Ortadoğu’da kurgulanan büyük satranç oyununun taşları yıllardır sessizce diziliyor. Bugüne dek Irak ve Suriye’de uygulamaya konulan sözde barış planları, aslında bölgesel parçalanma ve kontrol stratejisinin temel parçalarıydı. Şimdi ise sıra geldi İran’a… ve ardından Türkiye’ye.
Irak’ta özerklik adı altında fiili bölünme sağlandı. Suriye’de “güvenli bölge” görüntüsüyle terörün önüne kalkanlar örüldü. Kobani bahanesiyle açılan koridorlar, bugün sınır güvenliğini tehdit eden cephe hatlarına dönüştü. PYD/YPG gibi yapılar, terör örgütü oldukları unutularak küresel aktörlerin “müttefiki” ilan edildi. Üstelik Türkiye’nin onayıyla geçilen topraklar, bugün Türkiye’nin güvenliğine yönelen namlulara ev sahipliği yapıyor.
Ve şimdi gözler İran üzerinde. Mezhep üzerinden kaşınan fay hatları, etnik ayrılıklar, muhalefet hareketleri ve ekonomik baskılar; bir araya getirildiğinde aynı “çözüm” ambalajıyla servis edilen bir sürecin İran versiyonuna zemin hazırlıyor. “İran da demokratikleşmeli, halk özgürleşmeli” diyen diller, geçmişte “Irak’a barış gelecek” diye konuşuyordu.
Bu senaryonun son sahnesi ise Türkiye. Uzun vadeli hedef net: Türkiye’yi içeriden yumuşatmak, dışarıdan kuşatmak, ve milletin zihnini sloganlarla teslim almak. “Analar ağlamasın”, “çocuklar babasız kalmasın”, “terörsüz Türkiye”… Bu ifadeler, kulağa ne kadar hoş gelse de, perde arkasındaki senaryoyu örtmeye yetmiyor.
Yorum Yazın
Facebook Yorum