal bir ahlak krizinin tezahürü olarak ele almaktadır. Çalışma, İslam ahlak düşüncesindeki “emanet”, “kul hakkı”, “zulüm” ve “hesap bilinci” kavramları üzerinden söz konusu olayın teorik bir değerlendirmesini yapmayı amaçlar. Temel tez şudur: İlahi sorumluluk fikrinden kopmuş güç birikimi, hukuki denetim mekanizmalarını etkisizleştirerek elit dokunulmazlık üretmekte; bu durum ise sistematik istismara zemin hazırlamaktadır.
Son yıllarda küresel ölçekte ortaya çıkan cinsel istismar ve insan ticareti dosyaları, yalnızca adli vakalar olarak değil, aynı zamanda modern toplumların etik yapısına ilişkin ciddi sorular doğurmaktadır. Epstein dosyası bu bağlamda, suçun bireysel sapkınlıkla açıklanamayacağı; aksine siyasal, ekonomik ve kültürel ağlarla örülü bir koruma sisteminin varlığını ima ettiği için analitik önem taşımaktadır.
Bu çalışma, meseleyi iki varsayım üzerinden inceler:
1. Güç yoğunlaşması, ahlaki denetimden koparıldığında sistematik zulüm üretir.
2. İslam ahlak teorisi, bu kopuşu açıklamak için tutarlı kavramsal araçlar sunar.
Dolayısıyla amaç, olayı teolojik bir retorikle değil; normatif-etik bir çerçeveyle analiz etmektir.
2. Kuramsal Çerçeve: İslam Ahlakında Sorumluluk ve Güç
İslam ahlak düşüncesinde insan, mutlak fail değil; emanet taşıyıcısıdır.¹
Bu yaklaşım, modern bireyci etik anlayıştan radikal biçimde ayrılır.
Modern seküler paradigmada:
• güç → hak üretir
İslam ahlakında ise:
• güç → sorumluluk üretir
Bu tersine çevirme, siyasal ve ekonomik otoritenin ontolojik statüsünü değiştirir. Yönetici, zengin ya da nüfuz sahibi olmak bir ayrıcalık değil; hesap yükümlülüğüdür.²
Bu bağlamda, denetlenmeyen güç “fitne” ve “zulüm” kategorisinde değerlendirilir.³
Epstein vakasında görülen dokunulmazlık ağı, tam da bu teorik uyarının somut bir örneğidir.
3. Yapısal Suç ve Elit Dokunulmazlığı
Kriminoloji literatürü, bazı suçların bireysel olmaktan çok yapısal olduğunu vurgular.⁴
Bu tür vakalarda:
• siyasal koruma
• medya sessizliği
• ekonomik çıkar birliktelikleri
• yargısal gevşeklik
birlikte çalışır.
Epstein dosyasında iddia edilen ağ, bu yapısal modele uygundur. Suçun uzun süre görünmez kalması, failin kişisel maharetinden ziyade çevresel rızaya işaret eder.
İslam hukukunda bu durum “zulme rıza” kavramıyla açıklanır ve fiilî suçla ahlaki sorumluluk arasında keskin bir ayrım yapılmaz.⁵
Dolayısıyla mesele yalnızca failin cezalandırılması değil; sistemin ahlaki meşruiyetinin sorgulanmasıdır.
4. Kul Hakkı ve Çocuk İstismarı
İslam düşüncesinde suçlar, Allah’a karşı ve kullara karşı olmak üzere ikiye ayrılır.
Kul hakkına giren fiiller, telafisi en zor ihlaller olarak değerlendirilir.⁶
Çocuk istismarı ise:
• irade asimetrisi
• savunmasızlık
• güç eşitsizliği
nedeniyle zulmün en yoğun biçimidir.
Bu çerçevede söz konusu fiil, yalnızca hukuki değil; ontolojik bir ihlal olarak görülür. Yani insanın “emanet” oluşuna doğrudan saldırıdır.
Modern liberal söylemin “rızaya dayalı özel alan” kavramı, çocuk söz konusu olduğunda tamamen çöker. Bu nedenle Epstein vakası, yalnızca etik bir problem değil; medeniyet tasavvuruna dair bir krizdir.
5. Seküler Hukukun Sınırları
Seküler hukuk, yaptırım gücünü kurumsal otoriteden alır.
Ancak bu otorite elit çıkarlarla iç içe geçtiğinde hukuk işlevsizleşir.
Bu noktada üç problem ortaya çıkar:
1. Hukukun seçici uygulanması
2. Medyanın manipülasyonu
3. Kamu vicdanının bastırılması
İslam ahlakının “ilahi gözetim” ilkesi ise hukukun ötesinde sürekli bir iç denetim mekanizması üretir.⁷
Başka bir ifadeyle, görünmeyen yerde de sorumluluk devam eder.
Bu metafizik temel olmadan, ahlak yalnızca denetim olduğu sürece işler; denetim ortadan kalktığında çözülür.
Epstein örneği, bu çözülmenin dramatik bir tezahürüdür.
6. Sonuç
Epstein dosyası, bireysel bir kriminal sapma değil; modern güç yapılarının ahlaki kırılganlığını ortaya koyan yapısal bir vakadır.
İslam ahlak perspektifi şu sonuçlara işaret eder:
• Güç emanet olarak görülmediğinde istismar kaçınılmazdır.
• Sessizlik ahlaki ortaklıktır.
• Çocuklara yönelik zulüm, toplumun meşruiyetini temelden sarsar.
• İlahi sorumluluk fikri olmaksızın hukuk tek başına yeterli değildir.
Dolayısıyla mesele bir “skandal” değil, bir ahlaki teşhistir.
Bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi, elitlerinin ihtişamıyla değil; en zayıf bireylerinin güvenliğiyle ölçülür.
Dipnotlar
1. Kur’an, Ahzâb 33/72 (emanet kavramı).
2. Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, “Emirlik ve Mesuliyet” bahsi.
3. Kur’an, Bakara 2/205 (fesat ve zulüm ilişkisi).
4. Clinard & Quinney, Criminal Behavior Systems, yapısal suç yaklaşımı.
5. İbn Teymiyye, el-Hisbe fi’l-İslâm, toplumsal sorumluluk vurgusu.
6. Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, kul hakkı bölümleri.
7. Kur’an, Zilzâl 99/7-8 (en küçük amelin dahi hesaba çekilmesi).














Yorum Yazın
Facebook Yorum