Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e göre tevhid, yalnızca Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmek değildir.
Tevhid; Rubûbiyet, Ulûhiyet ve Esmâ-Sıfat alanlarında Allah’ı tek fail, tek hüküm sahibi ve tek mutasarrıf bilmektir.
Bu çerçevede şu cümle masum değildir:
“Ben olmazsam bu dava batar.”
Bu söz, akaid açısından Rubûbiyet tevhidine aykırıdır.
1. Rubûbiyet Tevhidi Açısından
Ehl-i Sünnet’e göre Rubûbiyet şudur:
Yaratmak, yaşatmak, sürdürmek, yönlendirmek ve sonuçlandırmak yalnızca Allah’a aittir.
Kur’an bu ilkeyi net koyar:
“Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeye vekildir.” (Zümer, 39/62)
Bir kulun, bir davanın devamını kendi varlığına bağlaması, fiilen şunu söylemektir:
“Allah’ın fiili benim üzerimden zorunlu olarak gerçekleşir.”
Bu, sebepleri mutlaklaştırmaktır.
Ehl-i Sünnet’e göre sebepler vardır ama müessir değildir.
Müessir olan yalnızca Allah’tır.
İmam Mâturîdî ve Eş‘arî çizgide ortak ilke şudur:
Sebep yaratmaz, Allah yaratır.
Sebebi merkeze koyan, akaidde sapar.
2. Kader İnancı Açısından
Ehl-i Sünnet kaderi inkâr etmez, kul iradesini de yok saymaz.
Ama neticeyi Allah’a verir.
Kur’an:
“Allah dilediğini yapar.” (Hacc, 22/18)
“Ben olmazsam dava çöker” demek, kader açısından şu iddiayı içerir:
“Allah’ın takdiri benim varlığıma bağlıdır.”
Bu söz, kader inancını zedeleyen bir kibirdir.
Kul kendini ilâhî planın sigortası ilan edemez.
3. Ulûhiyet Tevhidi ve İtaat Meselesi
Ehl-i Sünnet’te itaat sınırlıdır.
Şartsız itaat yalnızca Allah’adır.
Peygamber için bile sınır vardır:
“İtaat ancak maruf olanadır.” (Buhârî, Müslim)
Şartsız biat talep eden,
hesap vermeyi reddeden,
eleştiriyi fitne sayan biri,
farkında olmadan ulûhiyet alanına taşmaktadır.
Kur’an bu sapmayı şöyle tanımlar:
“Onlar bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler.” (Tevbe, 9/31)
Ehl-i Sünnet uleması bu ayeti açıklarken şunu söyler:
“Helali haram, haramı helal kılanlara itaat etmek, onları rab edinmektir.”
Rab edinmek için secde gerekmez.
Hükümde teslimiyet yeterlidir.
4. Peygamber Tasavvuru Bile Buna İzin Vermez
Ehl-i Sünnet, Peygamber’i sever, yüceltir ama ilahlaştırmaz.
Kur’an Peygamber’e bile şunu söyletir:
“Ben ancak bir beşerim.” (Kehf, 18/110)
Ve:
“Sen onların üzerinde zorba değilsin.” (Ğâşiye, 88/22)
Peygamber bile kendini davanın garantörü görmezken,
bir kulun kendini olmazsa olmaz ilan etmesi,
akaid ölçüsünde taşkınlıktır.
5. Şeytanî Kıyas Noktası
Şeytan Allah’ı inkâr etmedi.
Ama kendini merkeze koydu.
“Ben ondan hayırlıyım.” (A‘raf, 7/12)
Bugün “Ben olmazsam dava biter” diyen de aynı kıyası yapar:
“Ben olmazsam hak yürümez.”
Bu, kibre dayalı bir itikad bozukluğudur.
Son Ehl-i Sünnet Hükmü
Ehl-i Sünnet’e göre:
• Allah’ın dini şahısla kaim değildir.
• Dava liderle özdeşleşmez.
• Allah kuluna muhtaç olmaz.
Allah dilerse kulunu kullanır,
dilerse onu kenara alır.
Ama davasını kimseye zimmetlemez.
Kur’an noktayı koyar:
“Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” (Saff, 61/8)
Sen yoksan da nur tamamlanır.
Ama sen kendini merkeze koyarsan,
sorun dava değil, senin itikadındır.















ah be kardesim basit bir camii baskani bile ben olmasam camii batar sevdasinda kibirde seytani bile gecmis durumdalar. koltuga oturan kalkmiyor koltuga oturan hz. ömeri anlatip karun ve ebu cehil gibi yasiyor
muzaffer
19-01-2026 16:01