<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Haber Vizyon</title>
        <link>https://www.habervizyon.de/</link>
        <description>Haber Vizyon</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Gasp  Edilen Hak, İman Davasıdır: Zulme Rıza Göstermek İhanettir!</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gasp-edilen-hak-iman-davasidir-zulme-riza-gostermek-ihanettir-245</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gasp-edilen-hak-iman-davasidir-zulme-riza-gostermek-ihanettir-245</guid>
                <description><![CDATA[Gasp  Edilen Hak, İman Davasıdır: Zulme Rıza Göstermek İhanettir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün, İslam’ın izzetini kendi ikballeri için paspas edenlere, "kul hakkı" denilince kafasını çevirenlere ve kamu malını "ganimet" sofrasına meze yapanlara karşı hakikatin kılıcını kuşanma vaktidir. Birilerinin lüksü, milyonların açlığı ve mahrumiyeti üzerine kurulmuşsa; orada dinden değil, ancak dini maske edinmiş bir yağma düzeninden bahsedilebilir.<br />
1. Mahkeme-i Kübra’nın Şaşmaz Terazisi<br />
İslam hukukunda Allah, kendi hukukuna karşı işlenen hataları (şirk hariç) dilerse affedeceğini müjdeler. Ancak mevzu "kul hakkı" olduğunda, Yüce Yaratıcı aradan çekilir ve hükmü hak sahibine bırakır. Bu, ilahi adaletin en sarsıcı gerçeğidir.<br />
Delil (Hadis-i Şerif):<br />
"Müflis kimdir bilir misiniz? O, kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelir. Ancak şuna sövmüş, buna iftira atmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüştür. Sonunda iyilikleri bunlara dağıtılır. İyilikleri tükenince, hak sahiplerinin günahları ona yüklenir ve cehenneme atılır." (Müslim, Birr 59)<br />
Senin rızkını çalan, sadece parana el koymamıştır; senin ve ailenden çaldığı huzuru, geleceği ve emeği de sırtına yüklenmiştir. O yükün altında ezilmek, onun kaderidir.<br />
1. Kamu Malı: Milyonların Ahı, Mahşerin Vebali<br />
Şahsi malın hırsızlığı bir kişiyle hesaplaşmayı gerektirir; ancak kamu malını (beytülmali) yağmalamak, 85 milyonun hakkına girmektir. Kamu malından bir hırka bile çalanın cenaze namazını kılmayan bir Peygamber’in ümmeti olduğunu iddia edenler, bugün trilyonları "minareye kılıf" uydurarak yutuyorlar.<br />
Delil (Ayet):<br />
"Kim emanete hıyanet ederse (kamu malından çalarsa), kıyamet günü hıyanet ettiği şeyle (o malı boynuna yüklenmiş olarak) gelir." (Âl-i İmrân, 161)<br />
Kamu malını yemek, sadece bir suç değil, devasa bir toplumsal cinayettir. Bu hakkı helal etmek, gelecek nesillerin rızkının çalınmasına onay vermektir.<br />
1. Kâbe ve İbadetler "Günah Aklama" Makinesi Değildir<br />
Haram parayla alınan ihram, mazlumun kanıyla yıkanmış gibidir. Kursağında haram lokma olanın ne secdesi makbuldür ne de duası semaya ulaşır. Haram servetle Kâbe’ye koşanlar, Allah’ı (hâşâ) kandıracaklarını mı sanıyorlar?<br />
Hz. Peygamber’in uyarısı nettir:<br />
"Haramla beslenen bir vücuda ancak ateş layıktır." (Tirmizî, Cum'a 79)<br />
Zalimlerin gösterişli ibadetleri, sadece kendi vicdanlarını uyuşturmak için kullandıkları birer afyondur. İlahi adalet, "parayı verip günah sıfırlama" üzerine kurulu bir borsa değildir!<br />
1. Din Tüccarları ve "Helal Et" Operasyonu<br />
Etrafımızda "Affetmek büyüklüktür, sevap kazanırsın" diyerek zalimi korumaya alan, makamların, paranın &nbsp;ve sofraların uydusu olmuş hoca kılıklı sahtekârlar türedi. Bu zevat, dini; hırsızın kaçış yolu, mazlumun ise sus payı olarak pazarlıyor.<br />
Hakkını helal etmeni isteyen bu güruh, aslında zulmün çarkına yağ sürüyor. İslam, "İzzet Müminlerindir" der. Kendi hakkını savunmayan, kendisine yapılan zulme ses çıkarmayan kişi, zalimin iştahını kabartır. Hakkını çiğnetmek merhamet değil, acizliktir; zalime cesaret vermektir.<br />
Sonuç: Mahşerde Görüşmek Üzere!<br />
Sevgili kardeşim; eğer hakkını bilerek, isteyerek ve utanmadan yiyen birileri varsa; sakın "Boşver" deme. Helal etme! * O hakkı helal etmemek, adalete olan sadakatindir.<br />
* O hakkı helal etmemek, zalime "dur" demektir.<br />
* O hakkı helal etmemek, "Benim Rabbim adildir, senin yanına bırakmaz" demektir.<br />
Gerekirse hesabı mahşere bırak. Çünkü o gün, paranın geçmediği, torpilin işlemediği, sadece "hak" konuşulduğu o büyük günde; senin bir "Hayır, helal etmiyorum!" sözün, onların tüm sahte saltanatlarını yerle bir etmeye yetecektir.<br />
Unutma: Mazlumun ahı, ilahi adaletin en keskin kılıcıdır.</p>

<p>Ben vatandaş olarak kamunun, vakıfların ve ümmetin malına nefsi &nbsp;ve nesli için ihanet edenlere hakkımı asla helal etmiyorum ve Allah’ın mahkemesinde hesaplaşacağız Allaha yemin olsunki!</p>

<p>Fikret Özdemir<br />
10.04.2026</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:52:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAŞBUĞ TÜRKEŞ’İ ANMAK, FİKİRLERİNİ YAŞATMAKLA MÜMKÜNDÜR…</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/basbug-turkesi-anmak-fikirlerini-yasatmakla-mumkundur-244</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/basbug-turkesi-anmak-fikirlerini-yasatmakla-mumkundur-244</guid>
                <description><![CDATA[BAŞBUĞ TÜRKEŞ’İ ANMAK, FİKİRLERİNİ YAŞATMAKLA MÜMKÜNDÜR…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BAŞBUĞ TÜRKEŞ’İ ANMAK, FİKİRLERİNİ YAŞATMAKLA MÜMKÜNDÜR…</p>

<p><strong>Mustafa FINDIK</strong></p>

<p>Merhum başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’ i vefatının 29. Yıl dönümünde rahmet ve şükranla andık. Mekanı cennet olsun, O’nun izinde yürüyen milyonların ‘davasını zafere erdirecekleri günler’nasip olsun.</p>

<p>Merhum Alparslan Türkeş’ in her biri Türkiye’ nin dününe, bugününe ve yarınına ışık tutan tespit , teşhis ve tahlillerinin ne kadar isabetli olduğu ortada iken; gerek Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) &nbsp;içerisinde gerekse kardeş kuruluşlarca hak ettiği yerlerde tutulmamakta oluşu, adeta TÜRKEŞÇİLİK’in unutturulmak istenmesi intibaı verilmektedir. Gerek Türkeş ailesinin kurduğu vakıf, gerekse MHP’ nin öncülüğünde kurulan; ‘ALPARSLAN TÜRKEŞ SİYASET AKADEMİSİ VAKFI’ adlarına layık çalışmalar ortaya koyamamaktadır…<br />
Biz bu tespitlerden sonra Türk Dünyası’nın DEDE KORKUT’u Merhum Ozan ARİF’ in : TURAN ADAMDI şiirini sizlere aktarmakla yetineceğiz:.</p>

<p>Rahmet, minnet, saygı ve özlemle anıyoruz.<br />
<br />
<strong>ADAMDI</strong><br />
<br />
Unutmak mümkün mü Başbuğ Türkeş'i,<br />
Türkeş bu davayı kuran adamdı.<br />
“Türkeşçi„ der halâ bize çok kişi,<br />
Bir nesile isim veren adamdı.<br />
<br />
O, Türk Birliği'nin düşüp peşine,<br />
O aşkla girmişti seksen yaşına,<br />
Bana göre Türkeş başlı başına,<br />
“Kızıl Elma„ yani “Turan„ adamdı.<br />
<br />
Bu uğurda çekmediği kalmadı,<br />
İhtilâl yaptılar teslim olmadı!<br />
İpten döndü ipten, yine yılmadı,<br />
Zulümlere göğüs geren adamdı.<br />
<br />
İnanmış gönüller onun yeriydi,<br />
Çünkü gönüllerin seferberiydi<br />
Gönül adamıydı, gönül eriydi,<br />
Toparlayan adam, deren adamdı.<br />
<br />
Ömür sürdü hak yolundan kopmadan,<br />
Hele ibadette şirke sapmadan,<br />
Gösteriş yapmadan, riya yapmadan,<br />
Kâbeye yüzünü süren adamdı.<br />
<br />
Siyaset yaparken, gezerken il il,<br />
Halkı kandırmaya etmezdi meyil!<br />
Aklını gelecek seçime değil,<br />
Gelecek nesile veren adamdı.<br />
<br />
Üç rey için yalan denen illete,<br />
Rağbet edip hiç düşmedi zillete!<br />
Kolay kolay söz vermezdi millete,<br />
Verirse sözünde duran adamdı.<br />
<br />
EI biri bilmezken bini bilirdi,<br />
Çakalın yattığı ini bilirdi,<br />
Amerika, Rusya, Çin'i bilirdi,<br />
Tuzaklara aklı eren adamdı.<br />
<br />
“Sovyet Rusya çöker„ tespiti vardı,<br />
Çoğu bu tespite kulak tıkardı,<br />
Ve tarih Türkeş'i haklı çıkardı,<br />
Türkeş ileriyi gören adamdı.<br />
<br />
Millî mevzularda duruma bakıp,<br />
Hatda Başbakan'ı ardına takıp,<br />
Gece üçte Genel Kurmay'dan çıkıp,<br />
Dörtte Çankaya'ya giren adamdı!<br />
<br />
Ne icazet aldı, ne de eğildi,<br />
O düşmanı düşman, dostu dost bildi,<br />
Mecliste olması şart da değildi,<br />
Masaya yumruğu vuran adamdı.<br />
<br />
Hülâsa hayatı romandı roman,<br />
Romana da sığmaz o ehl-i iman...<br />
“Vatana ihanet„ gördüğü zaman,<br />
Bunun hesabını soran adamdı.<br />
<br />
Bu Arif‘i dinle, Türkeş'i anla,<br />
O Türkeş ki, azim ve de imanla,<br />
Korkunç engelleri, sıfır imkânla,<br />
Yıkıp hedefine varan adamdı...<br />
<br />
OZAN ARİF&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/ozan1.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 12:44:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kutsal Savaş Söylemi ve Ortadoğu\&#039;nun Bitmeyen Hesabı</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kutsal-savas-soylemi-ve-ortadogunun-bitmeyen-hesabi-243</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kutsal-savas-soylemi-ve-ortadogunun-bitmeyen-hesabi-243</guid>
                <description><![CDATA[Kutsal Savaş Söylemi ve Ortadoğu\'nun Bitmeyen Hesabı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kutsal Savaş Söylemi ve Ortadoğu’nun Bitmeyen Hesabı</p>

<p>Ortadoğu bir kez daha büyük güçlerin hesaplaşma sahnesine dönüştürülmek isteniyor. Bugün tartışılan mesele yalnızca İran değildir; mesele, bölgenin yeniden dizayn edilme iradesidir. ABD’de bazı askeri çevrelerde İran’la olası bir çatışmanın “ilahi planın parçası” gibi sunulduğuna dair iddialar, savaşın sadece jeopolitik değil, teolojik bir zemine de oturtulmaya çalışıldığını gösteriyor. Eğer inanç, askeri motivasyonun aracı haline getiriliyorsa, bu yalnızca bir strateji değil, aynı zamanda tehlikeli bir zihniyet göstergesidir.</p>

<p>Tarih bu tür söylemlere yabancı değil. Haçlı Seferleri, kutsal bir retorikle başlatıldı; sonuçta yüzyıllarca sürecek derin fay hatları bıraktı. 20. yüzyılın başında Sykes-Picot Anlaşması ile cetvelle çizilen sınırlar, bugün hâlâ kanayan yaraların temelini attı. 2003’teki Irak Savaşı, “özgürlük” ve “kitle imha silahları” söylemleriyle meşrulaştırıldı; geriye parçalanmış bir devlet yapısı ve milyonlarca mağdur kaldı. Aynı şekilde Arap Baharı sürecinde yükselen halk talepleri, birçok ülkede dış müdahale ve iç savaş sarmalına evrildi.</p>

<p>Her seferinde kullanılan dil değişti; ama sonuç değişmedi: Zayıflayan devletler, derinleşen mezhep çatışmaları, kalıcı istikrarsızlık.</p>

<p>Bugün İran üzerinden yürütülen baskı ve kuşatma politikası, bölgesel güç dengelerini yeniden kurma çabasının bir parçası olarak görülüyor. Tartışmalarda sıkça anılan “Büyük Ortadoğu Projesi” kavramı da tam olarak bu endişeye işaret ediyor: Parçalı, birbirine güvensiz, iç gerilimlerle meşgul ülkelerden oluşan bir coğrafya.</p>

<p>Ancak asıl tehlike dışarıdan gelen söylem kadar içeride üretilen dildir. Türkiye’de ya da başka ülkelerde meseleyi yalnızca mezhep eksenine indirgeyen yorumlar, büyük resmi gözden kaçırır. Jeopolitik hesapların döndüğü bir satranç tahtasında tartışmayı mezhep düzeyine hapsetmek, bölge halklarını birbirine karşı konumlandırmaktan başka bir işe yaramaz. Tarih, iç bölünmüşlüğün dış müdahalenin en güçlü dayanağı olduğunu defalarca gösterdi.</p>

<p>Osmanlı’nın son döneminde etnik ve mezhepsel ayrışmalar nasıl dış müdahaleleri kolaylaştırdıysa, bugün de benzer kırılganlıklar aynı riski taşımaktadır. 20. yüzyıl boyunca Ortadoğu’da yaşanan darbeler, iç savaşlar ve rejim değişiklikleri tesadüfi değildi; her biri küresel güç mücadelesinin bir uzantısıydı.</p>

<p>Bugün mesele İran’ı savunmak ya da eleştirmek değildir. Mesele, savaşın kutsal kavramlarla süslenerek meşrulaştırılmasına karşı ilkesel bir duruş sergilemektir. İnanç, toplumsal dayanışmanın temeli olabilir; fakat siyasal hesaplaşmaların cephanesi haline getirildiğinde yıkıcı bir güce dönüşür.</p>

<p>Ortadoğu’nun en büyük açmazı, sürekli dışarıdan yazılan senaryolara içeride figüran bulunabilmesidir. Eğer bölge ülkeleri kendi aralarındaki ihtilafları akılcı ve stratejik zeminde yönetemezse, her yeni kriz bir başka parçalanmanın kapısını aralayacaktır.</p>

<p>Tarih bize şunu söylüyor: Kutsal söylemlerle başlatılan savaşlar, kutsal bir düzen getirmedi. Sadece daha derin yaralar açtı.</p>

<p>Ve soru hâlâ ortada: Bu kez ders alınacak mı, yoksa aynı tarih bir kez daha farklı aktörlerle mi sahnelenecek?<br />
İran halkına gönülden dualar ediyoruz. Rabbim zor zamanlarında yanlarında olsun, korkularını ferahlığa, sıkıntılarını selamete çevirsin. Mazlumların duası yerde kalmaz; Allah sabredenlere güç, direnenlere zafer nasip etsin.</p>

<p>Bu zor günlerde kardeşliğin, dayanışmanın ve ortak kader bilincinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. Acılar sınır tanımaz; umut da öyle… Dualarımız, kalplerimiz ve vicdanlarımız mazlumdan yana.</p>

<p>Ülkemizde son yıllarda savunma sanayisinde atılan büyük adımlar, yapılan dev yatırımlar için başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere vbu uğurda emek veren herkese de şükran borçluyuz. Güçlü olmak; sadece silah sahibi olmak değil, iradeye sahip olmak demektir. Bağımsızlığını koruyabilen milletler, yarınlara daha güvenle yürür.</p>

<p>Bugün söz ayrılık değil, birlik sözüdür. Bugün ses yükseltme değil, omuz omuza durma günüdür.</p>

<p>Unutmayalım: İlahi adalet şaşmaz. Gün gelir hesap görülür. Önemli olan o gün geldiğinde başımız dik, vicdanımız rahat bir şekilde durabilmektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 00:18:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İslamın Ölçüsü Siyaset Değil; Kur\&#039;an ve Sünnettir.</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/islamin-olcusu-siyaset-degil-kuran-ve-sunnettir-242</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/islamin-olcusu-siyaset-degil-kuran-ve-sunnettir-242</guid>
                <description><![CDATA[İslamın Ölçüsü Siyaset Değil; Kur\'an ve Sünnettir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslam’ın Ölçüsü Siyaset Değil, Kur’an ve Sünnettir: Müslümanların Kendilerini Batıl ile Meşrulaştırma Sapması</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam, hak ile batılı kesin çizgilerle ayıran ilahî bir nizamdır. Bu nizamda hak, insanların, çoğunlukların veya siyasi güçlerin belirlediği bir şey değildir. Hak yalnızca Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün sünnetidir. Buna rağmen günümüzde kendisini İslam’a nispet eden bazı kişi ve çevrelerin, açıkça İslam’ın adalet, doğruluk ve emanet ilkelerine aykırı davranışları eleştirildiğinde, kendilerini İslam’a göre savunmak yerine, batıl ideolojilerle kıyaslayarak meşrulaştırmaya çalışmaları, ciddi bir itikadî ve ahlakî sapmanın göstergesidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Biz olmazsak daha kötüsü gelir” anlayışı, İslam’ın değil, cahiliye siyasetinin mantığıdır. Çünkü İslam’da ölçü, batıla göre daha az batıl olmak değil; hakka uygun olmaktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>1. Müslümanın Tek Ölçüsü Allah ve Resûlü’dür</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>

<p>“Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça ve verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”</p>

<p>(Kur’an, Nisa 4:65)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle der:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Allah Teâlâ, Resûlullah’ın hükmünü kabul etmeyen kimsenin iman etmiş olmayacağını açıkça bildirmiştir.”</p>

<p>(İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ân’il-Azîm, Nisa 65)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hüküm son derece açıktır: Müslümanın ölçüsü siyaset, ideoloji veya güç dengesi değil, Resûlullah’ın hükmüdür.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Allah ayrıca şöyle buyurur:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Allah ve Resûlü bir konuda hüküm verdiği zaman, hiçbir mümin erkek ve mümin kadın için kendi işlerinde tercih hakkı yoktur.”</p>

<p>(Kur’an, Ahzab 33:36)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İmam Taberî bu ayet hakkında şöyle der:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bu ayet, müminin Allah ve Resûlü’nün hükmüne muhalefet etmesinin caiz olmadığını gösterir.”</p>

<p>(Taberî, Câmiu’l-Beyân, Ahzab 36)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün ise bazı Müslümanların, Allah ve Resûlü’nün açık hükümleri yerine siyasi çıkarları ölçü hâline getirmesi, bu ilahî ilkeye açık bir aykırılıktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>2. Batıl ile Kendini Savunmak, Münafıkların Özelliğidir</p>

<p>Allah Teâlâ münafıkları şöyle tanımlar:</p>

<p>“Onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin! Onlar fesatçıların ta kendileridir, fakat farkında değiller.”</p>

<p>(Kur’an, Bakara 2:11-12)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbn Kayyım bu ayet hakkında şöyle der:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bu, batıl üzere oldukları hâlde kendilerini hak üzere zannedenlerin durumudur.”</p>

<p>(İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn, c.1, s.128)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün İslam’ın açık hükümlerine aykırı davranışları, “daha kötüsünü engelliyoruz” diyerek savunmak, aynı mantığın modern bir yansımasıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çünkü İslam’da yanlış, daha büyük bir yanlışın varlığıyla doğru hâline gelmez.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>3. Hak, Çoğunluğa veya Güce Göre Değil, Vahye Göre Belirlenir</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Allah Teâlâ şöyle buyurur:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.”</p>

<p>(Kur’an, En’am 6:116)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İmam Kurtubî bu ayeti şöyle açıklar:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bu ayet, hakkın çoğunlukla değil, delille bilineceğini gösterir.”</p>

<p>(Kurtubî, el-Câmi li Ahkâmi’l-Kur’ân, En’am 116)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Dolayısıyla bir Müslümanın kendisini siyasi çoğunluk, güç veya alternatif korkusuyla savunması, İslam’ın hak anlayışıyla bağdaşmaz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>4. Yanlışı Savunmak Büyük Bir Günah ve Sapmadır</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Kim haksız olduğunu bildiği bir davayı savunursa, Allah’ın gazabı altındadır.”</p>

<p>(Ebu Davud, Akdiye, 14; İbn Mace, Ahkam, 7)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İmam Nevevî bu hadis hakkında şöyle der:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bu hadis, batılı savunmanın haram olduğunu açıkça göstermektedir.”</p>

<p>(Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün bazı Müslümanların açık yanlışları, siyasi sadakat adına savunması, bu tehdidin kapsamına giren tehlikeli bir durumdur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>5. Sahabe Kendini Batıl ile Değil, Hak ile Ölçmüştür</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.”</p>

<p>(Tirmizî, Kıyamet, 25)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hiçbir sahabi, yanlış yaptığında kendisini müşriklerle kıyaslayarak savunmamıştır. Aksine, en küçük hatalarında bile tövbe etmişlerdir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İmam Malik şöyle demiştir:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bu ümmetin sonu, ancak ilk neslin düzeldiği şeyle düzelir.”</p>

<p>(Şatibî, el-İtisam, c.1, s.28)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlk nesil ise yanlışlarını batıl ile kıyaslayarak değil, doğrudan Kur’an ve sünnet ile düzeltmiştir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>6. Batıl ile Kendini Kıyaslamak, Hak Ölçüsünden Sapmaktır</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbn Teymiyye şöyle der:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bir kimsenin, kendi hatasını başkasının hatasıyla savunması, ne aklen ne de dinen kabul edilir.”</p>

<p>(İbn Teymiyye, Mecmu’u’l-Fetava, c.28, s.234)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çünkü İslam’da sorumluluk bireyseldir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Allah şöyle buyurur:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”</p>

<p>(Kur’an, En’am 6:164)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Dolayısıyla bir Müslümanın kendisini batıl ideolojilere bakarak temize çıkarmaya çalışması, İslam’ın sorumluluk ve hesap anlayışına aykırıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sonuç: Bu Sapma, İslam’ın Ölçüsünden Uzaklaşmadır</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün bazı Müslümanların kendilerini Kur’an ve sünnet ile değil, batıl ideolojilerle kıyaslayarak savunmaları, İslam’ın hak merkezli ölçüsünden uzaklaştıklarının açık bir göstergesidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu yaklaşım:</p>

<p>• İslam’ın hak anlayışına aykırıdır</p>

<p>• Sahabenin yoluna aykırıdır</p>

<p>• Kur’an’ın adalet anlayışına aykırıdır</p>

<p>• ve münafıkların mantığına benzemektedir</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çünkü İslam’da ölçü şudur:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Hak Rabbindendir.”</p>

<p>(Kur’an, Kehf 18:29)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Müslümanın görevi, batıldan daha az batıl olmak değil, hak üzere olmaktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Aksi hâlde kişi, farkında olmadan hak ölçüsünü terk edip, cahiliyenin göreceli ahlak anlayışına sürüklenebilir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynakça</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kur’an-ı Kerim</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hadis Kaynakları:</p>

<p>• Sahih-i Müslim</p>

<p>• Sünen-i Ebu Davud</p>

<p>• Sünen-i Tirmizî</p>

<p>• Sünen-i İbn Mace</p>

<p>• Muvatta, İmam Malik</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tefsir Kaynakları:</p>

<p>• İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ân’il-Azîm</p>

<p>• Taberî, Câmiu’l-Beyân</p>

<p>• Kurtubî, el-Câmi li Ahkâmi’l-Kur’ân</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Akide ve İslam Düşüncesi Kaynakları:</p>

<p>• İbn Teymiyye, Mecmu’u’l-Fetava</p>

<p>• İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn</p>

<p>• Şatibî, el-İtisam</p>

<p>• Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 07:28:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETVA KİMLER VEREBİLİR?</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/fetva-kimler-verebilir-241</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/fetva-kimler-verebilir-241</guid>
                <description><![CDATA[FETVA KİMLER VEREBİLİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>FETVA KİMLER VEREBİLİR?<br />
AVRUPADA ÖNÜNE GELEN BİRTAKIM KURULUŞ VE KİŞİLER RAMAZAN AYI&nbsp; VEYA KURBAN GELİNCE KENDİNİ MÜCTEHİD SANIP ÇAKMA, RANT VE HIRSIZLIK KOKAN FETVALARINI CENNET VEYA CEHENNEM SATARAK&nbsp; YAYINLIYOR!<br />
ASLA İTİBAR ETMEYİN BURDAKİ KURULUŞLARDA AŞAĞIDAKİ ÖZELLİKLERİ TAŞIYAN KİŞİ YOK!</p>

<p>Kur’an, Sünnet, Sahabe ve Usûl Âlimlerine Göre Fetva Yetkisi</p>

<p>1. Fetvanın Tanımı ve Mahiyeti</p>

<p>1.1 Lugat Anlamı</p>

<p>Fetva (الفتوى), Arapça’da:<br />
&nbsp;• Bir meselenin hükmünü açıklamak<br />
&nbsp;• Kapalı bir meseleyi açıklığa kavuşturmak</p>

<p>anlamına gelir.</p>

<p>İbn Manzur şöyle der:</p>

<p>“Fetva, müşkil bir meselenin hükmünü açıklamaktır.”<br />
(Lisânü’l-Arab, XV, 145)</p>

<p>1.2 Istılah Anlamı</p>

<p>Usûl âlimlerine göre fetva:</p>

<p>“Şer’i bir hükmü, delillerine dayanarak açıklamaktır.”</p>

<p>İmam Nevevî şöyle der:</p>

<p>المفتي مخبر عن حكم الله تعالى<br />
“Müftü, Allah’ın hükmünü haber veren kişidir.”<br />
(Nevevî, Adab al-Fatwa, s. 9)</p>

<p>Bu nedenle müftü:<br />
&nbsp;• Allah adına konuşmaz<br />
&nbsp;• Ama Allah’ın hükmünü delile dayanarak açıklar</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>2. Kur’an’da Fetva Yetkisi ile İlgili Deliller</p>

<p>2.1 Birinci Delil: Fetva Ehliyetinin İlme Bağlı Olması</p>

<p>Allah şöyle buyurur:</p>

<p>فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ<br />
“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (ilim sahiplerine) sorun.”<br />
(Nahl 16/43)</p>

<p>İmam Taberî şöyle açıklar:</p>

<p>“Allah bu ayette, bilmeyenlerin âlimlere sormasını emretmiştir.”<br />
(Tefsir Taberî, XVII, 308)</p>

<p>Bu ayet açıkça gösterir ki:<br />
&nbsp;• Fetva herkesin işi değildir<br />
&nbsp;• Sadece ilim sahiplerinin işidir</p>

<p>2.2 İkinci Delil: Bilmeden Konuşmanın Haram Olması</p>

<p>Allah şöyle buyurur:</p>

<p>وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ<br />
“Bilgin olmayan şeyin ardına düşme.”<br />
(İsra 17/36)</p>

<p>İmam Kurtubî şöyle der:</p>

<p>“Bu ayet, ilimsiz fetva vermenin haram olduğunun delilidir.”<br />
(Tefsir Kurtubi, X, 246)</p>

<p>2.3 Üçüncü Delil: Bilmeden Din Hakkında Konuşmak Haramdır</p>

<p>Allah şöyle buyurur:</p>

<p>وَأَن تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ<br />
“Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeniz haramdır.”<br />
(Araf 7/33)</p>

<p>İbn Kayyim şöyle der:</p>

<p>“Bu ayet, ilimsiz fetva vermenin en büyük haramlardan olduğunu gösterir.”<br />
(I’lam al-Muwaqqiin, I, 38)</p>

<p>3. Sünnet’te Fetva Yetkisi</p>

<p>3.1 İlmi Olmayanın Fetva Vermesi Haramdır</p>

<p>Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:</p>

<p>من أفتى بغير علم كان إثمه على من أفتاه<br />
“Kim ilimsiz fetva verirse, günahı ona aittir.”<br />
(Ebu Davud, İlim 21)</p>

<p>Nevevî şöyle der:</p>

<p>“Bu hadis, cahilin fetva vermesinin haram olduğunu gösterir.”</p>

<p>3.2 En Tehlikeli İnsan: İlmi Olmadan Fetva Veren</p>

<p>Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:</p>

<p>إن الله لا يقبض العلم انتزاعا<br />
“Allah ilmi insanların kalbinden çekerek almaz.”</p>

<p>Devamında:</p>

<p>“Âlimler ölür, insanlar cahilleri lider edinir. Onlara sorarlar, onlar ilimsiz fetva verir.”<br />
(Buhari, İlim 34; Müslim, İlim 13)</p>

<p>4. Sahabe Döneminde Fetva Yetkisi</p>

<p>Sahabelerin tamamı fetva vermezdi.</p>

<p>İbn Kayyim şöyle der:</p>

<p>“Sahabelerin fetva verenleri çok azdı.”<br />
(I’lam al-Muwaqqiin, I, 12)</p>

<p>Fetva veren sahabeler:<br />
&nbsp;• Hz. Ömer<br />
&nbsp;• Hz. Ali<br />
&nbsp;• Hz. Aişe<br />
&nbsp;• İbn Abbas<br />
&nbsp;• İbn Mesud</p>

<p>Sahabelerin Fetva Konusundaki Hassasiyeti</p>

<p>Abdurrahman bin Ebi Leyla şöyle der:</p>

<p>“120 sahabeye yetiştim. Birine soru sorulduğunda diğerine gönderirdi.”<br />
(Darimi, Mukaddime)</p>

<p>Bu, fetvanın ne kadar ciddi olduğunu gösterir.</p>

<p>5. Mezhep İmamlarına Göre Fetva Yetkisi</p>

<p>5.1 İmam Azam Ebu Hanife</p>

<p>İmam Ebu Hanife şöyle demiştir:</p>

<p>“Bizim görüşümüz en doğrusudur, ancak hata ihtimali vardır.”</p>

<p>Ve şöyle demiştir:</p>

<p>“Kur’an ve hadis varsa, benim sözümü bırakın.”</p>

<p>5.2 İmam Malik</p>

<p>İmam Malik şöyle demiştir:</p>

<p>“Ben 70 âlim bana fetva verebilirsin demeden fetva vermedim.”<br />
(İbn Abdilberr, Camiu Beyan al-Ilm)</p>

<p>5.3 İmam Şafii</p>

<p>İmam Şafii şöyle demiştir:</p>

<p>“Arapça bilmeyen kişi fetva veremez.”</p>

<p>5.4 İmam Ahmed bin Hanbel</p>

<p>İmam Ahmed şöyle demiştir:</p>

<p>“Bir kişi fetva vermeden önce şu ilimleri bilmelidir:<br />
&nbsp;• Kur’an<br />
&nbsp;• Hadis<br />
&nbsp;• Sahabe görüşleri”</p>

<p>6. Usûl Âlimlerine Göre Müftü Olmanın Şartları</p>

<p>İmam Gazali şöyle der:</p>

<p>“Müftü, müctehid olmalıdır.”<br />
(al-Mustasfa, II, 350)</p>

<p>Müftü Olmanın Temel Şartları</p>

<p>1. Kur’an bilgisi<br />
&nbsp;• Ahkam ayetleri<br />
&nbsp;• Tefsir bilgisi</p>

<p>2. Hadis bilgisi<br />
&nbsp;• Sahih hadisler<br />
&nbsp;• Zayıf hadisler</p>

<p>3. Arapça bilgisi</p>

<p>Çünkü Kur’an Arapçadır.</p>

<p>4. Usûl-i fıkıh bilgisi</p>

<p>Hüküm çıkarma metodu</p>

<p>5. İcma bilgisi</p>

<p>Alimlerin ittifakı</p>

<p>7. İbn Kayyim’e Göre Müftünün Konumu</p>

<p>İbn Kayyim şöyle der:</p>

<p>المفتي موقع عن رب العالمين<br />
“Müftü, Allah adına hükmü açıklayan kişidir.”<br />
(I’lam al-Muwaqqiin, I, 7)</p>

<p>Bu nedenle müftülük en büyük sorumluluklardan biridir.</p>

<p>8. Fetva Vermesi Haram Olan Kişiler</p>

<p>Şu kişilerin fetva vermesi haramdır:<br />
&nbsp;• Cahiller<br />
&nbsp;• İlmi olmayan imamlar<br />
&nbsp;• Sosyal medya hocaları (ehliyetsiz)<br />
&nbsp;• Cemaat liderleri (ilim ehliyeti yoksa)</p>

<p>İbn Kayyim şöyle der:</p>

<p>“Cahil müftüler, din için en büyük tehlikedir.”</p>

<p>9. Fetva Kurumunun İslam’daki Tarihi</p>

<p>Fetva kurumu şu dönemlerde vardı:<br />
&nbsp;• Peygamber dönemi<br />
&nbsp;• Sahabe dönemi<br />
&nbsp;• Müctehid imamlar dönemi<br />
&nbsp;• Osmanlı’da Şeyhülislamlık</p>

<p>10. Osmanlı’da Fetva Kurumu</p>

<p>Şeyhülislam fetva verirdi.</p>

<p>Örnek:</p>

<p>Ebussuud Efendi</p>

<p>En büyük fetva makamıydı.</p>

<p>11. Günümüzde Fetva Yetkisi</p>

<p>Bugün fetva şu kişiler tarafından verilebilir:<br />
&nbsp;• Müctehid alimler<br />
&nbsp;• Müftüler<br />
&nbsp;• Fetva kurulları<br />
&nbsp;• Diyanet gibi resmi kurumlar</p>

<p>12. Sonuç</p>

<p>Kur’an, Sünnet, sahabe ve alimlerin ittifakıyla sabittir ki:</p>

<p>Fetva:<br />
&nbsp;• Herkesin işi değildir<br />
&nbsp;• Sadece ilim ehlinin işidir</p>

<p>Delil:</p>

<p>Kur’an:</p>

<p>“Bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.”<br />
(Nahl 43)</p>

<p>Hadis:</p>

<p>“Kim ilimsiz fetva verirse günahı ona aittir.”<br />
(Ebu Davud)</p>

<p>İcma:</p>

<p>Bütün alimler bu konuda ittifak etmiştir.</p>

<p>13. Kaynakça</p>

<p>Temel kaynaklar:<br />
&nbsp;• Kur’an-ı Kerim<br />
&nbsp;• Sahih Buhari<br />
&nbsp;• Sahih Müslim<br />
&nbsp;• Ebu Davud<br />
&nbsp;• İbn Kayyim – I’lam al-Muwaqqiin<br />
&nbsp;• İmam Gazali – al-Mustasfa<br />
&nbsp;• Nevevi – Adab al-Fatwa<br />
&nbsp;• İbn Abdilberr – Camiu Beyan al-Ilm<br />
&nbsp;• Taberi Tefsiri<br />
&nbsp;• Kurtubi Tefsiri</p>

<p>Fikre özdemir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 11:41:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SECCADEYE SECDE, ÇARŞIDA HİLE; BİZ NEREDE KAYBETTİK?</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/seccadeye-secde-carsida-hile-biz-nerede-kaybettik-240</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/seccadeye-secde-carsida-hile-biz-nerede-kaybettik-240</guid>
                <description><![CDATA[SECCADEYE SECDE, ÇARŞIDA HİLE; BİZ NEREDE KAYBETTİK?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Seccadede Secde, Çarşıda Hile: Biz Nerede Kaybettik?</p>

<p>Acı bir cümleyle başlayalım:</p>

<p>Bu ülkede en kolay şey dindar görünmek,<br />
en zor şey dürüst olmak.</p>

<p>Camiler dolu.<br />
Umre turları kapalı gişe.<br />
Dillerde dua, profillerde ayet, araçlarda tesbih…</p>

<p>Ama aynı insanlar iş hayatında birbirini eziyor.</p>

<p>Bir yerde ciddi bir sahicilik sorunu var.</p>

<p>Çünkü din artıyor gibi görünüyor,<br />
ama adalet artmıyor.</p>

<p>Oysa adalet yoksa din sadece görüntüdür.</p>

<p>Asıl problemimiz tam da burada başlıyor:<br />
Normalleşmiş kul hakkı.</p>

<p>Bugünün en yaygın günahı: Alışılmış zulüm</p>

<p>Kimse “ben zalimim” demez.</p>

<p>Ama tablo ortada:<br />
&nbsp;• İşçinin maaşı geç yatıyor<br />
&nbsp;• Torpille işe giriliyor<br />
&nbsp;• “Devlet malı” deyip kamu malı sömürülüyor<br />
&nbsp;• Sosyal medyada iftira atılıyor<br />
&nbsp;• Esnaf eksik tartıyor<br />
&nbsp;• Ortak, ortağını kandırıyor<br />
&nbsp;• Sözleşmeler deliniyor<br />
&nbsp;• Kalp kırmak sıradanlaşıyor</p>

<p>Sonra da şaşkın şaşkın soruyoruz:<br />
“Bu toplum neden düzelmiyor?”</p>

<p>Çünkü biz hâlâ sorunu yanlış yerde arıyoruz.</p>

<p>Sorun ibadet azlığı değil.<br />
Sorun ahlâk eksikliği.</p>

<p>Namaz var.<br />
Vicdan yok.</p>

<p>Oruç var.<br />
Adalet yok.</p>

<p>Hac var.<br />
Kul hakkı umursanmıyor.</p>

<p>Bu dindarlık değil.<br />
Bu, dinle kendimizi avutmak.</p>

<p>Din sadece seccadede yaşanmaz</p>

<p>Kur’an-ı Kerim net konuşuyor:</p>

<p>“Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin.”</p>

<p>Bu ayet sadece hırsıza inmedi.</p>

<p>Eksik tartan esnafa da indi.<br />
İhalede hile yapana da indi.<br />
Ortağından gizli kazanç sağlayana da indi.<br />
Çalışanın maaşını geciktirene de indi.</p>

<p>Yani ticaret, ofis, dükkan…<br />
hepsi imtihan alanı.</p>

<p>Helal kazanç, namaz kadar ibadet.</p>

<p>Hile ise açıkça kul hakkı.</p>

<p>Peygamberin ölçüsü çok daha sertti</p>

<p>Peygamberimiz borcu olan birinin cenaze namazını bile kılmadı.</p>

<p>Düşünün.</p>

<p>Adam Müslüman.<br />
Belki namazlı, niyazlı.</p>

<p>Ama üzerinde bir kul borcu var.</p>

<p>Ve Peygamber diyor ki:<br />
“Önce onu temizleyin.”</p>

<p>Biz ne yapıyoruz?</p>

<p>Borçla yaşıyoruz.<br />
Aldatarak kazanıyoruz.<br />
Sonra üç dua ile her şey silinecek sanıyoruz.</p>

<p>Bu, din değil.<br />
Bu, temenni.</p>

<p>Tövbe neden yetmiyor?</p>

<p>Çünkü bu, sadece Allah’a karşı işlenen bir günah değil.</p>

<p>Bu, bir insanın canını yakmak.</p>

<p>Allah merhamet sahibidir.<br />
Ama başkasının hakkını senin yerine silemez.</p>

<p>Adalet buna izin vermez.</p>

<p>Bu yüzden kural net:</p>

<p>Helalleşmeden kurtuluş yok.</p>

<p>İstersen sabaha kadar namaz kıl.</p>

<p>Bir işçinin ahı, hepsini götürebilir.</p>

<p>Sert bir soru</p>

<p>Bugün ölsek…</p>

<p>Arkamızdan kimler hakkını ister?<br />
&nbsp;• Maaşını geciktirdiğin çalışan<br />
&nbsp;• Aldattığın ortak<br />
&nbsp;• Eksik tarttığın müşteri<br />
&nbsp;• İftira attığın biri<br />
&nbsp;• Kırdığın bir kalp</p>

<p>Belki de en büyük yanılgımız şu:</p>

<p>Kendimizi “iyi insan” zannetmek.</p>

<p>Oysa iyilik, ibadetle değil;<br />
kimseyi mağdur etmemekle ölçülür.</p>

<p>Son söz</p>

<p>Dindar olmak kolay.</p>

<p>Seccadeyi serersin, biter.</p>

<p>Zor olan:</p>

<p>Dürüst olmak.<br />
Adil olmak.<br />
Kimsenin hakkını yememek.</p>

<p>Belki de Allah katında en makbul ibadet şu:</p>

<p>Kimseyi ağlatmadan yaşamak.</p>

<p>Çünkü kul hakkı…</p>

<p>Ne mezarda kalır,<br />
ne unutulur,<br />
ne de “Allah affeder” denilerek kapanır.</p>

<p>O hak gelir.</p>

<p>Ve en son gün,<br />
herkesten önce seni bulur.</p>

<p>Unutma:</p>

<p>Seccadede secde edip, çarşıda zulmeden kurtulamaz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 23:42:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güç, Dokunulmazlık ve Ahlaki Çöküş: Epstein Dosyasının İslam Ahlak Felsefesi Açısından Tahlili</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/guc-dokunulmazlik-ve-ahlaki-cokus-epstein-dosyasinin-islam-ahlak-felsefesi-acisindan-tahlili-239</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/guc-dokunulmazlik-ve-ahlaki-cokus-epstein-dosyasinin-islam-ahlak-felsefesi-acisindan-tahlili-239</guid>
                <description><![CDATA[Güç, Dokunulmazlık ve Ahlaki Çöküş: Epstein Dosyasının İslam Ahlak Felsefesi Açısından Tahlili]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güç, Dokunulmazlık ve Ahlaki Çöküş: Epstein Dosyasının İslam Ahlak Felsefesi Açısından Tahlili</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu makale, Jeffrey Epstein dosyasını münferit bir kriminal hadise olarak değil, modern seküler güç ilişkilerinin ürettiği yapısal bir ahlak krizinin tezahürü olarak ele almaktadır. Çalışma, İslam ahlak düşüncesindeki “emanet”, “kul hakkı”, “zulüm” ve “hesap bilinci” kavramları üzerinden söz konusu olayın teorik bir değerlendirmesini yapmayı amaçlar. Temel tez şudur: İlahi sorumluluk fikrinden kopmuş güç birikimi, hukuki denetim mekanizmalarını etkisizleştirerek elit dokunulmazlık üretmekte; bu durum ise sistematik istismara zemin hazırlamaktadır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Son yıllarda küresel ölçekte ortaya çıkan cinsel istismar ve insan ticareti dosyaları, yalnızca adli vakalar olarak değil, aynı zamanda modern toplumların etik yapısına ilişkin ciddi sorular doğurmaktadır. Epstein dosyası bu bağlamda, suçun bireysel sapkınlıkla açıklanamayacağı; aksine siyasal, ekonomik ve kültürel ağlarla örülü bir koruma sisteminin varlığını ima ettiği için analitik önem taşımaktadır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu çalışma, meseleyi iki varsayım üzerinden inceler:</p>

<p>1. Güç yoğunlaşması, ahlaki denetimden koparıldığında sistematik zulüm üretir.</p>

<p>2. İslam ahlak teorisi, bu kopuşu açıklamak için tutarlı kavramsal araçlar sunar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Dolayısıyla amaç, olayı teolojik bir retorikle değil; normatif-etik bir çerçeveyle analiz etmektir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>2. Kuramsal Çerçeve: İslam Ahlakında Sorumluluk ve Güç</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam ahlak düşüncesinde insan, mutlak fail değil; emanet taşıyıcısıdır.¹</p>

<p>Bu yaklaşım, modern bireyci etik anlayıştan radikal biçimde ayrılır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Modern seküler paradigmada:</p>

<p>• güç → hak üretir</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam ahlakında ise:</p>

<p>• güç → sorumluluk üretir</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu tersine çevirme, siyasal ve ekonomik otoritenin ontolojik statüsünü değiştirir. Yönetici, zengin ya da nüfuz sahibi olmak bir ayrıcalık değil; hesap yükümlülüğüdür.²</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu bağlamda, denetlenmeyen güç “fitne” ve “zulüm” kategorisinde değerlendirilir.³</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Epstein vakasında görülen dokunulmazlık ağı, tam da bu teorik uyarının somut bir örneğidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>3. Yapısal Suç ve Elit Dokunulmazlığı</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kriminoloji literatürü, bazı suçların bireysel olmaktan çok yapısal olduğunu vurgular.⁴</p>

<p>Bu tür vakalarda:</p>

<p>• siyasal koruma</p>

<p>• medya sessizliği</p>

<p>• ekonomik çıkar birliktelikleri</p>

<p>• yargısal gevşeklik</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>birlikte çalışır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Epstein dosyasında iddia edilen ağ, bu yapısal modele uygundur. Suçun uzun süre görünmez kalması, failin kişisel maharetinden ziyade çevresel rızaya işaret eder.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam hukukunda bu durum “zulme rıza” kavramıyla açıklanır ve fiilî suçla ahlaki sorumluluk arasında keskin bir ayrım yapılmaz.⁵</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Dolayısıyla mesele yalnızca failin cezalandırılması değil; sistemin ahlaki meşruiyetinin sorgulanmasıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>4. Kul Hakkı ve Çocuk İstismarı</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam düşüncesinde suçlar, Allah’a karşı ve kullara karşı olmak üzere ikiye ayrılır.</p>

<p>Kul hakkına giren fiiller, telafisi en zor ihlaller olarak değerlendirilir.⁶</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocuk istismarı ise:</p>

<p>• irade asimetrisi</p>

<p>• savunmasızlık</p>

<p>• güç eşitsizliği</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>nedeniyle zulmün en yoğun biçimidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu çerçevede söz konusu fiil, yalnızca hukuki değil; ontolojik bir ihlal olarak görülür. Yani insanın “emanet” oluşuna doğrudan saldırıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Modern liberal söylemin “rızaya dayalı özel alan” kavramı, çocuk söz konusu olduğunda tamamen çöker. Bu nedenle Epstein vakası, yalnızca etik bir problem değil; medeniyet tasavvuruna dair bir krizdir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>5. Seküler Hukukun Sınırları</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Seküler hukuk, yaptırım gücünü kurumsal otoriteden alır.</p>

<p>Ancak bu otorite elit çıkarlarla iç içe geçtiğinde hukuk işlevsizleşir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu noktada üç problem ortaya çıkar:</p>

<p>1. Hukukun seçici uygulanması</p>

<p>2. Medyanın manipülasyonu</p>

<p>3. Kamu vicdanının bastırılması</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam ahlakının “ilahi gözetim” ilkesi ise hukukun ötesinde sürekli bir iç denetim mekanizması üretir.⁷</p>

<p>Başka bir ifadeyle, görünmeyen yerde de sorumluluk devam eder.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu metafizik temel olmadan, ahlak yalnızca denetim olduğu sürece işler; denetim ortadan kalktığında çözülür.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Epstein örneği, bu çözülmenin dramatik bir tezahürüdür.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>6. Sonuç</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Epstein dosyası, bireysel bir kriminal sapma değil; modern güç yapılarının ahlaki kırılganlığını ortaya koyan yapısal bir vakadır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İslam ahlak perspektifi şu sonuçlara işaret eder:</p>

<p>• Güç emanet olarak görülmediğinde istismar kaçınılmazdır.</p>

<p>• Sessizlik ahlaki ortaklıktır.</p>

<p>• Çocuklara yönelik zulüm, toplumun meşruiyetini temelden sarsar.</p>

<p>• İlahi sorumluluk fikri olmaksızın hukuk tek başına yeterli değildir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Dolayısıyla mesele bir “skandal” değil, bir ahlaki teşhistir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi, elitlerinin ihtişamıyla değil; en zayıf bireylerinin güvenliğiyle ölçülür.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Dipnotlar</p>

<p>1. Kur’an, Ahzâb 33/72 (emanet kavramı).</p>

<p>2. Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, “Emirlik ve Mesuliyet” bahsi.</p>

<p>3. Kur’an, Bakara 2/205 (fesat ve zulüm ilişkisi).</p>

<p>4. Clinard &amp; Quinney, Criminal Behavior Systems, yapısal suç yaklaşımı.</p>

<p>5. İbn Teymiyye, el-Hisbe fi’l-İslâm, toplumsal sorumluluk vurgusu.</p>

<p>6. Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, kul hakkı bölümleri.</p>

<p>7. Kur’an, Zilzâl 99/7-8 (en küçük amelin dahi hesaba çekilmesi).</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 22:24:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR HAYALİM VAR!      BEN MHP’ NİN BİR ŞAHLANIŞ GÖSTERECEĞİNE İNANMAK İSTİYORUM.</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bir-hayalim-var-ben-mhp-nin-bir-sahlanis-gosterecegine-inanmak-istiyorum-238</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bir-hayalim-var-ben-mhp-nin-bir-sahlanis-gosterecegine-inanmak-istiyorum-238</guid>
                <description><![CDATA[BİR HAYALİM VAR!      BEN MHP’ NİN BİR ŞAHLANIŞ GÖSTERECEĞİNE İNANMAK İSTİYORUM.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BİR HAYALİM VAR!</p>

<p>BEN MHP’ NİN BİR</p>

<p>ŞAHLANIŞ</p>

<p>GÖSTERECEĞİNE</p>

<p>İNANMAK İSTİYORUM.</p>

<p>“ İ HAVE A DREAM”</p>

<p>Mustafa FINDIK</p>

<p>“BİR HAYALİM VAR” veya ‘ özgün İngilizce ifadesiyle “ I Have A Dream”<br />
Amerikalı insan hakları aktivisti Martin Luther King Jr.’in 1963 yılında sarf ettiği bir sözdür…<br />
Martin Luther’ in ‘haklı mücadelesi’ semeresini göstermeye başladığı 28 Ağustos 1963’ de Washington DC’de 250.000 kişiye hitaben yaptığı konuşma bütün dünya kamuoyuna mal olmuştur…</p>

<p>Biz de, bir &nbsp;“ BİR HAYALİM VAR” sözünü sahiplenerek peşinden koştuğumuz “ BÜYÜK İDEALİN, BÜYÜK ÜLKÜ’ NÜN” mensupları ve bu hareketi temsil etmek iddiasındaki kurumlarla ilgili beklentilerimizi, HAYALLERİMİZİ gündeme taşıma ihtiyacı hissediyoruz.</p>

<p>ŞAHSİ PLANDAKİ &nbsp;HEDEFLER:<br />
Her Türk Milliyetçisi/ Ülkücü gibi şahsi planda olağanüstü gayret sarf ederek Türk-İslam Ahlakına uygun bir hayat sürdürebilmek, “ etki altına alabileceğimiz kişilere” bu düşünceleri anlatabilmek, ve inandığımız “ DAVA’yı” geniş halk kitlelerine anlatabilmek şahsi gayemizdir.</p>

<p>GENEL BEKLENTİLER, VEYA MÜŞTEREK HAYALLER:<br />
Milliyetçi-Ülkücü Hareket olarak tarih sahnesinde yer aldığımız andan itibaren, “ MİLLİ DEVLET GÜÇLÜ İKTİDAR” ilkesi ve özlemiyle hareket etmiş güçlü fikir yapısı ve kudretli genel başkana, yetişmiş idari kadrolara sahip olmanın verdiği özgüvenle daima iktidara (hükümete) &nbsp;talip kadrolar ve yediden yetmişe “tüm hareket mensupları” olarak geleceğe umutla bakıyorduk…<br />
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) özellikle 1970’ li yıllardaki ve ‘90’ lı yıllardaki politikalarıyla dosta umut, muarızlara endişe veriri olmuştu.&nbsp;<br />
Merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ liderliğindeki MHP, 1975 yılında kurulan 1.Milliyetçi Cephe Koalisyon Hükümeti’ nde , TBMM’ de üç milletvekiliyle temsil edimesine rağmen 2 bakanlık alabilmesi, 2. MC Hükümeti’ nde ise ; 16 milletvekili’ ne sahipken 5 Bakanlıkla temsil edilmesi bu Hareket’ in Hükümet etmeğe, ülke idaresine ne denli talip olduğunu göstermeye yeterli olduğu kanaatindeyiz.&nbsp;</p>

<p>Ülkemizin geleceğine yönelik beklentilerimiz, “realize edilmesini arzuladığımız “ &nbsp;hayallerimiz &nbsp; elbette Tüm Türk &nbsp;vatandaşları gibi halkımız ve ülkemiz için “ en iyisine ulaşmak” &nbsp;olarak özetlenebilir. Her Türkiye Cumhuriyeti Varandaşından beklenilen “ milliyetçi olması halinden farklı olarak , Ülkücü’ yü milliyetçiden ayıran (bir bakıma milliyetçiden daha gayretli olmaya zorlayan) olgu ,” idealleri uğruna Yılmaz bir mücadele azmi” &nbsp;taşımasıdır.</p>

<p>Ülkücüler, Uluslararası planda &nbsp;onurlu bir dış politika, “Yurtta Sulh, Dünya’da Sulh”ilkesine bağlılık, Türk Devletleri ve Akraba Topluluklarları ile var olan tarihi-kültürel bağları güçlendirerek devam ettirmek , İslam Alemi ile dayanışma içerisinde olmak başlıca gayeleri arasındadır.</p>

<p>ARTIK HAREKETE GEÇME ZAMANI…</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 90 milyonu aşan nüfusu, ( Yurt dışında yaşayan 7 milyonu aşkın Türk vatandaşını da dahil etmemiz halinde 93 milyonluk bir nüfusa sahibiz) dinamik kitleleri “ tüm olumsuzluklara rağmen” gelecek vaat eden gençlik kesimi, yetişmiş kadrolarıyla ‘mevcut halinden çok daha iyisini yapmaya hazır bir durumdadır.</p>

<p>BİR HAYALİM VAR!…<br />
Öyle bir hayal, öyle bir umut öyle bir gelecek tasavvurum var ki ; eminim bu&nbsp;<br />
arzu &nbsp;bütün “ HAREKET MENSUPLARININ “ ortak hayalidir.</p>

<p>Artık şu gerçek ortaya çıkmıştır ki , Milliyetçi- Ülkücü Çizgideki Partiler toplam oyların yüzde 25’ ine tekabül etmektedir, Türkiye’de yüzde 25-30 bandında üç siyasi akım , yüzde 10 cıvarında &nbsp;bir potansiyele sahip “ etnisiteye dayalı politika izleyen &nbsp;bir parti” ana siyasi akımları oluşturmaktadır.&nbsp;<br />
Milliyetçi -Ülkücü cenahın “ amiral gemisi’ olmak iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milliyetçi-ülkücü tabana hitap eden ( TÜRKEŞÇİ SEÇMEN TABANINA HİTAP EDEN) bütün partilerin TEK ÇATI ALTINDA , toplanması için gayret sarfetmeli, herkese BABA OCAĞININ KAPILARINI ARDINA KADAR AÇMALIDIR.</p>

<p>“ Mahkeme Kadı’ ya Mülk Değildir” özdeyişinde ifade edildiği gibi , kurumlarda makamlar geçicidir kalıcı olan “ hoş bir seda’dır. Kimse binlerce dava şehidinin kanıyla sulanmış, onbinlerce dava insanının istikballerini hiçe sayarak &nbsp;ailesini , geleceğini feda ettiği ÜLKÜCÜ HAREKET’ in &nbsp;siyaset mektebi, milyonların ( an itibarıyla başka partilerde bulunsalar bile ) baba ocağı , MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’ ni “ babasının malı, aile şirketi gibi görmeye hakkı yoktur.&nbsp;<br />
SAYIN BAHÇELİ BİR LİDERLİK ÖRNEĞİ GÖSTERİNİZ.</p>

<p>Sayın Devlet BAHÇELİ , sizden samimi ricamızdır: bir büyüklük yapınız, LİDERLİK ÖRNEĞİ GÖSTERİNİZ!..<br />
Sizin Milli mes’ elelerdeki isabetli davranışlarınız , tespitleriniz herkesin takdirini toplamaktadır, bu husustaki hassasiyetiniz geniş halk kitlelerince takdirle karşılanmaktadır.<br />
DAYIN BAHÇELİ,<br />
ÜLKÜCÜLERİ &nbsp;BİRLEŞTİRMEK SİZE YAKIŞIR.<br />
ÜLKÜCÜLERİN BULUŞMA ADRESİNİN MHP OLDUĞUNU DEKLARE EDİNİZ.</p>

<p>Sayın Dr.Devlet BAHÇELİ, siz ülke menfaatlerini kişisel faydalar ve parti yararının üzerinde görmek özelliğinizle takdirle anılan bir genel başkansınız.&nbsp;<br />
Şimdi sizden beklenilen BÜYÜKLÜK , LİDERLİK ÖRNEĞİ göstermenizdir.</p>

<p>BEBEK KATİLİNE UMUT HAKKI, AHMET’ LERİN MAKAMA İADESİ VE DEMİRTAŞ’ İN YUVASINA<br />
&nbsp;DÖNMESİ şeklinde ifade ettiğiniz ( Mink GENEL AF TALEBİNİZİ) şu aşamada; sayıları ona yaklaşan ( ve birçoğu baba ocağı olan MHP’ de siyaset yapmak imkanı bulamadığı için başka oluşumlarda bulunan) MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜLERİ N KURDUĞU PARTİLERİ bir araya toplamak sizin yapmanız beklenilen soylu bir davranıştır…</p>

<p>MİLLİYETÇİLER BİRLİK OLMALARI HALİNDE İKTİDARA ÇOK YAKINDIRLAR BU OLGUYU SİZİN &nbsp;DE BİLİYOR, GÖRÜYOR OLMANIZ GEREKİR.<br />
Geliniz BU HAYALİMİZİ GERÇEKLEŞTİRİNİZ.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 16:37:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Can Muhammed’e Vuslat Duası</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/can-muhammede-vuslat-duasi-237</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/can-muhammede-vuslat-duasi-237</guid>
                <description><![CDATA[Can Muhammed’e Vuslat Duası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Can Muhammed’e Vuslat Duası</strong></p>

<p>Gece indi gönlüme bir derviş sükûtu,<br />
Kandilimde adın, dilimde salât ü selâm.<br />
Sensiz geçen her an gurbet kokusu,<br />
Seninle dolunca içim olur âb-ı hayât.</p>

<p>Kalbim bir tekkenin kapısı gibi,<br />
Eşiğinde beklerim boynum bükük.<br />
Ne dünya isterim, ne şöhret, ne mal,<br />
Bir “ümmetim” deyişin yeter bana, büyük lütuf.</p>

<p>Adını ansam güller açar içimde,<br />
Her harfin bir nur, her hecen bir sır.<br />
Sanki Arş’tan iner rahmet nefesi,<br />
Gönlümde sen oldukça karanlık nedir?</p>

<p>Ben benlikten soyunsam bir hırka gibi,<br />
Atsam nefsimi ateşe pervane misali,<br />
Kalsam kapında toz, bir hiç, bir gölge,<br />
Yeter ki düşse üzerime nazarın hâli.</p>

<p>Bir gece rüyamda gelsen ey Nebî,<br />
Yüzün ay gibi doğsa kalbimin ufkuna,<br />
Uyansam bile o nurla yaşarım,<br />
Ömrüm adanır tek bir tebessümüne.</p>

<p>Ey Habîb, ey rahmet denizi,<br />
Sensin içimde dinmeyen hasret sesi.<br />
Rabbimden tek niyazım şudur gizlice:<br />
Beni sana komşu eyle, dünyada ve düşte,<br />
Adınla öleyim, adınla dirileyim gizlice…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 10:43:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSLAM HUKUKUNDA RÜŞVETİN HARAMLIĞI</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/islam-hukukunda-rusvetin-haramligi-236</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/islam-hukukunda-rusvetin-haramligi-236</guid>
                <description><![CDATA[İSLAM HUKUKUNDA RÜŞVETİN HARAMLIĞI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Nasslar, Fıkhî Yaklaşımlar ve Toplumsal Etkiler Bağlamında Bir İnceleme</p>

<p>Özet</p>

<p>Rüşvet, İslam hukukunun temel ilkelerinden biri olan adalet anlayışını doğrudan zedeleyen ve toplumsal düzeni bozan ciddi bir hukuki ve ahlaki suçtur. İslam dini, bireyler arası ilişkilerde hakkaniyeti esas almış; bu bağlamda rüşveti kesin delillerle haram kılmıştır. Bu çalışmada rüşvet kavramı; Kur’an-ı Kerim, Sünnet, sahabe uygulamaları ve klasik fıkıh literatürü çerçevesinde ele alınmakta, mezheplerin konuya yaklaşımı ve rüşvetin toplumsal etkileri akademik bir perspektifle değerlendirilmektedir.</p>

<p>Anahtar Kelimeler: Rüşvet, İslam Hukuku, Haram, Adalet, Kamu Ahlakı, Kul Hakkı</p>

<p>1. Giriş</p>

<p>İslam hukukunun nihai hedeflerinden biri, bireysel ve toplumsal adaleti tesis etmektir. Bu hedef, “adalet” kavramının hem hukuki hem de ahlaki bir ilke olarak merkezde yer almasını gerekli kılmıştır. Rüşvet ise bu ilkenin ihlaline yol açan en tehlikeli fiillerden biridir. Zira rüşvet, hukuki karar mekanizmalarını etkileyerek haklıyı haksız, haksızı haklı duruma getirebilmekte; kamu düzenini ve güveni ortadan kaldırmaktadır. Bu sebeple rüşvet, İslam hukukunda yalnızca bireysel bir günah değil, aynı zamanda toplumsal bir suç olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p><br />
2. Kavramsal ve Teorik Çerçeve</p>

<p>2.1. Rüşvet Kavramı</p>

<p>Rüşvet (الرشوة), Arapça’da “bir işi haksız şekilde elde etmek için verilen menfaat” anlamına gelir. Fıkıh terminolojisinde rüşvet; yetki sahibi bir kimseye, bir hükmü etkilemek veya hak edilmeyen bir menfaati elde etmek amacıyla verilen maddi ya da manevi karşılık şeklinde tanımlanır.</p>

<p>İbn Âbidîn, rüşveti “haklıya zarar vermek veya haksıza menfaat sağlamak için verilen bedel” olarak tanımlamıştır.¹</p>

<p>3. Kur’an-ı Kerim’de Rüşvetin Haramlığı</p>

<p>3.1. Bakara Suresi 188. Ayet</p>

<p>“Aranızda mallarınızı batıl yollarla yemeyin; insanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere rüşvet olarak vermeyin.”<br />
(Bakara, 2/188)</p>

<p>Bu ayet, rüşvetin haramlığını açık ve net biçimde ortaya koyan temel nasslardan biridir. Ayette özellikle “hâkimlere verilmesi” vurgulanarak, adalet mekanizmasının rüşvet yoluyla bozulmasının önüne geçilmek istenmiştir. Kurtubî, bu ayetin rüşvetin her türünü kapsadığını belirtmiştir.²</p>

<p>3.2. Nisâ Suresi 29. Ayet</p>

<p>“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin.”<br />
(Nisâ, 4/29)</p>

<p>Bu ayet, ekonomik ilişkilerde meşruiyet ilkesini esas almakta; rüşveti de kapsayan tüm haksız kazanç yollarını yasaklamaktadır.</p>

<p>4. Sünnette Rüşvetin Haramlığı</p>

<p>4.1. Rüşvetin Büyük Günah Oluşu</p>

<p>Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:</p>

<p>“Resûlullah, rüşvet alanı da vereni de lanetlemiştir.”<br />
(Tirmizî, Ahkâm, 9; Ebû Dâvûd, Akdıye, 4)</p>

<p>Hadiste geçen “lanet” ifadesi, rüşvetin büyük günahlardan biri olduğuna delalet eder. Hadis, rüşvetin yalnızca alan değil, veren açısından da haram olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>4.2. Görev Sebebiyle Alınan Hediyeler</p>

<p>Zekât memuru hadisesinde Hz. Peygamber (s.a.v), kamu görevlilerinin görev sebebiyle aldıkları hediyelerin rüşvet hükmünde olduğunu açıkça ifade etmiştir (Buhârî, Zekât, 82; Müslim, İmâre, 26).</p>

<p><br />
5. Sahabe Uygulamaları ve Tarihî Perspektif</p>

<p>5.1. Hz. Ömer’in (r.a.) Kamu Ahlakı Anlayışı</p>

<p>Hz. Ömer (r.a.), kamu görevlilerinin görevleri süresince edindikleri malları denetlemiş, görevden kaynaklanan haksız kazançları Beytülmal’e iade ettirmiştir.³ Bu uygulama, rüşvetin yalnızca bireysel değil, kurumsal düzeyde de önlenmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>6. Mezheplerin Rüşvet Konusundaki Görüşleri</p>

<p>Dört Sünnî mezhep, rüşvetin haramlığı konusunda ittifak halindedir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hanefî Mezhebi: Rüşvet, mutlak olarak haramdır; zorunluluk hâli sadece günahın verenden düşmesine yol açabilir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Şâfiî Mezhebi: Rüşvet alan ve aracı olan herkes haram işlemiş sayılır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Mâlikî ve Hanbelî Mezhepleri: Rüşvet, kamu düzenine karşı işlenen ağır bir suçtur.</p>

<p>Bu görüş birliği, rüşvet konusunda icmâ bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>7. Rüşvetin Toplumsal ve Hukuki Sonuçları</p>

<p>Rüşvet;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Adalet ilkesini ortadan kaldırır,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kamu güvenini zedeler,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Liyakati yok eder,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kul hakkına sebep olur.</p>

<p>İslam hukukunda bu sebeplerle rüşvet, yalnızca bireysel bir günah değil, toplumsal çöküşe yol açan bir suç olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>8. Sonuç</p>

<p>İslam hukukunda rüşvetin haramlığı, Kur’an, Sünnet, sahabe uygulamaları ve fıkhî icmâ ile kesin olarak sabittir. Rüşvet, adalet ilkesini zedelemesi ve kul hakkına yol açması sebebiyle ağır bir ahlaki ve hukuki suçtur. İslam’ın hedeflediği adil toplum düzeninin tesisi, rüşvetin her türünden arındırılmış bir hukuk ve ahlak anlayışıyla mümkündür.</p>

<p><br />
Kaynakça<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Dâru’l-Fikr.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İbn Sa‘d, Tabakâtü’l-Kübrâ.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Buhârî, el-Câmi‘u’s-Sahîh.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;7.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Müslim, el-Câmi‘u’s-Sahîh.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 07:26:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ehl-i Sünnet Akaidine Göre “Ben Olmazsam Dava Batar” Sözü</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/ehl-i-sunnet-akaidine-gore-ben-olmazsam-dava-batar-sozu-235</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/ehl-i-sunnet-akaidine-gore-ben-olmazsam-dava-batar-sozu-235</guid>
                <description><![CDATA[Ehl-i Sünnet Akaidine Göre “Ben Olmazsam Dava Batar” Sözü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e göre tevhid, yalnızca Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmek değildir.<br />
Tevhid; Rubûbiyet, Ulûhiyet ve Esmâ-Sıfat alanlarında Allah’ı tek fail, tek hüküm sahibi ve tek mutasarrıf bilmektir.</p>

<p>Bu çerçevede şu cümle masum değildir:</p>

<p>“Ben olmazsam bu dava batar.”</p>

<p>Bu söz, akaid açısından Rubûbiyet tevhidine aykırıdır.</p>

<p>1. Rubûbiyet Tevhidi Açısından</p>

<p>Ehl-i Sünnet’e göre Rubûbiyet şudur:</p>

<p>Yaratmak, yaşatmak, sürdürmek, yönlendirmek ve sonuçlandırmak yalnızca Allah’a aittir.</p>

<p>Kur’an bu ilkeyi net koyar:</p>

<p>“Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeye vekildir.” (Zümer, 39/62)</p>

<p>Bir kulun, bir davanın devamını kendi varlığına bağlaması, fiilen şunu söylemektir:</p>

<p>“Allah’ın fiili benim üzerimden zorunlu olarak gerçekleşir.”</p>

<p>Bu, sebepleri mutlaklaştırmaktır.<br />
Ehl-i Sünnet’e göre sebepler vardır ama müessir değildir.<br />
Müessir olan yalnızca Allah’tır.</p>

<p>İmam Mâturîdî ve Eş‘arî çizgide ortak ilke şudur:</p>

<p>Sebep yaratmaz, Allah yaratır.</p>

<p>Sebebi merkeze koyan, akaidde sapar.</p>

<p>2. Kader İnancı Açısından</p>

<p>Ehl-i Sünnet kaderi inkâr etmez, kul iradesini de yok saymaz.<br />
Ama neticeyi Allah’a verir.</p>

<p>Kur’an:</p>

<p>“Allah dilediğini yapar.” (Hacc, 22/18)</p>

<p>“Ben olmazsam dava çöker” demek, kader açısından şu iddiayı içerir:</p>

<p>“Allah’ın takdiri benim varlığıma bağlıdır.”</p>

<p>Bu söz, kader inancını zedeleyen bir kibirdir.<br />
Kul kendini ilâhî planın sigortası ilan edemez.</p>

<p>3. Ulûhiyet Tevhidi ve İtaat Meselesi</p>

<p>Ehl-i Sünnet’te itaat sınırlıdır.<br />
Şartsız itaat yalnızca Allah’adır.</p>

<p>Peygamber için bile sınır vardır:</p>

<p>“İtaat ancak maruf olanadır.” (Buhârî, Müslim)</p>

<p>Şartsız biat talep eden,<br />
hesap vermeyi reddeden,<br />
eleştiriyi fitne sayan biri,<br />
farkında olmadan ulûhiyet alanına taşmaktadır.</p>

<p>Kur’an bu sapmayı şöyle tanımlar:</p>

<p>“Onlar bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler.” (Tevbe, 9/31)</p>

<p>Ehl-i Sünnet uleması bu ayeti açıklarken şunu söyler:</p>

<p>“Helali haram, haramı helal kılanlara itaat etmek, onları rab edinmektir.”</p>

<p>Rab edinmek için secde gerekmez.<br />
Hükümde teslimiyet yeterlidir.</p>

<p>4. Peygamber Tasavvuru Bile Buna İzin Vermez</p>

<p>Ehl-i Sünnet, Peygamber’i sever, yüceltir ama ilahlaştırmaz.</p>

<p>Kur’an Peygamber’e bile şunu söyletir:</p>

<p>“Ben ancak bir beşerim.” (Kehf, 18/110)</p>

<p>Ve:</p>

<p>“Sen onların üzerinde zorba değilsin.” (Ğâşiye, 88/22)</p>

<p>Peygamber bile kendini davanın garantörü görmezken,<br />
bir kulun kendini olmazsa olmaz ilan etmesi,<br />
akaid ölçüsünde taşkınlıktır.</p>

<p>5. Şeytanî Kıyas Noktası</p>

<p>Şeytan Allah’ı inkâr etmedi.<br />
Ama kendini merkeze koydu.</p>

<p>“Ben ondan hayırlıyım.” (A‘raf, 7/12)</p>

<p>Bugün “Ben olmazsam dava biter” diyen de aynı kıyası yapar:</p>

<p>“Ben olmazsam hak yürümez.”</p>

<p>Bu, kibre dayalı bir itikad bozukluğudur.</p>

<p>Son Ehl-i Sünnet Hükmü</p>

<p>Ehl-i Sünnet’e göre:<br />
&nbsp;• Allah’ın dini şahısla kaim değildir.<br />
&nbsp;• Dava liderle özdeşleşmez.<br />
&nbsp;• Allah kuluna muhtaç olmaz.</p>

<p>Allah dilerse kulunu kullanır,<br />
dilerse onu kenara alır.<br />
Ama davasını kimseye zimmetlemez.</p>

<p>Kur’an noktayı koyar:</p>

<p>“Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” (Saff, 61/8)</p>

<p>Sen yoksan da nur tamamlanır.<br />
Ama sen kendini merkeze koyarsan,<br />
sorun dava değil, senin itikadındır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 12:21:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günümüz İslami Kesiminde Güvenilirlik Erozyonu</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gunumuz-islami-kesiminde-guvenilirlik-erozyonu-234</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gunumuz-islami-kesiminde-guvenilirlik-erozyonu-234</guid>
                <description><![CDATA[Günümüz İslami Kesiminde Güvenilirlik Erozyonu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz İslami Kesiminde Güvenilirlik Erozyonu</p>

<p>Normatif İslam Öğretisi ile Güncel Temsil Pratikleri Arasındaki Gerilim</p>

<p>Bu makale, günümüzde “İslami kesim” olarak tanımlanan toplumsal aktörlere yönelik güven kaybının nedenlerini incelemektedir. Çalışma, İslam’ın temel kaynaklarında güven (emanet ve sıdk) kavramının merkezi konumunu ortaya koymakta; buna karşılık güncel pratiklerde gözlemlenen söylem–eylem tutarsızlıkları, dinin araçsallaştırılması ve kurumsal hesap verebilirlik eksikliği üzerinden güven erozyonunu analiz etmektedir. Araştırma, güven kaybının İslam’ın normatif yapısından değil, bu yapının güncel temsil biçimlerinden kaynaklandığı sonucuna ulaşmaktadır.</p>

<p>Anahtar Kelimeler: Güven, Emanet, İslam Ahlâkı, Temsil Krizi, Din ve Toplum</p>

<p>⸻</p>

<p>1. Giriş</p>

<p>Toplumsal güven, modern sosyolojide bireyler arası ilişkilerin ve kurumsal meşruiyetin temel unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Dinî yapılar, tarihsel olarak bu güvenin inşasında merkezi bir rol oynamıştır. Ancak son yıllarda, özellikle Müslüman kimliğiyle öne çıkan kişi ve kurumlara yönelik güvenin azaldığına dair yaygın bir toplumsal algı oluşmuştur. Bu çalışma, söz konusu algının nedenlerini İslam’ın normatif ilkeleri ile Müslümanların güncel pratikleri arasındaki fark üzerinden ele almaktadır.</p>

<p><br />
2. İslam’da Güven ve Emanet Kavramı</p>

<p>Kur’an-ı Kerim’de güven, imanla doğrudan ilişkilendirilen temel bir ahlâkî ilkedir:</p>

<p>“Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”¹</p>

<p>Bu ayet, emanet kavramını yalnızca bireysel bir erdem olarak değil, kamusal sorumluluk alanını da kapsayan bir ilke olarak tanımlar. Nitekim İslam düşüncesinde yönetim, ilim, ticaret ve dinî rehberlik alanlarının tamamı “emanet” kapsamında değerlendirilmiştir.²</p>

<p><br />
3. Hadis Literatüründe Güvenilirlik</p>

<p>Sahih-i Buhari’de yer alan şu hadis, güvenilirliğin imanla ilişkisini açıkça ortaya koymaktadır:</p>

<p>“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine emanet edildiğinde ihanet eder.”³</p>

<p>Benzer şekilde Sahih-i Müslim’de rivayet edilen:</p>

<p>“Bizi aldatan bizden değildir.”⁴</p>

<p>ifadesi, dindarlık iddiası ile ahlâkî tutarsızlık arasındaki bağın kabul edilemezliğini vurgular.</p>

<p>4. Güncel Temsil Pratiklerinde Güven Sorunu</p>

<p>4.1 Söylem–Eylem Tutarsızlığı</p>

<p>Günümüzde bazı dinî figürlerin kamuoyunda yüksek ahlâk vurgusu yaparken; pratikte yolsuzluk, kayırmacılık veya lüks yaşam iddialarıyla anılması, güven kaybının temel nedenlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Sosyolojik açıdan bu durum, ahlâkî meşruiyetin sembolik düzeyde kalması şeklinde tanımlanabilir.⁵</p>

<p><br />
4.2 Dinin Araçsallaştırılması</p>

<p>Modern dönemde dinin siyasi ve ekonomik meşruiyet üretme aracı olarak kullanılması, İslam’ın evrensel ahlâk iddiasını zayıflatmaktadır. Özellikle dini söylemlerin eleştiriye kapalı hale getirilmesi, toplumda “din, hakikatin değil gücün hizmetindedir” algısını pekiştirmektedir.⁶</p>

<p><br />
4.3 Kurumsal Şeffaflık ve Hesap Verilebilirlik Eksikliği</p>

<p>Bazı dini yapıların iç denetim mekanizmalarından yoksun olması, lider figürlerin eleştirilemez kabul edilmesi ve hataların örtülmesi, Kur’an’ın bireysel sorumluluk ilkesine aykırı bir yapı üretmektedir:</p>

<p>“Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez.”⁷</p>

<p>Bu durum, güvenin temel unsuru olan öngörülebilir ahlâk ilkesini ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p><br />
5. Aklî ve Sosyolojik Değerlendirme</p>

<p>Rasyonel açıdan güven, normların istikrarlı ve tutarlı biçimde uygulanmasına bağlıdır. Bir kişi ya da grubun davranışları ilkelere değil çıkara göre şekilleniyorsa, o yapı dinî referanslara sahip olsa dahi toplumsal güven üretmesi mümkün değildir. Bu ilke, modern sosyoloji literatüründe dinî kurumlar için de geçerli kabul edilmektedir.⁸</p>

<p><br />
6. İslam ile Müslüman Ayrımı</p>

<p>Analitik düzeyde yapılması gereken temel ayrım şudur:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İslam: Normatif, ilkesel ve evrensel ahlâk öğretisi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Müslüman: Bu öğretiyi uygulamakla yükümlü, fakat hata yapabilen insan</p>

<p>Bu ayrımın ihmal edilmesi, bireysel ve kurumsal hataların doğrudan dine atfedilmesine yol açmakta; bu da daha geniş bir güven krizini tetiklemektedir.⁹</p>

<p>7. Sonuç</p>

<p>Bu çalışma, günümüzde İslami kesime yönelik güven kaybının İslam’ın temel kaynaklarından değil, bu kaynakların güncel temsil biçimlerinden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Kur’an ve Sünnet, güvenilirliği imanın merkezine yerleştirirken; modern pratiklerde gözlemlenen ahlâkî tutarsızlıklar bu güveni aşındırmaktadır. Güvenin yeniden inşası, söylem üretmekten çok ahlâkî tutarlılığı kurumsal ve bireysel düzeyde yeniden tesis etmeye bağlıdır.</p>

<p>Dipnotlar<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kur’an, Nisâ 4/58.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Beyrut.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Buhari, İman, 24.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Müslim, İman, 164.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Max Weber, Din Sosyolojisi, çev. Z. Aruoba.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Talal Asad, Formations of the Secular, Stanford University Press.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;7.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kur’an, En‘âm 6/164.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;8.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Peter L. Berger, The Sacred Canopy.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;9.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Aliya İzzetbegoviç, İslam ile Batı Arasında.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 00:18:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİN ADINA KONUŞUP KAMU MALINI VE VAKIF MALINI GASP EDENLERE</title>
                <category>Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/din-adina-konusup-kamu-malini-ve-vakif-malini-gasp-edenlere-233</link>
                <author>fikretozdemir@gmail.com (Fikret Özdemir /İlahiyatçı - Yazar)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/din-adina-konusup-kamu-malini-ve-vakif-malini-gasp-edenlere-233</guid>
                <description><![CDATA[DİN ADINA KONUŞUP KAMU MALINI VE VAKIF MALINI GASP EDENLERE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Hayber Hadisi Işığında Açık Bir İslamî İtham Metni</p>

<p>Giriş: Bu Metin Bir Hatırlatma Değil, Bir HÜKÜMDÜR</p>

<p>Bu metin, “Müslümanım” deyip kamu malına el uzatanlara,<br />
“niyetimiz hayırdı” diyerek kul hakkını çiğneyenlere,<br />
fetva arkasına saklanarak haramı meşrulaştıranlara yazılmıştır.</p>

<p>Çünkü İslam’da niyet, haramı helal yapmaz.<br />
Ve Peygamber’in cehennem dediği fiile, hiç kimse cennet bileti kesemez.</p>

<p>1. Delil: Hayber Hadisi (Tartışma Burada Biter)</p>

<p>Hayber Savaşı’nda sahabeler, savaşta ölen bir adam için Hz. Peygamber’e gelip “şehit oldu” dediler.<br />
Resûlullah (sav) cevabı net, sert ve geri dönüşsüz verdi:</p>

<p>“Hayır! Ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka içinde cehennemde gördüm.”</p>

<p>Bu rivayet Sahih-i Müslim ve Sünen-i Ebû Dâvûd’da sahih olarak yer almaktadır.</p>

<p>Burada dikkat edin:<br />
&nbsp;• Adam savaşa katılmıştır<br />
&nbsp;• Adam Müslümandır<br />
&nbsp;• Adam şehit zannedilmiştir<br />
&nbsp;• Çaldığı şey bir hırkadır</p>

<p>Buna rağmen Peygamber (sav) cehennem demiştir.</p>

<p>O hâlde bugün milyonları götürenler, hangi yüzle kendini temize çıkarıyor?</p>

<p>2. “Şehitlik Her Şeyi Affeder” Yalanı</p>

<p>Bu hadis, halk arasında dolaşan en büyük dinî yalanlardan birini yerle bir eder:</p>

<p>“Şehit olursa bütün günahlar silinir.”</p>

<p>Hayır.<br />
Bu söz Peygamber sözü değildir.<br />
Bu söz, günahı hafifletmek isteyenlerin uydurmasıdır.</p>

<p>Büyük hadis ve fıkıh âlimi İmam Nevevî bu hadis hakkında şunu söyler:</p>

<p>“Bu hadis, kamu malına hıyanet eden kimsenin, şehitlikle dahi bu günahtan kurtulamayacağına açık delildir.”</p>

<p>Aynı şekilde İbn Hacer el-Askalânî der ki:</p>

<p>“Bu hadis, ‘şehit olursa her şey affolur’ zannını kesin olarak çürütür.”</p>

<p>Yani:<br />
&nbsp;• Şehitlik = sınırsız af değildir<br />
&nbsp;• Kul hakkı = ayrı dosyadır<br />
&nbsp;• Kamu malı = en ağır kul hakkıdır</p>

<p>3. Fetva ile Haram Aklanamaz</p>

<p>Şunu açık söyleyelim:</p>

<p>Haram, fetva ile helal olmaz.</p>

<p>Bir müftü:<br />
&nbsp;• Yetimin hakkını helal yapamaz<br />
&nbsp;• Halkın vergisini kişiye tahsis edemez<br />
&nbsp;• Devlet malını “hizmet” adıyla zimmete geçiremez</p>

<p>Eğer bunu yapıyorsa:<br />
&nbsp;• O fetva batıldır<br />
&nbsp;• O söz din değildir<br />
&nbsp;• O kişi İslam adına konuşmuyor, İslam’ı kullanıyordur</p>

<p>Hayber Hadisi, fetva makamını da bağlar.<br />
Peygamber’in önüne fetva koyamazsınız.</p>

<p>4. “Niyetimiz Hayırdı” Masalı</p>

<p>Bu hadis, “niyetimiz iyiydi” savunmasını da çöpe atar.</p>

<p>Çünkü:<br />
&nbsp;• Adam savaştaydı (iyi niyet?)<br />
&nbsp;• Adam Müslümandı (iyi niyet?)<br />
&nbsp;• Adam şehit sanıldı (iyi niyet?)</p>

<p>Ama Peygamber (sav) fiile baktı.<br />
Niyete değil.<br />
Slogana değil.<br />
Gerekçeye değil.</p>

<p>Kamu malını aldıysan, mesele bitmiştir.</p>

<p>5. Sahabelik Bile Kalkan Olmadıysa, Sen Kimsin?</p>

<p>Bu noktada en ağır darbe gelir:</p>

<p>Hadisteki kişi sahabedir.</p>

<p>Yani:<br />
&nbsp;• Peygamber’i görmüş<br />
&nbsp;• Onunla aynı safta savaşmış<br />
&nbsp;• İmanından şüphe yok</p>

<p>Buna rağmen Resûlullah (sav):<br />
&nbsp;• “Sahabedir” demedi<br />
&nbsp;• “Mazur görün” demedi<br />
&nbsp;• “Şehittir” demedi</p>

<p>Cehennem dedi.</p>

<p>Sahabelik kurtarmadıysa,<br />
Senin unvanın,<br />
Senin cemaatin,<br />
Senin koltuğun,<br />
Senin geçmiş hizmetin<br />
Hiç kurtarmaz.</p>

<p>6. Bugüne Açık ve Sert Hüküm</p>

<p>Bu hadis bugün şunu söylüyor:<br />
&nbsp;• Kamu malı yiyen dindar olmaz<br />
&nbsp;• Kul hakkı olan cennet sloganla alınmaz<br />
&nbsp;• Dini kullanarak yapılan hırsızlık, iki kat günahtır<br />
&nbsp;• Peygamber’in cehennem dediğine, “sevap” diyen yalancıdır</p>

<p>Bu kadar net.</p>

<p>Hadis Kaynağı:&nbsp;<br />
1-Kitâbü’l-Cihâd ve’s-Siyer<br />
Hadis no: 4234<br />
Sahihlik derecesi: Sahih (müttefekun aleyh anlamında Müslim’de de var)</p>

<p>2-Sahih-i Müslim<br />
Kitâbü’l-Îmân<br />
Hadis no: 115<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 10 Jan 2026 13:41:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2026/01/fikret-ozdemir-1768041626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MİLLİ BERABERLİK VE \&#039;ORTAK HEDEF\&#039; VAZGEÇİLMEZİMİZDİR</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/milli-beraberlik-ve-ortak-hedef-vazgecilmezimizdir-232</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/milli-beraberlik-ve-ortak-hedef-vazgecilmezimizdir-232</guid>
                <description><![CDATA[MİLLİ BERABERLİK VE \'ORTAK HEDEF\' VAZGEÇİLMEZİMİZDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MİLLİ BERABERLİK VE ‘ ORTAK HEDEF’ VAZGEÇİLMEZİMİZDİR.</p>

<p>TÜRK MİLLETİ BU ‘ EŞİĞİ DE AŞARAK’ KUTLU HEDEFE ODAKLANMALIDIR.</p>

<p>Mustafa FINDIK</p>

<p>Türkiye’miz bazı olumsuz gelişmeler ile karşı karşı karşıyadır . Başta gelir dağılımındaki adaletsizlik, devlet kurumlarının müsrifce harcamaları, devlet kadrolarındaki ‘liyakatsiz atamalar’, ideolojik olduğu izlenimi veren ‘kadrolaşmalar’ devlet ihale yasasından kaynaklı adam/şirket kayırmaları anılan olumsuzlukların ilk akla gelenleridir.</p>

<p>Bu olumsuzlukları anlattığımız ‘girizgahtan sonra’ ülkemizde olan olumlu gelişmeleri de zikretmek gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p>Türkiye’miz 1,5 trilyon dolar Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) seviyesine ulaşarak G20 Ülkeleri içerisinde 17. Sıraya yükselmiştir.<br />
Gelir dağılımındaki adaletsizlikten ötürü bu ‘ zenginleşmenin’ halka yansıtılamamış olması tabii ki düzeltilmesi gereken bir çarpıklıktır.</p>

<p>Türkiye’miz savunma sanayiinde katettiği mesafe ile tüm dünya’nın dikkatlerini çekebilmeyi başarmıştır. ABD basını, Rusya basını ve Avrupa basını başta olmak üzere dost,düşman bütün ülkelerin gıpta ve kıskançlıkla izledikleri bir başarı hikayesidir.<br />
Bu milletin evlatları olarak, milletimizin yüksek teknoloji başta olmak üzere elde etmekte olduğu başarılarla daima iftihar etmeliyiz.&nbsp;</p>

<p>TÜRK MİLLETİ HER ŞEYİN EN İYİSİNE LAYIKTIR.<br />
Ülkemizde yaşayan 86 milyon vatandaşımız ve yurt dışında yaşayan 7 milyon vatandaşımız ve ‘300 milyonluk’ Türk Dünyası yeni bir SİLKİNİŞ ve yeniden DİRİLİŞ’ in habercisi olan gelişmelerden elbette mutlu olmalıdır…<br />
Ülke içerisinde, yazımızın giriş bölümünde değindiğimiz&nbsp; ‘olumsuzlukların ‘ ortadan kaldırılması Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin başlıca görevidir.<br />
Asgari ücretlinin yaşam koşulları ve emeklilerin ‘acınacak halde olmaları’ ilgili makamları dikkatlerinden kaçmamalıdır.<br />
1,5 dolar GSYH’ ya ulaşmış bir ekonomiden söz edilen bir ülkede 16 bin ₺’ lik ‘en düşük’ emekli maaşı ve 22 bin ₺’ lik asgari ücret gerçekten çok gülünç kalmaktadır.&nbsp;</p>

<p>DEVLET TASARRUF ETMELİDİR!<br />
Başta makam aracı saltanatı olmak üzere devlet tasarrufa gitmeli, kısıtlı imkanlarla ‘dönüşen’ bir ülke olduğumuzun şuuruyla hareket etmeli ve radikal tasarruf tedbirleri almalıdır.</p>

<p>İnşallah bir gün gerçek olur ama, ‘MERKEL bizi kıskanıyor, Almanya bize gıpta ediyor’ safsatasından vaz geçip ülkemiz kaynaklarının adilce dağılımı için artık bir şeyler yapılmalıdır.</p>

<p>AVRUPA TÜRKLERİ İHMAL EDİLİYOR.<br />
Bu köşeyi takip edenler hatırlayacaklardır , Gurbetçilerimiz aksayan hizmetler ve (daha önce vaat edilenler ışığında) beklentilerinin takipçisi olduk, Başta Yurt dışı hizmetlerinin borçlanılması yoluyla emeklilik (çifte emeklilik) olmak üzere ‘ günlük prim ödemelerinin çok yüksek olmasından kaynaklı’ adaletsizlik ortadan kaldırılmalıdır.</p>

<p>TÜRKÇE YAYIMLAR DESTEKLENMELİ, TEŞVİK EDİLMELİDİR.<br />
Türk Basınının ‘ Amiral Gemisi’ Hürriyet gazetesi olmak üzere günlük gazeteler ‘piyasadan çekilmek zorunda kalmasıyla ’ Türkçe günlük yayına erişim imkanı kalmadı(2500-3000 tirajlı) bir gazete halen yayımlanmaktadır…<br />
Bu hususa yetkililerin dikkatlerini çekmek isteriz. Avrupa Türkleri, Türkçe basın-yayın organlarının eksikliğini hissetmemeli , özellikle yaşadıkları ülkelerde karşılaştıkları sorunların çözümünde faydalı olabilecek Medya organlarına sahip olabilmeli, birbirlerinden haberdar olabilecekleri platformlar erişimleri sağlanmalıdır.</p>

<p>MİLLİ BİR HEDEF, DAYANIŞMACI BİR TOPLUMSAL BİLİNÇ.</p>

<p>VAZGEÇİLMEZİMİZDİR , vatandaşlarını parti, mezhep, köken farkı gözetmeksizin kucaklamalı, var olan kültürel, sosyal bağlarını daha da güçlendirmelidir.&nbsp;<br />
Bu sayede; Türk gençliği geleceğe daha umutlu bir şekilde bakmak, yeni ‘KIZIL ELMALAR’ a yelken açmak için bir motivasyon bulacaktır…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 02:21:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GURBETÇİ İÇİN KOMİSYON TALEBİNE MECLİSTEN RET AKP–MHP “HAYIR” dedi</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetci-icin-komisyon-talebine-meclisten-ret-akpmhp-hayir-dedi-231</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetci-icin-komisyon-talebine-meclisten-ret-akpmhp-hayir-dedi-231</guid>
                <description><![CDATA[GURBETÇİ İÇİN KOMİSYON TALEBİNE MECLİSTEN RET AKP–MHP “HAYIR” dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan 62. madde açıkça şöyle demektedir:</p>

<p>“Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.”</p>

<p>Ayrıca 5256 sayılı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Kanunu’nun 3. maddesinin (j) fıkrasında devletin sorumluluğu şu şekilde tanımlanmaktadır:</p>

<p>“Yurt dışında yaşayan ve/veya çalışan Türk ailelerinin sorunlarını araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek.”</p>

<p>Bu açık hükümlere rağmen, TBMM Genel Kurulu’nda Saadet Partisi tarafından sunulan “yurt dışında yaşayan vatandaşların mali, sosyal, hukuki ve idari sorunlarının araştırılması” amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik önerge kabul edilmedi.<br />
Teklifin gerekçesini Genel Kurul kürsüsünde Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya sundu.</p>

<p>Kaya konuşmasında, yurt dışında yaşayan milyonlarca vatandaşın sadece seçim dönemlerinde hatırlanan bir kitle olamayacağını, bu nedenle kalıcı ve kurumsal bir muhataplık mekanizmasına ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.</p>

<p>Oylama sonucunda, “Komisyon kurulması yönündeki öneri, Genel Kurul’daki oylamada AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.”</p>

<p>“Katkı var, aidiyet var; fakat söz hakkı yok”</p>

<p>On yıllardır Türkiye’ye döviz, yatırım ve ekonomik katkı sağlayan yurtdışı vatandaşlarının sorunlarının Meclis düzeyinde ele alınmasını amaçlayan bu teklifin reddedilmesi, Avrupa’daki milyonlarca seçmen arasında “sadece sandık zamanı hatırlanıyoruz” duygusunu daha da güçlendirdi.</p>

<p>TBMM’de konuşan Milletvekili Mustafa Kaya, yurt dışında yaşayan vatandaşların taleplerinin artık bir “rica” değil, anayasanın devlete yüklediği bir hak ve sorumluluk çerçevesi olduğunu vurguladı.</p>

<p>Kaya’nın öne çıkan talepleri (15 Madde)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yurtdışı Türkler ve Akrabalı Topluluklar Bakanlığı kurulmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yurtdışı seçim bölgesi oluşturulmalı ve vatandaşlar doğrudan TBMM’de temsil edilmeli.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bedelli askerlik ücreti 1000 Euro’ya indirilmeli; aidiyet bağı güçlendirilmeli.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;THY biletlerine 200 Euro tavan fiyat uygulanmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Türkiye’ye getirilen araçların kalış süresi 5 yıla çıkarılmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yurt dışından getirilen telefonlarda kullanım sınırı kaldırılmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;7.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Avrupa Sağlık Belgesi ile Türkiye’de sağlık hizmeti ücretsiz olmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;8.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Sıla yolu çilesi bitirilmeli; ulaşım altyapısı güçlendirilmeli.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;9.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Avrupa’dan alınan meslek diplomaları Türkiye’de tanınmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;10.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Türkçe dersleri yasal güvenceye kavuşturulmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;11.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Konsolosluk hizmetleri güçlendirilmeli ve mobil ofisler kalıcı hale getirilmeli.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;12.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Finansal veri paylaşımında işçiler muaf tutulmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;13.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kesin dönüş yapanlara gümrüksüz araç hakkı tanınmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;14.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yurtdışı borçlanmasıyla emekli olanların tam zamanlı çalışma hakları korunmalı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;15.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Avrupa’daki Türkçe medya desteklenmeli, genç neslin kültürel bağı korunmalı.</p>

<p>Kaya, özellikle askerlik meselesine vurgu yaparak Avrupa’da artık dördüncü nesil Türk gençliğinin yetiştiğini, bağların zayıflaması durumunda bunun ileride çok daha ağır sonuçlar doğuracağını belirtti. Bu nedenle bedelli askerlik uygulamasının tek seferlik, 3 aylık eğitim ve 1000 Euro bedel ile düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Konuşmasını,<br />
“Gurbetçilerin hakları bir lütuf değil; devletimizin anayasal sorumluluğudur. Meclis artık somut adımlar atmalıdır.”<br />
sözleriyle tamamlayan Kaya, komisyon önerisinin AK Parti ve MHP tarafından reddedilmesinin “çözüm iradesi” açısından büyük bir eksiklik olduğunu dile getirdi.<br />
Şaban Turhal<br />
Ankara<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Oct 2025 17:56:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MİTOLOJİ, İDEOLOJİ, TEOLOJİ, VE ‘SAPKIN’ ÜTOPYA: ARZ-ı MEV’UD.</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/mitoloji-ideoloji-teoloji-ve-sapkin-utopya-arz-i-mevud-230</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/mitoloji-ideoloji-teoloji-ve-sapkin-utopya-arz-i-mevud-230</guid>
                <description><![CDATA[MİTOLOJİ, İDEOLOJİ, TEOLOJİ, VE ‘SAPKIN’ ÜTOPYA: ARZ-ı MEV’UD.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MİTOLOJİ, İDEOLOJİ, TEOLOJİ, VE ‘SAPKIN’ ÜTOPYA: ARZ-ı MEV’UD.</p>

<p>İSRAİL TERÖR &nbsp;DEVLETİ PERVASIZCA,<br />
GADDARCA VE ACIMASIZCA ORTA DOĞU’ YU &nbsp;‘KAN GÖLÜNE ÇEVİRİYOR‘ DÜNYA İZLİYOR.</p>

<p>Mustafa FINDIK</p>

<p>ORTA DOĞU’ yu kasıp kavuran, 67 &nbsp;binden fazla insanın ölümüne, yüz binlerce insanın yaralanmasına ve 2 milyon insanın evinden barkından edilip her an ‘ölümle burun buruna’ açlıkla pençeleşmesine sebep olan ‘soykırımcı Israil ve onun katliamcı başbakanı Netanyahu (inşallah) adalet önünde hesap verecektir.</p>

<p>Netenyahu’ yu ve siyonistleri, soykırımcı Israil’ i (mutedil, barışçı , Hz. Musa’ nın şeriatına inanan ‘Musevileri’ tenzih ederim) bu noktaya getiren ‘motivasyon’ nedir?<br />
Bu sorunun cevabı ciltler dolusu kitaplarla bile zor izah edilebilir!<br />
Biz burada; Aktüel hezeyanlar, uydurma vaatler, ‘sözde’ ilahi metinlerde var olduğu iddia edilen vaat edilmiş topraklar konularına değineceğiz…<br />
Çeşitli entrikalar, tehditler, toprak satın almalar ve 2.Dünya Savaşı sorası dönemde ‘mağdur. Edilmiş, katliama uğramış bir millet olduklar kabulüyle’ kendilerine İngiltere’nin öncülüğüyle Filistin’e yerleşme imkanı sunulan ( gemilerle &nbsp;bütün dünyadan Filistin topraklarına &nbsp;taşınarak yerleştirilen)<br />
İsraililer 1948 yılında ‘konjonktürün &nbsp;de etkisiyle’ devletleşme imkanına kavuşmuştur.</p>

<p>Tarih boyunca Müslüman milletler tarafından hiç bir zaman şiddete maruz kalmamış, tam tersine zulüm gördükleri coğrafyalardan sürgüne maruz bırakıldıkları zamanlarda Museviler, Müslüman ülkelerce himaye edilmiş ve nihayet Osmanlı İmparatorluğu tarafından &nbsp;ülkeye kabul edilip, himaye edilerek imtiyazlar verilen İsrailoğulları ne yazık ki &nbsp;‘yediği kaba pislercesine’ Müslümanlarla didişmeye, bölgede huzur içerisinde yaşamak &nbsp;varken Bağımsızlığa kavuşup resmen devlet olarak kabul edildiği 1948 yılından beri bölgede huzur bırakmamış, periyodik baskılar ve sürekli katliamlarla tüm Arap milletlerine ve özellikle Filistin halkına kan kusturmuştur.</p>

<p>1948'de İsrail işgal devleti kurulduğunda Yahudilerin sahip oldukları arazi miktarı 2 milyon dönümdü. Yani tüm Filistin topraklarının % 7'si. Bu toprakların 650 bin dönümünü Osmanlı devleti döneminde mülk edinmişlerdir.</p>

<p>Şu anda toplam Filistin topraklarının %80’ ini işgal etmiş bulunan İsrail &nbsp;devleti 7 Ekim &nbsp;2023’ den bu yana 70 bin insanın şehid edilmesine, 180 bin insanın yaralanmasına ve toplam nüfusunun evsiz barksız kalmasına sebep olmuştur.</p>

<p>SAPKIN İDEOLOJİ, TAHRİF EDİLMİŞ İLAHİ METİNLER VE &nbsp;‘REALİZE EDİLEMEYECEK’ BİR HEDEF:&nbsp;<br />
ARZ-İ MEV’ UD.</p>

<p>İsrail sapkın ideolojisi ‘siyonizm’ etrafında oluşturduğu ‘ kesin inançlılar’ halkasıyla başta Filistinliler olmak üzere bölge halklarına her türlü zulmü, eziyeti reva görmekte onları ‘ ölümle burun-buruna ‘ yaşatmaktadır.</p>

<p>Bölgede huzur içerisinde yaşamak, üç semavi dinin kutsal kabul ettiği Kudüs’ ü bir ‘ barış ve hoşgörü adası olarak’ insanlığa örnek teşkil edecek şekilde ( Müslümanlar, hristiyanlar ve museviler) birlikte yönetmek o mübarek mabetlere (hadim olmak hizmet sunmak) varken, insanların ellerinden tapulu mallarını zorla almakta, güvenlikli olmayan ortamlarda belirsizlik içinde ‘gelecek korkusuyla’ yaşamaları için elinden geleni yapmaktadır.</p>

<p>İsrailoğulları’nın kendilerine vaat edildiğini iddia ettikleri ‘Ken’ an toprakları ve Arz-ı Mev’ud’&nbsp;</p>

<p>Tahrif edilmiş Tevrat’ta yazılı olsa da , bu ‘motivasyon kaynağının’ SİYONİZM ‘den mülhem olduğu, KUR’AN’ daki ‘PEYGAMBER KISSALARINDAN’ anlaşılmaktadır.<br />
(Bakınız:Maide Suresi 21-26 ayetler).</p>

<p>Tamamen sapkın bir ideoloji ürünü olan hezeyanlarla, bir bölgeyi, hatta dünyayı ateşe atmayı göze alabilen Siyonistler başta mutedil Museviler, Araplar ve bütün dünyanın huzurunu kaçırmaktadır.</p>

<p>İSRAİL’E KİM DUR DİYECEK?<br />
Bu sorunun cevabı çok da zor değil! Tabii ki Israil’ i şımartan ona cesaret veren ( başta ABD olmak üzere) ülke ve ülkelerin desteklerini çekmeleri yeterli olacaktır kanaatindeyiz.&nbsp;<br />
Burada sırası gelmişken ünlü ABD’ li aktör Robert De Niro’nun bir tv röportajında yaptığı değerlendirmeye yer vermek istiyorum:</p>

<p>“Kuduz bir köpek tarafından ısırıldığınız zaman kimi suçlarsınız? Köpeği mi, sahibinin mi? şüphesiz sahibini.<br />
Bu yüzden bütün suç Amerika’nın.<br />
İsrail gibi bir ülkeyi desteklediği için”</p>

<p>İSLAM ÜLKELERİ FİLİSTİN KONUSUNDA KARARLI BİR TUTUM İZLEMELİDİR.</p>

<p>Gazze’ de ateşkesin ilanından bu yana (her ne kadar İsrail ihlal ediyor olsa da)<br />
Beliren barışın tesis edilebileceğine dair umutların ‘kalıcı olması için’ bazı yaptırımların uygulanabileceğinin İsrail tarafından bilinmesi gerekir.</p>

<p>İçinde Türkiye Cumhuriyeti’nin de içinde bulunduğu ‘İSLAM ÜLKELERİ &nbsp;FİLİSTİN DAYANIŞMA GRUBU’ tarzındaki bir yapı, yayınlayabileceği deklarasyonla İsrail Devleti’ ne bir ihtarda bulunarak;” Israil’ in Filistin’ e (Gazze’ ye) yapacağı yeni bir saldırı halinde İSLAM ÜLKELERİ FİLİSTİN DAYANIŞMA GRUBU olarak Filistin’ de barışın kalıcı olabilmesi için &nbsp;Filistin’ in yanında yer alacaktır” şeklinde bir kararlılık göstermesi tüm barışseverlerin beklentisidir kanaatindeyiz.</p>

<p>Son söz: “Barışı istiyorsanız, savaşa hazır olunuz”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Oct 2025 11:50:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE…</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/ne-mutlu-turkum-diyene-229</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/ne-mutlu-turkum-diyene-229</guid>
                <description><![CDATA[NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>3 Ekim – Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü</p>

<p>3 Ekim 2009 tarihinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan Nahçıvan Anlaşması, Türk dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Bu anlaşma ile kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi), ortak tarih, kültür ve dil bağlarıyla birbirine kenetlenmiş Türk milletlerinin geleceğe birlikte yürümesinin en güçlü adımı olmuştur.</p>

<p>3 Ekim günü, sadece bir anlaşmanın yıldönümü değil; aynı zamanda Türk dünyasının birlik, dayanışma ve kardeşlik günü olarak hafızalara kazınmıştır. Bu gün, “bir millet, birçok devlet” anlayışının ete kemiğe bürünmüş halidir.</p>

<p>Türk Konseyi, Türk devletlerinin siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda iş birliğini güçlendirmekte, ortak değerleri yaşatmakta ve gelecek nesillere daha güçlü bir Türk dünyası bırakma ülküsünü taşımaktadır.</p>

<p>Bugün bizlere düşen, bu kardeşlik mirasını korumak ve büyütmektir. Çünkü Türk dünyasının birliği; sadece Türk milletleri için değil, bölgesel barış, istikrar ve küresel adalet için de büyük bir güçtür.</p>

<p>3 Ekim Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü kutlu olsun!<br />
Türk dünyası, el ele vererek daima yükselecektir.</p>

<p>TURAN BİLİMLER AKADEMİSİ<br />
Orman mühendisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eski Genel Müdürü Osman ÖZTÜRK dostumuza katkıları için teşekkür ederiz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/kut1.jpg" style="height:779px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Oct 2025 12:37:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSANLARIN PEŞİNDE KOŞMAYI BIRAKTIĞINIZDA</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/insanlarin-pesinde-kosmayi-biraktiginizda-228</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/insanlarin-pesinde-kosmayi-biraktiginizda-228</guid>
                <description><![CDATA[İNSANLARIN PEŞİNDE KOŞMAYI BIRAKTIĞINIZDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>İnsanların peşinde koşmayı bıraktığınızda aslında hayat size bambaşka bir gerçeği öğretiyor. Kendinizi buluyorsunuz. Çünkü insan, farkında olmadan yıllarını başkalarının gözüne girmek, kalbinde bir köşe kapmak için harcıyor. Sürekli birilerine yetmeye çalışıyor, gönlünü hoş etmeye çabalıyor, değer görmek için kendini parçalıyor. Ve bir gün aynaya baktığında fark ediyor ki; kendi değerini başkalarının onayına bağlamak, insanın ruhuna yapılacak en büyük haksızlıkmış.</p>

<p>Şunu kabullenmek gerek: Gerçekten hayatınızda olmak isteyen kimse sizi yormaz, yıpratmaz. Ne aramanız için bahaneler üretir, ne de varlığınızı sorgulatır. Çünkü isteyen gelir, özleyen arar, yanında görmek isteyen yanınızdadır. O yüzden aslında peşinden koştuğumuz her insan, bizim yalnızlığımızın ve kendi kıymetimizi unutmuş olmamızın aynasıdır.</p>

<p>Koşmayı bıraktığınızda hayat birden sadeleşiyor. Kırılmalar azalıyor, hayal kırıklıkları hafifliyor. Çünkü artık kimseyi zorla yanınızda tutmaya çalışmıyorsunuz. Zaten zorla kalan birinin yükünü taşımaktansa, kaliteli yalnızlığınızın zarif sessizliği çok daha değerli oluyor.. Bazen bir dostun eksikliği, yanlış bir dostun fazlalığından çok daha huzurludur.</p>

<p>Oysaki, gerçek bağlar, karşılıklı emek ve içtenlikle kurulur. Bir taraf koştururken diğer taraf keyif çatıyorsa o bağ çoktan çürümüştür. Biz buna çoğu zaman “ilişki” diyoruz ama aslında o, sadece tek taraflı bir çabanın adıdır. Ve insan, kendi hayatını böyle yokuşlara mahkûm etmemeli. Çünkü yük taşımakla geçen yılların telafisi olmuyor.</p>

<p>Bir de şu var: Kendinize değer verdiğinizde, dünya da size bakışını değiştiriyor. Çünkü kendi yolunda huzurla yürüyen bir insan, farkında olmadan bir çekim gücü oluşturuyor. Peşinden koşmadığınız insanlar, bir bakıyorsunuz ki sizin dinginliğinize hayran oluyor. İşte&nbsp; hayatın en güzel gerçeği bu oluyor.</p>

<p>Unutmayalım: Kimseye kendimizi ispat etmek zorunda değiliz. Ne sevgimizi, ne sadakatimizi, ne de varlığımızı… Biz zaten olduğumuz gibi yeterliyiz. Fazlasına gerek yok. Hayat yolculuğunda kim yanınızda kalmak isterse kalır, kim gitmek isterse gider. Ve gidenler aslında kayıp değildir; onlar bize fazlalık yapanlardır.</p>

<p>İnsanların peşinde koşmayı bıraktığınızda, sonunda hep kendinize varıyorsunuz. Ve işin en güzel tarafı da bu: Çünkü insan, kendine kavuştuğunda hiçbir boşluk kalmıyor. Belki de en büyük huzur, kimsenin gölgesinde değil, kendi ışığında yürümektir.<br />
Kalben sevgilerimle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:59:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEVLET BEY \&#039;BU TESLİMİYET\&#039; BİZİ NEREYE GÖTÜRECEK?</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/devlet-bey-bu-teslimiyet-bizi-nereye-goturecek-227</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/devlet-bey-bu-teslimiyet-bizi-nereye-goturecek-227</guid>
                <description><![CDATA[DEVLET BEY \'BU TESLİMİYET\' BİZİ NEREYE GÖTÜRECEK?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>DEVLET BEY, “BU TESLİMİYET” BİZİ NEREYE GÖTÜRECEK?</p>

<p>TÜRKÇÜ-ÜLKÜCÜ ÇİZGİDEKİ MİLYONLAR, MİLLİYETÇİ HAREKETİN TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDE “ETKİN BİR KONUMDA “ OLMASI GEREKTİĞİNE İNANANLAR, “LİDERİN BİR BİLDİĞİ VARDIR ELBET” DİYENLER SİZDEN İZAHAT BEKLİYOR!…</p>

<p>Mustafa FINDIK</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulu önderin kendi ifadesiyle ;</p>

<p>“Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır “ sözleri bir asrı aşkın bir süredir rehberimiz, yol göstericimiz olmuştur.</p>

<p>Ne yazık ki günümüz idarecileri bu şuurdan mahrum ve 5 bin yıllık mirasımızı “başkalarıyla paylaşmaya” hevesli görünmektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, Nihal Atsız, Alparslan Türkeş ve “çağdaşları-dava arkadaşları” Türkçülük fikriyatının Anadolu’da hakim unsur olmasının gerekliliğine inanmış ve bu uğurda mücadele vermiş “kutup yıldızlarımızdır”.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Milliyetçi Hareket Partisi de 1960’ lı yılların şartlarında merhum Başbuğ Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının öncülüğünde ; Milliyetçiliğin, Türkçülüğün “siyasi bir aksiyon halinde” partileşerek ülkemiz siyasetindeki boşluğu doldurması gayesiyle ortaya çıkmıştır.</p>

<p>* * *</p>

<p>Bu tespitten sonra ülkemizin karşı-karşıya bulunduğu tehlikelere de dikkat çekmek isteriz:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye coğrafyası, (ülkesi ve milleti ile ) sınırdaşlarımız,komşularımız, uzak komşularımız, ‘kadim düşmanlarımız’ , “bu topraklarda gözü olan, “deniz aşırı müttefiklerimiz dahil tüm devletler”; bir “ütopya peşinde koşan, ideolojisini din yapan ‘sapkın’ ve insanlığı felakete sürüklemekte hiç tereddüt duymayacak olan “ kandan beslenen” soykırımcı devletler tarafından dün olduğu gibi bugün de ‘çekim odağı, cazibe merkezidir…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sayın Devlet BAHÇELİ , LÜTFEN “ HAREKET’E VE ‘DEVLET’E SAHİP ÇIKINIZ”..</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey, size milyonlarca milliyetçi-ülkücü’ nün “gönlünden geçen” , cevabını sadece sizin verebileceğiniz bir kaç soru tevdi etmek istiyorum, her ne kadar ülkemizi idare eden irade “resmiyette” siz değilseniz de ; “ domine edici etkiniz” ve siyasal gücününüzün sayısal gücünüzün çok fevkinde olduğu herkesin malümudur…&nbsp;</p>

<p>Şimdi müsadenizle sorularımı(zı) yöneltmek istiyorum:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Soru 1:&nbsp;</p>

<p>5 bin yıllık şanlı Türk tarihinin varisi, son bin yıldır Anadolu’nun hakimi Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklar temelleri üzerinde kurulan Genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ni “ milli devlet olmak” vasfından uzaklaştırma istidadı gösteren mevcut hükümeti desteklemekteki ısrarınızın sebebini bizlere ( Türk Milletine) açıklarmısınız lütfen?</p>

<p>Soru 2:</p>

<p>Milliyetçi Hareket ; fikir, kadro, birikim ve fedakarlık bağlamında Ülkeyi idare edebilecek kabiliyet ve beceriye sahip olduğu halde “ÜLKE YÖNETİMİNE TALİP OLMAYIŞINIZI “ Cumhurbaşkanı adayı çıkartmayışınızı nasıl izah edersiniz?</p>

<p>Soru 3:</p>

<p>Yetişmiş Ülkücü kadroların devlet yönetiminde hak ettikleri mevkilere gelemeyişlerinden rahatsızlık duymuyormusunuz?</p>

<p>Soru 4:</p>

<p>15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ (!) SONRASI konjonktürel olarak, ve “ ülke çıkarları için” AKP’ yi destekleyip, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini kabul ettikten sonra , sistemin “ gizli ortağı” , koalisyon ortağı gibi davranıp AKP’ nin ve sayın Erdoğan’ ın yaptığı bütün faaliyet ve uygulamalara kayıtsız şartsız niçin “ EVET” diyorsunuz. Siyasi sorumluluk almadığınız bir sistemde “ eleştiri hakkınızı niçin kullanmıyorsunuz, hükümetin tüm uygulamalarını ‘ adeta ilahi bir emir gibi’ niçin kabul ediyorsunuz.?</p>

<p>Soru 5:</p>

<p>102 yıllık Cumhuriyetimizin, 1944’ den bugüne dek 81 yıllık Türkçü-Ülkücü çizgideki siyasi mücadelenin birikimini, “semeresini” ve ülkemiz menfaatlerine yöneltilebilecek tecrübelerimizi (bu değerlerle pek de barışık-hoşnut olmadığı izlenimi veren) bir siyasi harekete teslim etmekteki maksadınızı gerçekten merak etmekteyiz lütfen izahatta bulunurmusunuz?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sayın Devlet Bey, bizler şanlı milletimizin bağrından çıkmış Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve yüzlerce dava arkadaşlarının büyük bir cesaretle ve ferasetle adeta “yok olmakta olan bir devleti “ bir rejim değişikliği ve gençlik aşısı ile dirilttikleri “ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve bahusus Milliyetçi-Ülkücü Camia mensupları olarak yukarıdaki soruların cevaplarını sizden istirham ediyoruz…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Unutulmamalıdır ki (Allah korusun) muhtemel bir felaket yaşadığımızda bu iktidarın nemalarından faydalananlar, Londra’ da.cadde satın alanlar, Amerika’ da malikane sahibi olanlar Portekiz , Kanada ve AB’ ye servet kaçıranlar ülkeyi ilk terkedenler olacaktır…&nbsp;</p>

<p>O gün gelmeden Ülkemizin maddi-manevi değerlerini korumak, menfaatlerini gözetmek ve milli bir politika geliştirip uygulamak için MİLLİYETÇİ ÜLKÜCÜ ÇİZGİDEKİ KADROLARIN İŞ BAŞINA GELMESİ LAZIMDIR.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sayın Devlet Bey, sizin şahsınızın ve temsil ettiğiniz siyasi görüşün “ Türkiye’ nin menfaatleri hilafına” bir davranış içerisinde olabileceğinize ihtimal vermek istemiyoruz…</p>

<p>Biz, üzerinizdeki “ataleti atıp” Hareket mensupları ve top yekün Türk Milleti’ ne müjde mahiyetinde “ çıkışlarınızı” bekliyor ve merhum Alparslan Türkeş’in ;” Ben Türk Milletini sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye değil; birliğe, kardeşliğe, adalete , Hak ve hakikat yoluna, Allah Yoluna çağırıyorum, hareketin adını şöyle haykırıyorum: Yeniden Maneviyata Dönüş” çağrısını yineleyerek milyonların önüne geçmenizi bekliyoruz…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu milletin evlatları; yurt içinde yaşayan 86 milyon insan , yurtu dışında yaşayan 7 milyonu aşkın “ Avrupa Türkleri”, K. Kıbrıs Türk Devleti, kardeş ülkeler, özerk Türk devletleri ve yaşadıkları ülkelerde “azınlık konumunda olan” milletdaşlarımız (Toplam sayıları 350 milyonu bulan) Türk Dünyası ve kardeş ülkeler, mazlum halklar Türkiye’nin güçlü olmasıyla kendilerinin de güvende olabileceklerini bilmekte , tasamızla üzülüp kıvancımızla sevinmektedirler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye’yi idare etmeğe talip olanlar , bu gerçeklerin şuurunda olarak hareket etmeli, “ uyuyan dev’i” uyandırıp dosta güven, düşmana korku vermelidir…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Sep 2025 13:28:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRKİYE, ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLARI BOZMALIDIR…</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/turkiye-uzerinde-oynanan-oyunlari-bozmalidir-225</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/turkiye-uzerinde-oynanan-oyunlari-bozmalidir-225</guid>
                <description><![CDATA[TÜRKİYE, ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLARI BOZMALIDIR…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anlaşılan o ki; “ küresel ağababalar” ayrılıkçı/bölücü Kürtçü aksiyon cephesinin PKK ayağının artık işlevinin sona erdiğine kanaat getirmişler ve “ örgütün” kendisini feshetmesini uygun görmüşlerdir.<br />
Türkiye’ ye “ dayatılan” millet modelleri ve idare şekli , önerenlerin iyi niyetinden şüphe edilir mahiyettedir.</p>

<p>-Sayın Devlet Bahçeli’ nin çıkışı ve Sayın &nbsp;Erdoğan’ ın “ uygun görmesi ile” başlatılan süreç 9 ay 10 gün gibi bir sürede &nbsp;“ nurtopu gibi bir “ Terörsüz Türkiye ümidi beslememize imkan hazırlamıştır.<br />
-Bu kadar kısa sürede “ tereyağından kıl çeker gibi” oluştuğu varsayılan “ kardeşlik iklimi” akıllara bazı soru işaretleri getirmiyor değil.</p>

<p><br />
<span style="color:#ff0000"><strong>Mustafa FINDIK</strong></span></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, cumhuriyet rejimi ile 102 yıldır idare edilmektedir. Türk Milleti, &nbsp;bilinen yazılı tarih itibarıyla 5000 yıldan fazla bir süredir tarih sahnesinde yerini almaktadır. Millet olma bilinci ile tarih sahnesinde olduğu gerçeğini Orhun Abidelerine dayandırsak dahi ,15 asırdır kendisine TÜRK denilmesini isteyen ve devletinin adını GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU koyan bir topluluğun varlığı inkar edilemez.<br />
Tüm tarihçilerin ortak kanaati şudur ki, “ tarihin hangi dönemine erişirseniz, erişiniz, ulaştığınız bulgular sizi mutlaka Türklerle muhatap edecektir” biz de ,mensubu olmakla iftihar ettiğimiz Türk Milleti’nin aslında değişik zamanlarda &nbsp;çeşitli adlarla, ünvanlarla anılsa da tarih boyunca doğu Türk devleti ve batı Türk devleti olarak iki ayrı “ koldan” süreklilik arzeden, bir birlerinin takipçisi olan devletlerin varlığından söz edilmesi gerektiğini düşünenlerdeniz. Aynı anda iki (bazen de coğrafi/sosyal şartlardan dolayı daha fazla Türk devletinin tarih sahnesinde olduğu zamanlar olmuştur) ama, batıda Göktürk-Selçuklu-Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti bizim bu yazımızın ana konusudur.<br />
MALAZGİRT ZAFERİ &nbsp;(ÖNCESİNDE ) VE SIRASINDA BİZANS (ANADOLU) TOPRAKLARINDA KÜRTLER YOKTU!…</p>

<p>Büyük Selçuklu Devleti’ nin,1048 Pasinler Savaşı zaferinden sonra Anadolu kapılarının Türkler tarafından “ aralandığı” ve nihayet Malazgirt Meydan Muharebesiyle 1071 yılı 26 ağustosunda Türk Yurdu haline gelen Anadolu topraklarında Sultan Alparslan’ ın fethinden önce KÜRT diye bir kavim yaşamıyordu.&nbsp;<br />
Irak, İran ve Suriye’ de yaşamakta olan Kürt halkı ,”Selçuklunun açtığı kapıdan”<br />
artık Türk Toprakları olan Anadolu’ da kendilerine yaşam alanı aramışlar ve hiç bir engel ile de karşılaşmamışlardır…<br />
İşte bizim de benimsediğiz “ bin yıllık kardeşlik” deyimi bu gerçeğin ifadesidir.<br />
Türk devletleri tarih boyunca ASİMİLE eden değil (maalesef pek direnç gösteremeyip) ASİMİLE olan topluluklar olmuştur.&nbsp;<br />
Nitekim bu konuda Tarihçi Prof. Ahmet TAŞAĞIL Teke Tek proğramında Fatih ALTAYLI’ ya &nbsp;yaptığı açıklamada :”Çinlileşen Türk Budunları batıya göçenlerden daha fazladır” ifadesinde bulundu.<br />
Aynı şekilde Bulgar Türkleri’ nin “ Slavlaştığı , Avar ve Batı Hun Türkleri’nin de Avrupa’da &nbsp;asimile oldukları &nbsp;bilinen bir gerçektir.</p>

<p>OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİH BOYUNCA “ SÖMÜRGECİ” OLMAMIŞTIR!</p>

<p>Osmanlı İmparatorluğu fethettiği ülkelerde halkın inançlarına, kültürlerine,dinlerine dillerine müdahale etmemiş bilakis; İnançlarını yaşamalarının teminatı olmuştur.<br />
Nitekim Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han Bosna’ yı fethettikten sonra şehirde yaşayan gayrimüslimlere inançlarını özgürce yaşayabileceklerine dair bir “Ferman “ vermiştir.</p>

<p>(Fermanın günümüz Türkçesi ile içeriğini ekde sunuyorum.)</p>

<p><br />
Osmanlı 500 yıl hüküm sürdüğü Balkan coğrafyasında , camiler, kervansaraylar, köprüler, medreseler, mektepler çarşılar başta olmak üzere binlerce “ mimari eser” bırakmış ama halka iradesi dışında Türkçeyi öğretmemiş, kendi dillerini ,dinlerini unutturmamıştır.</p>

<p>İZZETBEGOVİÇ: “BİZE, OSMANLI’ NİN 550 SENE ÖNCE VERDİĞİ HAKLARI VERİN YETER”<br />
&nbsp;İç savaşı sonucu parçalanan Yugoslavya yerine meydana çıkan etnisiteye dayalı &nbsp;devletlerin kurulması müzakerelerinde &nbsp;(büyük zulümlere, soykırıma uğrayan Boşnakların lideri ve Bosna Hersek’ in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliya İZZETBEGOVİÇ Birleşmiş Milletler , ABD ve AB’ nin çeşitli vaatlerine muhatap olduğunda ; &nbsp;o zamanki Almanya Dış İşleri Bakanı Joschka FISCHER’ e ,” Ekselansları , 20. Asrın sonunda &nbsp;Avrupa’ nın ortasında soy kırıma maruz kaldık sadece izlediniz, bize tutamayacağınız vaatlerde bulunmayınız, &nbsp;bize , Osmanlı’ nın 550 sene önce verdiği hakları veriniz yeter” demiştir.</p>

<p>KÜRTLER ÜZERİNDEN EMPERYALİST EMELLERİNE ULAŞMAK İSTEYENLERE DİKKAT!</p>

<p><br />
Anadolu’nun “ Türk Yurdu” olmasıyla bulundukları coğrafyalardan Selçuklu idaresindeki topraklara gelen Müslüman-şafi Kürtler, dindaşları tarafından kabul görmüş her hangi bir kültürel/dini ve dil baskısıyla karşılaşmamışlardır. Bu sırada sosyal etkileşim, kız alıp, kız vermek gibi münasebetlerle hızlı kaynaşmalar olmuş Kürtleşen Türk aşiretler (örnek: Urfa ve cıvarında yaşayan Karakeçililer, Milli aşireti ve Avşarlar) kayı boyunun Karakeçili aşiretinin iç Anadolu’da (Ankara , Kırıkkale , Konya’da) yaşayanlar Türkçe konuşmakta ve Kayı boyundan olduklarının bilincindedirler.&nbsp;<br />
Kürtleşen Türk aşiretleri olduğu gibi, Kürtçe lisanını-aksanını unutup Türkleşen aşiretler de olmuştur.&nbsp;</p>

<p><br />
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’ in veciz ifadesiyle:” Bin yıllık kardeşliğimizi kimse bozamaz, asırlarca kardeşçe bir arada yaşayıp, kız alıp-vermişiz “ etle tırnak gibi olmuşuz” ne kadar Türk isek, o kadar da Kürt’üz”</p>

<p><br />
Türk devletleri binlerce yıllık şanlı tarihi boyunca ‘vatadaşları ve komşularına karşı’ hiç bir zaman despot, baskıcı, soy kırımcı olmamış, inanç ve kültürel hakları bakımından hiç bir topluma baskı uygulamamıştır.</p>

<p>Osmanlı idaresi döneminde önceleri BEYLİKLER arasında “ iktidar savaşları” olmuş, imparatorluk topraklarında zaman zaman da bölgesel isyanlar yaşanmış, merkezi otoriteye başkaldırılar meydana gelmiştir.<br />
Osmanlı İmparatorluğu döneminde “merkezi hükümete başkaldırı olarak” kayıtlara geçen ilk “ Kürt isyanı”<br />
1806-1808 yılları arasında gerçekleşen Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı olarak kabul edilir. Bu isyan, Musul merkezli olarak, Osmanlı yönetimine karşı Babanzade Abdurrahman Paşa tarafından başlatılmıştır. &nbsp;Kürt halkı 800 yıl bir arada yaşadıktan &nbsp;sonra, “ kürtlük bilincine “ ulaşmışcasına ilk baş kaldırıyor gerçekleştirmiştir.<br />
Daha sonra batı kaynaklı kışkırtmalar, Kürdoloji enstitüleri vs. katkıları bir “ Kürt bilinci” oluşturulmaya çalışılmış ve bu “yara” Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’ nin zayıf dönemlerinde kaşınmış (Avrupa destekli) isyanlar ve başkaldırılar olagelmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında &nbsp;Birleşik Krallık, “Kürtlere Bağımsızlık “ vadetmiş ve Botan İsyanı baş göstermiştir, aynı dönemde “ İhtilaf Devleri’ nin “ de çeşitli isyanları teşvik ettiği bilinmektedir. İngiltere, Cumhuriyet’ in ilanından sonra Şeyh Sait İsyanının da “ örgütleyicisi” olarak genç cumhuriyetimize göz dağı vermek istemiştir.<br />
Görüldüğü gibi “ bölücü -kürtçü hareketlerin” tamamı “ dış mihrakların teşvik,destek ve örgütlemeleriyle” Türk devletlerinin otoritesini zayıflatmak amacına matuf olmuştur.&nbsp;</p>

<p>İmparatorluk varisi genç Türkiye Cumhuriyeti devletinin tam bağımsız ve güçlü bir devlet olmasını istemeyen (maalesef çoğu aynı ittifak içerisinde olduğumuz) ülkeler, önceleri Ermeni ASALA örgütünü desteklemiş, bu yapının tarumar edilmesiyle hemen PKK’ yı Türkiye’nin başına bela etmekte gecikmemişlerdir.<br />
Adeta ASALA terör örgütünün yerini alırcasına sahneye çıkan PKK, 46 yılda 16 bin şehit vermemize, “kendilerinden de” 40 bin kişinin ölümüne sebebiyet vermiştir.&nbsp;<br />
Türkiye Cumhuriyeti Devleti &nbsp;bu süreçte ; iç barışın korunması, manevi kargaşayı önlemek, kardeş kavgasının meydana gelmemesi gibi sosyal meselelerle uğraşırken ekonomik olarak da terör yüzünden 2 trilyon ABD doları sarfetmiştir.<br />
Gelinen noktada; zaten güçsüzleşen, Türkiye içerisinde bir tehdit olmaktan çıkmış olan terör örgütü PKK , ‘ansızın alınan bir kararla’ hakkındaki tüm kötü söylemler adeta geri alınarak “ devletin muhatabı” kabul edilir olmuştur.<br />
Bebek katili, 16 bini şehit 56 bin kişinin ölümünden sorumlu, tarihin gördüğü en büyük Kürt ve Türk “ katliamcısı” Abdullah Öcalan &nbsp;ne yazık ki Dr. Devlet Bahçeli tarafından bile “kurucu Önder”ünvanıyla tanımlanır olmuştur….</p>

<p>BİN YILLIK KARDEŞLİK &nbsp;“ATİ’ YE”TAŞINABİLECEK Mİ?</p>

<p>Türkiye ,“ ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olarak” varlığını ilel ebed koruyabilmeli, milli tesanüdün, dayanışmanın en güzel örneklerini vererek, Anayasamızın ilk 4 maddesi ve 66. maddesinin “ ruhuna ve söylemine bağlı kalarak” kalıcı barışı temin yolunda ilerlemelidir…</p>

<p>ABD’ nin Ankara Büyükelçisi Türkiye için sadece “ ABD’nin Ankara Büyükelçisidir”. Bizim millet olmak noktasında henüz “ emekleme aşamasında olan” yapay milletlerden öğrenmemiz gereken bir şey yoktur.&nbsp;</p>

<p>Keza Türkiye’ nin komşuları ile olan ilişkilerinin &nbsp;çerçevesini biz Ankara olarak belirleyip uygulayabilecek kudretteyiz…</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası alandaki “ tapusu” nasıl Lozan Antlaşması ise; Anayasamızın ilk dört maddesi ve 66. maddesi de “ Ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğumuzun senetidir”.</p>

<p>T.C. ANAYASA’SININ iLK DÖRT MADDESİNE DOKUNULAMAZ!…<br />
Devlet adına konuşup, irade beyan edip , Türk Devleti ile muhatap ettikleri &nbsp;odaklarla yürütecekleri müzakerelere başlamadan önce “ tarafların gaflet hatta ihanet içerisinde olmaları ihtimali ile; Türkiye adına politika üretenlerin yeniden hatırlamaları için Anayasamızın giriş bölümünü ve 66. maddesini hatırlatmakta yarar var diye düşünüyoruz.</p>

<p>İŞTE VAZGEÇİLMEZ MADDELER:</p>

<p>I. Devletin şekli<br />
Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.</p>

<p>II. Cumhuriyetin nitelikleri<br />
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.</p>

<p>III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti<br />
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.&nbsp;<br />
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.<br />
Milli marşı "İstiklal Marşı"dır.<br />
Başkenti Ankara'dır.</p>

<p>IV. Değiştirilemeyecek hükümler<br />
Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.</p>

<p>Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.<br />
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.(Mülga cümle: 3/10/2001-4709/23 md.);;<br />
Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.<br />
Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.<br />
Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.</p>

<p><br />
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ni idare edenler, 5 bin yıllık Türk devlet geleneğininin son kalesi durumundaki &nbsp;ülkemizin , 300 milyonluk Türk dünyasının ve 2milyarlık &nbsp;islam aleminin umudu (doğal hamisi) olduğunun bilincinde olmalı, TÜRK MİLLETİ’ nin “ sinir uçlarıyla oynamaya” kendilerini yetkili görmemeli, milletimizin hassasiyetlerine dikkat etmelidir.&nbsp;</p>

<p>Bu millet, gerektiğinde aç kalmayı, açıkta kalmayı sineye çeker, devletine itaat etmekte sabırlı davranır “ umudun tükendiği hallerde “ Damarlarındaki asil kanın gerektirdiğini yapmak hususunda “<br />
106 yıl önce Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK etrafında kenetlendiği gibi örnek bir davranış göstererek dosta, düşmana ŞANLI DİRİLİŞİN de en güzel örneğini ortaya koymasını bilir.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’ nin, Anayasamızın giriş bölümündeki (ilk 4 madde) ve 66. madde’ de tarif edilenin dışında, bir devlet ve millet tanımına ihtiyacı yoktur.<br />
Türkiye, uğruna kan dökmüş, can vermiş evlatlarının (manevi varislerinin) elleri, omuzları üzerinde yükselecektir . İthal edilmiş yeni vatandaşlara ihtiyaç yoktur…<br />
Aynı şekilde “ yönetim modeli üretmek azmindeki” parti başkanları ve hükümet ortakları bilmelidir ki Türkiye’ de her Türk vatandaşı eşittir ve “ kökenine ve inancına bakılmaksızın” herkes cumhurbaşkanı olabilmektedir…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ahidnâme der ki:</p>

<p>“Ben Fatih Sultan Mehmed Hân… Dünyaya ilân ediyorum ki, bu padişah fermânı ile Bosnalı Fransiskenler himâyem altındadır ve emrediyorum ki; hiç kimse, ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki bütün memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarımdan, ne imparatorluk vatandaşlarımdan hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar, başka ülkelerden devletime birini getirecekse, onlar da aynı haklara sahiptir. Bu padişah fermanını ilan ederek burada, yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah’ın büyük elçisi Yüce Peygamberimiz Muhammed Mustafa ve 124 bin peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/ahidname1.jpg" style="height:907px; width:500px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Jul 2025 13:50:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞAİR EMEL YILMAZ HOCAMIZI İÇTENLİKLE TEBRİK EDİYORUZ!</title>
                <category>Adnan Tokuç</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/sair-emel-yilmaz-hocamizi-ictenlikle-tebrik-ediyoruz-224</link>
                <author>cukotnanda@hotmail.com (Adnan Tokuç)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/sair-emel-yilmaz-hocamizi-ictenlikle-tebrik-ediyoruz-224</guid>
                <description><![CDATA[ŞAİR EMEL YILMAZ HOCAMIZI İÇTENLİKLE TEBRİK EDİYORUZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İyi bir eğlence etkinliği; sahne düzeninden, masa dekoruna ve yemek servisine kadar; en ince ayrıntısıyla;&nbsp;iyi bir planlama gerektirir. Yoksa bu tür organizasyonlarda birçok aksamaların yaşanması kaçınılmazdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öncelikle geçtiğimiz günlerde harika bir organizasyonla muhteşem bir geceye imzasını atan Edebiyatçı Yazar ve Şair Emel Yılmaz hocamıza kalbi tebriklerimizi sunmak istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kendi yazdığı o güzel şiirlerinin tanınmış betsekar Hülya Gökçe tarafından besteye dönüştürüldüğünün 1. Yıldönümü için düzenlediği etkinlikteki organizasyon becerisi tam olarak on numaraydı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">A-dan Z’ye en küçük ayrıntısına dahi önem veren ve sahnedeki sanatçısından; masadaki davetlilere kadar tek tek ilgilenen Emel Yılmaz hocamız; bizlere adeta canlı bir ‘Nasıl iyi ve heyecan verici eğlence gecesi düzenlenir’ konusunun&nbsp;dersini verdi</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaklaşık 70 kişilik davetli topluluğu ile tek tek ilgilenen ve olası bir aksamaları aldığı etkin önlemlerle zamanında önüne geçen değerli Emel hocamız; çabalarının karşılığını fazlasıyla aldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kuşadası’nda nadir görülen harika ve çok iyi planlanmış bir etkinlikte; gelen misafirlerin tamamına yakını büyük bir haz aldılar ve gecenin geç saatlerine kadar gönüllerince eğlendiler…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahnedeki harika müzik şovu ile büyüleyen Alanya’nın harika sanatçısı Mehmet Acar’ı; o kadar yoğun işlerinin olmasına karşın Kuşadası’na getirmesi de Emel hocamızın ayrı bir başarısıydı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tabii ayrıca böyle güzel ve kaliteli bir gecenin gerçekleşmesine sponsor olan Bahar Arıtma’nın sahibi Murat Vural ve söylediği birbirinden güzel şarkılarla ortama harika bir&nbsp;renk katan zarif eşi Seher Vural’a da içtenlikle teşekkür etmek gerek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha birçok güzel ve heyecan verici sürprizlerle misafirlerin oldukça mutlu olduğu gecede,&nbsp;bilhassa sahnede sırasıyla; Udi Şakir Sarıoğlu ve zarif eşi Filiz hanımı, net ve berrak sesiyle gelen davetlileri büyüleyen TSM solisti Elif Aren hanımı, yine Ada'nın sevilen TSM solisti&nbsp;o ruha dokunan sesi ile okuduğu harika eserleriyle Seher Vural hanımı; elbette bir de sahnede yorulmak bilmeyen büyük üstad Mehmet Acar’ı burada tebrik etmek istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emeklerine sağlık; yüreklerine sağlık…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnşallah değerli Emel hocamıza gelecek yıl da; böyle güzel bir etkinlik yapmasını canı-ı gönülden&nbsp;temenni ediyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/bural2.jpg" style="height:690px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/vural8.jpg" style="height:1191px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Jul 2025 21:06:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2024/06/adnan-tokuc-1717782705.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAZEN DAHA İYİ ŞEYLERİN YERİNE OTURMASI İÇİN, BAZI ŞEYLERİN PARÇALANMASI GEREKİR..</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bazen-daha-iyi-seylerin-yerine-oturmasi-icin-bazi-seylerin-parcalanmasi-gerekir-223</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bazen-daha-iyi-seylerin-yerine-oturmasi-icin-bazi-seylerin-parcalanmasi-gerekir-223</guid>
                <description><![CDATA[BAZEN DAHA İYİ ŞEYLERİN YERİNE OTURMASI İÇİN, BAZI ŞEYLERİN PARÇALANMASI GEREKİR..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın içinde öyle anlar vardır ki, tuttuğunuz dallar kırılır, güvendiğiniz kaleler yıkılır, inandığınız insanlar birer birer gider.</p>

<p>O an gözyaşlarınız boğazınıza düğümlenir, kalbinizin tam ortasında sessiz bir çöküş yaşanır. Ve siz kendi kendinize “Neden?” diye sormaya başlarsınız: “Neden ben? Neden şimdi? Neyi eksik yaptım?” Oysa belki de hiçbir şeyi eksik yapmadınız…</p>

<p>Sadece hayat, size daha iyisini sunmak için bazı şeyleri yerinden oynatıyordur. Çoğu zaman elimizdeki kırılmasın diye fazlasıyla çaba gösteririz. Oysa bazı şeylerin parçalanması, aslında bir lütuf olabilir. Çünkü insan bazen kırıldıkça görmeye başlar.</p>

<p>Yüzünüze gülenin ardında neler sakladığını, yıllardır alıştığınız konforun aslında sizi ne kadar kısıtladığını, bir türlü gitmeyen şeylerin sizi ne kadar yorduğunu fark edersiniz. Kırılmak, yalnızca acı değildir; bazen bir uyanıştır. Bir dostluğun son bulması, bir ilişkinin bitmesi, bir işten ayrılmak ya da bir hayalin yıkılması…</p>

<p>Bunlar ilk başta yıkım gibi görünse de, sonradan hayata açılan yeni bir kapının anahtarı olabilir. Çünkü insan, ancak elindekileri bıraktığında yenilerini tutabilir. Hayat, dolu elleri değil; hazır yürekleri sever. Bazen kendi içimize dönmemiz gerekir.</p>

<p>Sessizliğe, yalnızlığa ve belki de karanlığa... Ama o sessizlikte, iç sesinizi daha net duyarsınız. Belki unuttuğunuz bir hayali yeniden hatırlar, belki içinizde filizlenmeyi bekleyen bir umudu yeniden yeşertirsiniz. Parçalanmak, yeniden başlamak için bir fırsattır aslında.</p>

<p>Her bitiş, içinde bir başlangıç taşır. Yeter ki siz, o başlangıcı görebilecek kadar açık olun yaşama. Unutmayın, en sağlam temeller; eski yapıların yıkıldığı yerlere kurulur. En içten dostluklar, en büyük kayıplardan sonra gelir. Ve en derin mutluluklar, en karanlık günlerin ardından doğar.</p>

<p>Hayat, öğretmeyi bilen bir ustadır. Bazen acıyla öğretir, bazen sabırla... Ama her zaman sizi büyütür. İşte bu yüzden bazı şeylerin parçalanmasına izin verin. Gitsin artık size yük olanlar. Dağılsın fazlasıyla tutunduğunuz geçmiş. Yeter ki siz, içinizdeki gücü unutmayın. Çünkü siz, her kırık parçanızla yeniden doğabilecek kadar güçlüsünüz. Sevgiyle...&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Jul 2025 14:29:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EŞKİYA DÜNYA’ YA HÜKÜMDAR MI OLACAK?</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/eskiya-dunya-ya-hukumdar-mi-olacak-222</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/eskiya-dunya-ya-hukumdar-mi-olacak-222</guid>
                <description><![CDATA[EŞKİYA DÜNYA’ YA HÜKÜMDAR MI OLACAK?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
EŞKİYA DÜNYA’ YA HÜKÜMDAR MI OLACAK?</p>

<p>İSRAİL,17 MİLONLUK YAHUDİ NÜFUSUYLA 8 MİLYARLIK DÜNYA NÜFUSUNA HÜKMETMEK İSTİYOR.</p>

<p><br />
“HAK KÜVETLE KAİMDİR &nbsp;“ SÖYLEMi Mİ? “ADALET MÜLK’ÜN TEMELİDİR” İLKESİ Mİ GALİP GELECEK?</p>

<p>Mustafa FINDIK</p>

<p>Dünyamız nereye doğru gidiyor? Insanoğlu , ‘ gözü dönmüş, ihtiraslı, çapsız liderler’ &nbsp;eliyle felakete sürükleniyor.<br />
Kendisini “ dünyanın efendisi, kabadayısı , düzen belirleyicisi kabul eden ABD , Orta Doğu’ daki ortağı “ arsız çocuk” İsrail eliyle bölgenin “kan gölüne dönüştürülmesine” ses çıkartmıyor.<br />
ABD, bir yandan “Yemen ve Hursiler ile olan” mücadelesini bir yandan da Iran’ la olan 46 yıllık husumetini ; Hizbullah ve benzeri yapıların İsrail’ in taşeronluğunda &nbsp;tesirsiz hale getirilmesini sağlamak istiyor.<br />
ABD Başkanı Donald &nbsp; Trump “ barışı getiren, savaşları sona erdiren başkan &nbsp;olacağım” ABD ‘ yi yeniden ‘ büyük güç ‘ yapacağım derken İsrail eliyle Orta Doğu’ nun kana bulanmasına göz yumacağına dair bir düşüncesinin olduğunu pek mahirane bir biçimde gizlemeyi başarmıştır….<br />
Yaklaşık 19 aydan bu yana Gazze’ yi ölümcül bir abluka altına alan, yaklaşık 56 bin 300 kişinin ölümüne ,132 bin 630 kişinin yaralanmasına/sakatlanmasına , 2 milyon kişinin evinden -barkından olmasına sebep olan ABD’nin “ arsız biraderi” İsrail, bölgede kendisine tehdit olarak gördüğü bütün unsurların &nbsp;gücünü azaltmış, tabiri caizse “ belini kırmıştır” . İsrail, kendisinin &nbsp;sınırdaşları/yakın komşuları olan ve &nbsp;“ tehdit saydığı güçleri” bertaraf ettikten sonra 46 yıldır ABD ile “didişen” Iran’ ı da güçsüzleştirmeyi , ABD ve İsrail için tehdit olmaktan çıkartmayı hedeflemiş ve bu amaçla Iran’ a saldırmıştır.<br />
Büyük birader ABD de, Donald Trump’ ın 37 saat &nbsp;süre ve 341 milyon dolarlık masraf sonunda ( 2milyar $ değerindeki) 2B bombardıman uçağının şovunu da yaparak “ savaşa dahil olarak barışı dayatan taraf” olmuştur.</p>

<p>DÜNYA NÜFUSU’NUN “BİNDE 2’ Sİ”NI TEŞKİL EDEN 7-8 MİLON NÜFUSU VE TÜM &nbsp;DÜNYA’DA “ DİYASPORADA” YAŞAYAN 8-9 MİLYON &nbsp;NÜFUSLA EN İYİMSER İFADEYLE 17 MİLYONLUK YAHUDİ MİLLETİ &nbsp;İNSANLIĞI ADETA PARMAĞINDA OYNATIYOR! ..</p>

<p>“Tahrif edilmiş Tevrat’ ta,, “kendilerine vaat edildiğine &nbsp;inandıkları Arz-mev’ ud’u” ( vadedilmiş topraklar) elde edebilmek için , çoçuk, yaşlı, kadın demeden katliamı mübah Sayan İsrail, bölgeyi kan gölüne çevirmek pervasızlığını göstermeyi kendisine hak görmektedir.<br />
Dünya nüfusunun sadece binde ikisini teşkil eden Yahudiler, asırlar hatta çağlar boyu süregelen “ üstün ırk, seçilmiş millet” safsataları etrafında oluşturduklar “ sapkın fikirleri” siyonizm ile dünyaya hükmetme ideallerini yaşatmakta , diğer uluslara ve diğer dinlerin mensuplarına hayat hakkı tanımak istememektedir.</p>

<p>İ.Ö. 586 yılında ülkelerinden kovularak Babil’ e sürgün edilen İsrailoğulları , milattan önce 3. ve 4. Asırlarda da Romalılar tarafından yeniden göçe zorlanmışlardır. İsrailoğulları &nbsp;2534 yıl boyunca topraklarında hür olarak yaşayamamış, dünyanın dört bir yanında cemaat/topluluklar olarak yaşama zorunda kalmış anılan 2534 yıl boyunca bir “ devlet sahibi” olamamışlardır.</p>

<p>Asırlar boyu yaşadıkları bütün hristiyan memleketlerde ‘dışlanmış, hor görülmüş, eziyet edilmiş &nbsp;sürgüne tabi &nbsp;tutulmuş(1492’ de Ispanya’ dan , 1497 yılında da Portekiz’den) göçe zorlanmış, sınır dışı edilmişlerdir. Bu dönemde Sultan 2. Bayezid Han, Yahudileri Osmanlı topraklarına kabul etmiş, dilleri, kültürleri ve inançlarını yaşamalarına imkan sağlamıştır,hatta kendilerine imtiyazlar da tanınmıştır. Yahudiler’in, “tarih &nbsp;boyunca en rahat, en geniş inanç ve kültürel hürriyetlerini yaşadıkları(en mutlu oldukları &nbsp;dönem) Osmanlı topraklarında yaşadıkları dönem olmuştur” demek hiç de abartılı bir ifade olmaz…&nbsp;</p>

<p>Bulundukları ülkelerde kendilerine tarih boyunca sürekli eziyet edilen, dışlanan, hakir görülen ve hatta soykırıma uğratılan Yahudiler 1492 İspanya &nbsp;ve 1497 Portekiz zorunlu göçünden sonra dünyanın çeşitli devletlerine kaçan-yerleşen topluluklar olarak kendilerine hayat hakkı aramışlardır. Özellikle Amerika’ nın keşfiyle Brezilya, Karayip adaları ve Amerika kıtasının diğer bölgelerine yerleşmiş, oralarda başta ticaret , bilimsel çalışmalar ve zenaatle uğraşarak ‘yeni dünyanın sunduğu imkanlarla “ &nbsp;bulundukları ülkelerde hızla yerleşik düzene ayak uydurmuş, özellikle ticarette söz sahibi olmasını bilmişlerdir.Batılı ülkelerin &nbsp;bunca eziyete tabi tuttukları Yahudi halkı “ sürgünde de olsa &nbsp;MİLLET OLMA BİLİNCİNİ yitirmemiş, MİLLİ DİN OLARAK GÖRDÜKLERİ Musevilik etrafında kenetlenmeyi başarmışlar hatta “ Tahrif edilmiş Tevrat’ la kendilerini motive edecek “ İLAHİ BİR VAAT” etrafında bitleşmişler bir ileriki aşama olan SİYONİZM vasıtasıyla Bütün Dünya’ ya düzen vermek iddiasını özümsemiş olmuşlardır. Biz burada ; mitoloji ve teolojik terimler üzerinden değil tarihi/kronolojik seyir içerisine Yahudilerin dününü, bugününü irdelemek cihetini tercih ettik.</p>

<p><br />
Yahudi toplumlarına ülkelerinde her türlü baskıyı, dışlamayı hakir görmeyi, maddi manevi eziyeti ve nihayet soykırımı reva gören batılı(hristiyan ağırlıklı) ülkeler 2. Cihan Harbinden sonra &nbsp;çeşitli hile ve desiselerle 1948’ de Filistin topraklarında oluşturulan İsrail Devleti’ nin amansız birer savunucusu olmuşlardır. Tarih boyunca Yahudi topluluklarına yaptıkları ‘ayıplarından dolayı’ Israil’ den sürekli özür dilercesine Israil’ in her türlü pervasızlığına, bölgeyi kan gölüne çevirme/soykırım eylemlerinde &nbsp;bulunmalarına ses çıkartmamaktadırlar.<br />
Dünya’da Birleşmiş Milletler Teşkilatına (BM) üye 193 ülke vardır.<br />
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi &nbsp;ise 5’ i daimi üye,10’ u da geçeci üye olmak üzere 15 üyeden oluşmaktadır.</p>

<p>BMGK’da alınan kararları veto etmek hakkına sahip, ABD,Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile birlikte 5 daimi üye ülke bulunmaktadır. “ 5’ in dünya’ dan büyük kabul edildiği” fiili durumdan dolayı anılan 5 daimi üye ülke Israil’ in her türlü ilke tanımazlığına, barbarlığına, bebekleri, çocukları katletmesine göz yummaktadır…<br />
Gelinen noktada; 3 semavi dinin kutsal kabul ettiği Kudüs Hazreti Ömer dönemi, Selahaddin Eyyübi dönemi ve 4 asırlık Osmanlı döneminde üç dinin mensuplarının barış ve adalet içerisinde huzurlu dönemler yaşamıştır. Yahudi halkının dünyanın dört bir yanında “‘dağınık bir biçimde’ yaşadığı 2534 yıldan sonra zorla, oldu bittiye getirilerek 1948 yılında kurulan İsrail Devleti, işgal ve soykırımı “ otomatiğe bağlamışcasına” Filistin halkı başta olmak üzere bölgede kimseye hayat hakkı tanımak istememektedir.<br />
Oysa Yahudiler tarih boyunca İslam ülkelerinde ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında başta inanç ve kültürel haklar olmak üzere ‘birinci sınıf vatandaş ‘ muamelesi görmüş devlet görevlerinde bulunmalarına imkan verilmiş, zenaatte, bilimsel çalışmalarda ve ticarette imtiyazlar elde etmelerine fırsat verilmiş adeta ‘ mutlu azınlık’ olarak hayat sürmüşlerdir. Bu olguya rağmen İsrail Devleti &nbsp;EVANGELİSTLERİ de peşine takarak Filistin toprakları başta olmak üzere ‘Orta Doğu ve İslam coğrafyasını huzura hasret’ hale getirmiştir.&nbsp;<br />
İsrail Devleti ve destekçileri&nbsp;<br />
Uydurdukları, tahrif ettikleri Tevrat esasları, etrafında oluşturdukları &nbsp;“ ÜTOPYA” Arz-ı Mev’ud ile bölge ülkeler için de tehdit oluşturmaktadır. Bu amaçla, Lübnan, Ürdün, Suriye ve Irak da gerekli ‘ ön hazırlığı yaparak’ tehdit olarak gördüğü Iran’ a savaş açmıştır, ardı sıra ‘büyük birader’ ABD de ‘durumdan vazife çıkartarak’ 46 yıllık zıtlaşmanın rövanşını almış, yeni silahlarını tanıtma fırsatıyla birlikte Iran’ a ve (olası) müttefiklerine gözdağı vermiştir…</p>

<p>SAVAŞ KÖTÜ, GÜÇLÜNÜN HAKLIYI EZMESİ DAHA DA KÖTÜDÜR.<br />
Dünya’ da halen ; ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Fransa, İngiltere ve Kuzey Kore Nükleer silah üreticisi konumundadır, bunun dışında İsrail’ in de Nükleer silaha sahip olduğuna inanılmaktadır. Bir de NATO ülkeleri olmaları kapsamında Almanya, Türkiye, Belçika, Hollanda ve İtalya da Nükleer paylaşım devletleridir…<br />
193 BM Üyesi ülke içinden , Nükleer Silah Üretme Teknolojisine sahip 8 ülke var olduğu kabul edilmektedir. Nükleer silah üretebilen devletler yaptıkları “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması “ ile başka ülkelerin bu teknolojiye sahip olmasını önlemek istemektedir.<br />
Başta Tıp ve enerji olmak üzere bir çok sektörde kullanılabilen ‘ zenginleştirilmiş uranyum’ silah yapımında da kullanıldığı gerekçesi ile ‘dünyanın jandarmaları tarafından’ başka bazı ülkelerin istifadesine/erişimine mani olunmaktadır.&nbsp;</p>

<p>“5 BÜYÜKLER”YİNE SAHNEDE!<br />
Tıpkı Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatında olduğu gibi, Nükleer Silah üretebilen ülkeler de ne tesadüftür ki “ aynı “ 5 devlet. Kendileri binlerce nükleer silah ürettikten sonra &nbsp;“Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması “ ile yine dünya’ ya çekidüzen vermek istiyor… Hindistan, Pakistan Kuzey Kore , aradan sıyrılarak nükleer silah teknolojisine sahip ülkeler arasına girmiştir…<br />
SÜPER GÜÇLER ÖNCÜ OLSUN,<br />
TÜM KİTLE İMHA SİLAHLARI &nbsp;İMHA EDİLSİN…<br />
İnsanları öldürmek üzerine değil; İnsanları yaşatmak üzere bir düzen, bir sistem icat etmek arayışında olunsa herhalde yapılması gereken Nükleer Silahların imha edilmesi, kitle imha silahlarının yok edilmesi ve bu nevi teknolojilerin insanlığın sağlığı için, refahı ve mutluluğu için seferber edilmesine imkan tanınması lazım gelir. Bu temenninin gerçekleşme imkanı ihtimal dahilinde görülmediğine göre başka ülkelerin de gücü nispetinde silahlanmasına imkan tanınmalıdır…<br />
İSRAİL, TERÖR DEVLETİ OLMAKTAN VAZ GEÇMELİDİR.<br />
Kurulduğu 1948 yılından günümüze dek, başta Filistin Halkı olmak üzere bütün İslam coğrafyasına huzur vermeyen, Filistinlilerin canına, malına kast eden İsrail “ çıban başı olmak halini” bırakmalı, 1967 sınırlarına çekilerek bölgede barışa katkı sunmalıdır. Böylece hem bölge barışı, hem de; dünya barışı büyük ölçüde güvence altına alınmış olacaktır. Orta Doğu’nun “kadim-köklü Devleti” &nbsp;İran , kendisine bir saldırı vaki olmadıkça etrafındaki veya uzağındaki devletlere saldırmayacak kadar şuurlu , sorumluluk yüklenebilecek bir devlet geleneğine sahiptir…<br />
İsrail ideolojik ve “sapkın” dini motivasyonlarla Arz-ı Mev’ ud “ safsatasından” vaz geçmeli, başta İran ve Türkiye olmak üzere bölge güçlerinin “ ayranını kabartmamaya” dikkat etmelidir.<br />
Büyük birader ABD, “ Arsız, saldırgan kardeşi” Israil’ in elinden ölüm makinelerini ve özellikle Nükleer silahlarını almalıdır…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Jul 2025 13:34:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİLET DEĞİL, YÜK SATIYORLAR: MEMLEKET YOLU BU KADAR AĞIR OLMAMALI</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bilet-degil-yuk-satiyorlar-memleket-yolu-bu-kadar-agir-olmamali-221</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bilet-degil-yuk-satiyorlar-memleket-yolu-bu-kadar-agir-olmamali-221</guid>
                <description><![CDATA[BİLET DEĞİL, YÜK SATIYORLAR: MEMLEKET YOLU BU KADAR AĞIR OLMAMALI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir gurbetçinin en derin duygusu hasrettir… Anasının sarılmasını, babasının duasını, memleket toprağının kokusunu özler insan. Hele yaz yaklaşınca, kalpler valiz toplamaya başlar. Ama ne zaman bilet almaya kalksak, o özlem bir yük gibi oturur omzumuza. Çünkü karşımıza çıkan şey artık sadece bir bilet fiyatı değildir.</p>

<p>O fiyat, sanki memlekete dönüşün bedeli değil; insanın aidiyetine, ailesine, geçmişine duyduğu sevdanın sorgusudur. İnanın, bu işin maddi boyutunu geçti artık; mesele vicdan. Yıl boyunca ortalama 200 Euro olan biletin, yaz geldiğinde 700-800 Euro’ya çıkması neyle izah edilir?</p>

<p>Bir anne, iki çocuğuyla Türkiye’ye gitmek istese binlerce Euro ödemek zorunda. Ne için? Sıla-i rahim için…</p>

<p>Bir mezar taşı başında dua edebilmek için… Belki yıllardır görmediği anasını son kez görebilmek için… İşte bu yüzden Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Birol Aydın’ın Meclis’e sunduğu soru önergesi sadece bir kâğıt değil; milyonlarca yüreğin sessiz çığlığıdır. Aydın diyor ki: “Bu insanlar bizim insanımız. Onların memlekete gelişi turistik değil, hayati bir bağdır.”</p>

<p>Ve çok haklı. Gurbetçiyi sadece döviz kaynağı olarak gören bir bakış, artık yerini adil bir anlayışa bırakmalıdır. Sayın Aydın’ın önerisinde belirttiği gibi, yaz aylarında uygulanmak üzere uçuşlara tavan fiyat getirilmesi artık kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.</p>

<p>200 Euro’luk bir sınır, sadece bir ekonomik düzenleme değildir; bir vefa göstergesidir. “Seni unutmadık” demenin en sade ama en etkili yoludur. Çünkü bizler Türkiye’yi uzaktan seven, memleket özlemiyle yaşayan insanlarız. Çocuklarımız ana dillerini unutmasın, atalarının mezarlarına dua etmeyi bilsin istiyoruz.</p>

<p>Ama bu yolu bize haram eden fiyat politikalarıyla baş edemiyoruz. Biz çok şey istemiyoruz. Sadece memleket yolunun bu kadar pahalı olmamasını… Hasretin, ticarete kurban gitmemesini… Ve devletimizin bize “yanınızdayım” demesini bekliyoruz. Bazen bir bilet, bir ömre denk gelir. Bu yükü birlikte hafifletelim.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Jun 2025 21:01:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>THY’NİN AİLE ANLAYIŞI YARIM MI? KAYINVALİDE VE KAYINPEDER NEDEN DIŞARIDA?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/thynin-aile-anlayisi-yarim-mi-kayinvalide-ve-kayinpeder-neden-disarida-220</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/thynin-aile-anlayisi-yarim-mi-kayinvalide-ve-kayinpeder-neden-disarida-220</guid>
                <description><![CDATA[THY’NİN AİLE ANLAYIŞI YARIM MI? KAYINVALİDE VE KAYINPEDER NEDEN DIŞARIDA?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Gazete, Vizyon Haber, EuTürk HABER ve Gurbet Postası’ndan yazılarımı takip edenlerden aldığım şikayetlerden biri de Türk Hava Yolları’nın (THY) yıllardır sürdürdüğü bir adaletsizliği dile getiriyor.</p>

<p>THY çalışanlarının eşleri, çocukları ve anne-babaları indirimli uçak bileti hakkından yararlanabilirken, çalışanların eşlerinin anne ve babaları, yani kayınpeder ve kayınvalideler bu ayrıcalıktan mahrum bırakılıyor.</p>

<p>Vatandaşlar haklı olarak soruyor: Neden? Bu durumu savunanlar, THY’nin yalnızca çalışan bireyin çekirdek ailesine destek sağladığını öne sürebilir. Ancak Türkiye’de aile kavramı yalnızca çekirdek aile ile sınırlı değildir. Kayınpeder ve kayınvalideler, özellikle geleneksel aile yapısında anne-baba kadar önemli bir yer tutar.</p>

<p>Bir çalışan, kendi anne-babasını nasıl ailesinden biri olarak görüyorsa, eşinin ebeveynlerini de aynı çerçevede değerlendirmek gerekmez mi? Bir diğer savunma ise ekonomik olabilir: “Eğer kayınpeder ve kayınvalideler de kapsama alınırsa, sistemin mali yükü artar.”</p>

<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: THY’nin sağladığı indirimli biletler zaten ücretsiz değil, belirli bir ücret karşılığında sunuluyor. Üstelik bu biletlerin belirli kontenjanlarla sınırlı olduğu düşünüldüğünde, maliyet bahanesi ikna edici olmaktan uzak.</p>

<p>Öte yandan, bu uygulamanın ciddi bir çifte standart içerdiği de ortada. Eğer çalışan bir bireyin anne ve babası aile kapsamına giriyorsa, eşinin anne ve babasının dışlanması hangi gerekçeyle açıklanabilir? Adalet duygusunu zedeleyen bu yaklaşım, aile kavramının keyfi şekilde tanımlandığını gösteriyor.</p>

<p>Vatandaşların ve çalışanların beklentisi açık: Ya tüm ebeveynler aile kabul edilerek eşit haklardan yararlandırılmalı ya da THY, bu çifte standardı mantıklı bir şekilde açıklamalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 May 2025 01:43:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SILA YOLU BİZE UZAK, BİLET FİYATLARI UÇUK</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/sila-yolu-bize-uzak-bilet-fiyatlari-ucuk-219</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/sila-yolu-bize-uzak-bilet-fiyatlari-ucuk-219</guid>
                <description><![CDATA[SILA YOLU BİZE UZAK, BİLET FİYATLARI UÇUK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Yaz geldi, valizler hazırlanıyor. Gurbetçiler bir yılın özlemiyle sıla yoluna çıkmaya hazırlanıyor. Ama bu yıl da manzara değişmedi: Uçak biletleri yine ateş pahası! Bilet fiyatları 600–800 Euro’dan başlıyor. Ailece gitmek isteyen bir gurbetçinin yıllık birikimi, daha memlekete varmadan tükeniyor.</p>

<p>Oysa biz lüks için değil, hasret için yola çıkıyoruz. Bir yıla sığdırılamayan özlemi, birkaç haftaya sıkıştırmak için… Geçtiğimiz yıllarda “Gurbetçilere özel bilet sözü” verilmişti. Milli havayolumuz Türk Hava Yolları, gurbetçiye sahip çıkacaktı. Peki şimdi ne değişti?</p>

<p>Sadece sözler verildi, hiçbir adım atılmadı. Her yıl aynı bahane:&nbsp;“Yüksek sezon.” Biz tatilci değiliz! Biz işçiyiz, emekçiyiz, köklerine uzanan yolu yılda bir kere yürüyebilen insanlarız. Çocuklarımızın okul takvimi, yıllık izin süresi ortadayken hangi sezondan söz ediyorsunuz? Artık vakit kaybetmeden&nbsp;taban fiyat uygulaması&nbsp;hayata geçirilmeli.</p>

<p>199 Euro gibi makul bir rakamla en düşük bilet sınırı belirlenmeli. Yemek servisinden, bagajdan ücret alınabilir. Ama gurbetçinin memlekete ulaşma hakkı engellenmemeli. AJet gibi yan markalar aktif kullanılmalı. Hatta AJet üzerinden gurbetçilere yönelik&nbsp;araba kiralama hizmeti&nbsp;de sunulmalı.</p>

<p>Yılda sadece bir kez değil, birkaç kez gelebilelim ki pazarda, esnafta, otelde döviz bırakalım. Ziyarete değil, katkıya gelelim! Unutulmasın: Bizimle sadece seçimden seçime değil, her mevsim ilgilenin. Çocuklarımız toprakla, kültürle, büyüklerle bağını koparmasın. Aidiyet, ancak bağ kurarak yaşar. THY’ye açık çağrımdır: Milli ismi taşıyorsanız, milletin evlatlarını yalnız bırakmayın. Yoksa bir gün o uçaklar yine uçar, ama içinde artık gurbetçilerin sesi olmaz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 May 2025 20:35:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Z KUŞAĞI EBEVEYNLERİ SİNYAL VERİYOR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/z-kusagi-ebeveynleri-sinyal-veriyor-218</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/z-kusagi-ebeveynleri-sinyal-veriyor-218</guid>
                <description><![CDATA[Z KUŞAĞI EBEVEYNLERİ SİNYAL VERİYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Başarısızlık korkusu, tükenmişlik ve yalnızlık Bir yanda dijitalleşmenin hız kazandığı Almanya’da vatandaş daireleri çevrimiçi hizmet kapasitesini artırırken, diğer yanda modern dünyanın genç ebeveynleri sessiz çığlıklar atıyor. Gelişen teknolojiler, kolaylaşan işlemler, otomasyon ve yapay zekâ…</p>

<p>Peki ya insan? Özellikle de ebeveyn olan genç bireyler? Geçtiğimiz günlerde Almanya’da yayımlanan bir gazetede dikkat çekici bir araştırma yayımlandı. Araştırma, Almanya’daki genç ebeveynlerin ruh hâline dair çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.</p>

<p>Z kuşağından olan 30 yaş altı ebeveynlerin üçte ikisi başarısızlık korkusu yaşadığını, her iki ebeveynden birinin sık sık kendini yetersiz hissettiğini ve her altıncı ebeveynin ise tükenmişlik sendromunun eşiğinde olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle anneler, bu yükün altında çok daha fazla eziliyor. Modern çağda ebeveynlik artık sadece çocuk yetiştirmek değil, aynı zamanda sistemin ve toplumun dayattığı beklentilere karşı ayakta kalabilme savaşı.</p>

<p>Araştırma, annelerin büyük bir kısmının kendilerini yalnız hissettiklerini ve yeterli destek görmediklerini gösteriyor. %58’i partnerinden veya ailesinden yeterince destek alamadığını belirtmiş. Bu oranlar bize sadece bir sosyolojik tespit sunmuyor, aile yapısının temelinden sarsıldığını da gösteriyor.</p>

<p>Almanya gibi sosyal devlet anlayışının yaygın olduğu bir ülkede dahi genç ebeveynlerin bu denli yalnızlaşması, sistemin insanı unutmaya başladığının açık göstergesidir.</p>

<p>Bir yanda belediye hizmetleri saniyeler içinde dijital ortamda sunulurken, öte yanda genç ebeveynler mesai baskısı, ev işleri ve çocuk sorumluluğu arasında ezildiklerini dile getiriyor. Teknolojik ilerleme ile insanî gerilim arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor.</p>

<p>Bu iki tablo, birbirine paralel değil; zıt eksenlerde ilerliyor. Dijitalleşen devlet sistemi, insanî destek sistemleriyle eş zamanlı güçlendirilmediği sürece, toplumun omurgasını oluşturan aile kurumu çökmeye devam edecek. Bizim meselemiz artık sadece teknolojiyi değil, insanı da geliştirmek olmalı.</p>

<p>Çünkü her çocuk bir gelecekse, her ebeveyn de o geleceğin teminatıdır. Genç anne babaların yalnızlığı, toplumların geleceğini tehdit eden yapısal bir yaraya dönüşmekte. Ve unutmayalım: Toplumlar sadece dijital sistemlerle değil, sağlıklı ve desteklenen ailelerle ayakta kalır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 May 2025 10:41:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜZYILIN TUZAĞI: LOZAN’I YIK, DÖRT PARÇALI KÜRDİSTAN’I KUR!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yuzyilin-tuzagi-lozani-yik-dort-parcali-kurdistani-kur-217</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yuzyilin-tuzagi-lozani-yik-dort-parcali-kurdistani-kur-217</guid>
                <description><![CDATA[YÜZYILIN TUZAĞI: LOZAN’I YIK, DÖRT PARÇALI KÜRDİSTAN’I KUR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Lozan’a saldırıyla gelen yeni bir ihanet dalgası Türkiye, tarihi boyunca pek çok ihanetle karşılaştı. Ancak bugün yaşanan süreç, sadece bir terörle mücadele meselesi değil; doğrudan ülkenin tapusuna, Lozan’a, devletin üniter yapısına yönelmiş çok yönlü bir operasyonun parçası.</p>

<p>Diaspora Kürtleri Konfederasyonu (DİAKURD) adlı yapı üzerinden sahnelenen bu senaryo, görünürde sivil ve kültürel haklar talebiyle başlıyor; ancak perde arkasında açıkça Türkiye’nin bölünmesini hedefliyor. 2022’de Stockholm’de kurulan DİAKURD, diaspora Kürtlerini temsil ettiğini iddia ediyor. Almanya, Fransa, İsveç, Japonya ve Avustralya’dan katılımcıları bulunan bu örgüt, ilk kongresini ise Kuzey Irak’taki Erbil’de yaptı.</p>

<p>Kuruluşunun hemen ardından Ankara’da Cumhurbaşkanlığına başvurarak Kürtlere kendi kaderini tayin hakkı verilmesini talep etti. Bu açıkça, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kısmının kendinden koparılmasını istemek anlamına geliyordu. Cumhurbaşkanlığı bu başvuruya cevap vermedi. Ardından Ankara İdare Mahkemesi’ne dava açıldı. Mahkeme, anayasanın ilk dört maddesine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle davayı reddetti. Karar, istinaf mahkemesi tarafından da onandı.</p>

<p>İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından DİAKURD, 2024 yılının Eylül ayında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne başvuruda bulundu. Komite, bu başvuruyu kabul etti. Başvurunun içeriğinde ise Türkiye’nin Lozan’dan vazgeçmesi, Kürt halkının ayrılması ve dört parçalı bir Kürdistan’ın kurulması talepleri yer aldı. Bu başvuruya zemin hazırlayan hukuki dayanaklar da yok değil. 2003 yılında AKP ve CHP’nin ortak oylarıyla TBMM’de kabul edilen iki uluslararası sözleşme kamuoyunda bilinen adıyla “ikiz yasalar” bugün yaşanan gelişmelerin önünü açtı.</p>

<p>Kişisel ve Siyasal Haklar ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmeleri, halkların kendi kaderini tayin hakkını uluslararası güvence altına alıyor. İşte DİAKURD, Birleşmiş Milletler’e yaptığı başvuruda bu hükümlere dayanarak Türkiye’yi sorgulatıyor. İçeride derin sessizlik, dışarıda tehlikeli adımlar Bir yandan yurt dışında Türkiye’yi hedef alan tehlikeli adımlar atılırken, içeride ise derin bir sessizlik ve şaşırtıcı bir duyarsızlık hüküm sürüyor.</p>

<p>Dahası, bazı siyasi aktörlerin açıklamaları bu sürece adeta zemin hazırlıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, bebek katilinin “DEM Parti’ye gelsin, Meclis’te konuşsun” yönündeki sözleri, terörün siyasi uzantılarına meşruiyet kazandırmaktan başka bir anlam taşımıyor. Bir zamanlar ‘bölücü’ dediği yapılarla bugün “mecliste konuşsun” diyerek aynı zeminde buluşan Bahçeli, hem kendi tabanına hem de milletin vicdanına hesap vermek zorundadır.</p>

<p>MHP yıllardır “şehit kanı” üzerinden siyaset yaptı. Bu söylemle yıllarca kendine alan açtı, oy topladı. Bugün ise aynı parti, bir dönem terörist dediği yapının meşrulaşmasını savunur bir çizgiye evrilmiş durumdadır. Eğer bugün PKK’nın siyasallaşmasına göz yumuluyor ve “kendini feshettiği” algısı üzerinden meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyorsa, yıllarca şehitlerin aziz hatırasını merkeze alarak siyaset yapan çevrelerin de bu gelişmeler karşısında tutarlı ve ilkeli bir duruş sergilemeleri beklenir.</p>

<p>Bir dönem “bebek katili” ifadesiyle tanımlanan bir ismin, bugün “Meclis’te konuşsun” önerileriyle siyasi alanda konumlandırılmak istenmesi, söylemlerle eylemler arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir. Madem “çözüm süreci” anlayışı yeniden dillendirilmeye başlanmıştır, o hâlde geçmişte şehitler üzerinden siyaset yapanların bugün sessiz kalması, sadece bir çelişki değil; aynı zamanda toplum vicdanında sorgulanması gereken bir durumdur.</p>

<p>Bu tablo karşısında “terörsüz Türkiye” masalı anlatmak, halkı avutmak dışında bir anlam taşımıyor. Çünkü asıl terör, artık sadece silahla değil; sözleşmeyle, kurumlarla, uluslararası başvurularla geliyor. Devletin varlığını tehdit eden bu yumuşak operasyonlara karşı susmak, en az desteklemek kadar tehlikelidir. Lozan, sadece bir antlaşma değil, Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Bu tapuya uzanan her el, hangi gerekçeyle olursa olsun, bu millete karşı bir ihanetin parçasıdır.</p>

<p>Dört parçalı Kürdistan söylemi, sadece Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi kan gölüne çevirecek bir emperyal tasarımdır. Kimse bunun “sivil haklar” perdesi arkasına saklanmasına izin vermemelidir. Bir milletin geleceği, geçmişine sahip çıkmasıyla mümkündür. Lozan’ı savunmak, yalnızca tarihî bir antlaşmayı değil, bir milletin bağımsızlık onurunu savunmaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/daval%C4%B11.jpeg" style="height:800px; width:625px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/daval%C4%B12.jpeg" style="height:1239px; width:480px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 May 2025 20:39:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARTIK YETER! BU GİDİŞE “DUR” DİYECEK YEGÂNE GÜÇ: SAADET PARTİSİ’DİR!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/artik-yeter-bu-gidise-dur-diyecek-yegane-guc-saadet-partisidir-216</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/artik-yeter-bu-gidise-dur-diyecek-yegane-guc-saadet-partisidir-216</guid>
                <description><![CDATA[ARTIK YETER! BU GİDİŞE “DUR” DİYECEK YEGÂNE GÜÇ: SAADET PARTİSİ’DİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Küresel plan işliyor. Irak parçalandı. Suriye kuşatıldı. İran baskı altında. Türkiye adım adım çevreleniyor. İçeride “barış” adı altında milletin direnci kırılıyor, dışarıda “müttefiklik” maskesiyle devlet kuşatılıyor. Sözüm ona çözüm süreçleri, barış girişimleri, reform vaatleriyle örtülen plan; aslında bir jeopolitik mühendislik operasyonudur.</p>

<p>Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hissedilen belirsizlik, aslında bu büyük oyunun iç cephedeki yansımalarıdır. Ama buradan açıkça ilan ediyoruz: Bu millet sahipsiz değil. Bu ülke çaresiz değil. Bu oyun bozulacak! Ve bu oyunu bozacak yegâne siyasi duruş, bu milletin geçmişten bugüne gelen vicdanı ve izanı, bugün SAADET PARTİSİ’nin şahsında temsil edilmektedir. Çünkü Saadet Partisi;</p>

<p>• Bu milletin acılarını sloganlara feda etmedi,</p>

<p>• “Barış” denince hangi planın yürürlüğe sokulduğunu en iyi bilen oldu,</p>

<p>• Kiminle müzakere edileceğini değil, milletle nasıl helalleşileceğini tartıştı,</p>

<p>• Kimsenin sesi çıkmazken, Kandil’e giden koridorları en net dille ifşa etti,</p>

<p>• Hiçbir terör örgütüne dolaylı meşruiyet vermedi,</p>

<p>• “Coğrafyamızda barış olacaksa bu ancak adaletle ve bağımsızlıkla olur” dedi. Bugün halkın ferasetiyle, sahte gündemlere karşı duracak siyasi birikim ve ahlaki cesaret yalnızca Saadet Partisi’nde vardır.</p>

<p>Ne çıkar hesaplarıyla hareket eder, ne de küresel projelerin taşeronluğuna soyunur. Çünkü bizim siyasetimiz, insanlardan gelecek hesabın değil; Allah katındaki hesaba çekilmenin korkusuyla, hakikat yolunda yürür. Şimdi bir kez daha söylüyoruz:</p>

<p>Bu milletin birliğini, bölgenin huzurunu, Türkiye’nin geleceğini koruyacak yegâne adres: Saadet Partisi’dir. Gerçek barış, sadece adaletle mümkündür. Gerçek çözüm, sadece hakkaniyetle kurulur. Son sözüm: ELDE EDİLECEK BİR MENFAATİ OLDUĞU HALDE ADALETİ DÜŞÜNEN İNSAN GERÇEKTEN MÜKEMMEL BİR İNSANDIR. ( KONFÜÇYÜS ) İŞTE BU İNSANLAR, MİLLÎ GÖRÜŞ’Ü TEMSİL EDEN SAADET PARTİLİLERDİR.</p>

<p>Gelin, bu büyük oyuna birlikte “dur” diyelim. Gelin, yeniden “iyi ki bu memlekette Saadet Partisi var” dedirtelim!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 May 2025 20:11:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARTIK YETER! BU GİDİŞE “DUR” DİYECEK YEGÂNE GÜÇ: SAADET PARTİSİ’DİR!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/artik-yeter-bu-gidise-dur-diyecek-yegane-guc-saadet-partisidir-215</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/artik-yeter-bu-gidise-dur-diyecek-yegane-guc-saadet-partisidir-215</guid>
                <description><![CDATA[ARTIK YETER! BU GİDİŞE “DUR” DİYECEK YEGÂNE GÜÇ: SAADET PARTİSİ’DİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel plan işliyor. Irak parçalandı. Suriye kuşatıldı. İran baskı altında. Türkiye adım adım çevreleniyor. İçeride “barış” adı altında milletin direnci kırılıyor, dışarıda “müttefiklik” maskesiyle devlet kuşatılıyor.</p>

<p>Sözüm ona çözüm süreçleri, barış girişimleri, reform vaatleriyle örtülen plan; aslında bir jeopolitik mühendislik operasyonudur. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hissedilen belirsizlik, aslında bu büyük oyunun iç cephedeki yansımalarıdır.</p>

<p>Ama buradan açıkça ilan ediyoruz:</p>

<p>Bu millet sahipsiz değil. Bu ülke çaresiz değil. Bu oyun bozulacak!</p>

<p>Ve bu oyunu bozacak yegâne siyasi duruş, bu milletin geçmişten bugüne gelen vicdanı ve izanı, bugün SAADET PARTİSİ’nin şahsında temsil edilmektedir.</p>

<p>Çünkü Saadet Partisi;<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu milletin acılarını sloganlara feda etmedi,<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;“Barış” denince hangi planın yürürlüğe sokulduğunu en iyi bilen oldu,<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kiminle müzakere edileceğini değil, milletle nasıl helalleşileceğini tartıştı,<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kimsenin sesi çıkmazken, Kandil’e giden koridorları en net dille ifşa etti,<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hiçbir terör örgütüne dolaylı meşruiyet vermedi,<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;“Coğrafyamızda barış olacaksa bu ancak adaletle ve bağımsızlıkla olur” dedi.</p>

<p>Bugün halkın ferasetiyle, sahte gündemlere karşı duracak siyasi birikim ve ahlaki cesaret yalnızca Saadet Partisi’nde vardır. Ne çıkar hesaplarıyla hareket eder, ne de küresel projelerin taşeronluğuna soyunur. Çünkü bizim siyasetimiz, insanlardan gelecek hesabın değil; Allah katındaki hesaba çekilmenin korkusuyla, hakikat yolunda yürür.</p>

<p>Şimdi bir kez daha söylüyoruz:</p>

<p>Bu milletin birliğini, bölgenin huzurunu, Türkiye’nin geleceğini koruyacak yegâne adres: Saadet Partisi’dir.<br />
Gerçek barış, sadece adaletle mümkündür. Gerçek çözüm, sadece hakkaniyetle kurulur.</p>

<p>Son sözüm:<br />
ELDE EDİLECEK BİR MENFAATİ OLDUĞU HALDE ADALETİ DÜŞÜNEN İNSAN GERÇEKTEN MÜKEMMEL BİR İNSANDIR.<br />
( KONFÜÇYÜS )</p>

<p>İŞTE BU İNSANLAR, MİLLÎ GÖRÜŞ’Ü TEMSİL EDEN SAADET PARTİLİLERDİR.</p>

<p>Gelin, bu büyük oyuna birlikte “dur” diyelim.<br />
Gelin, yeniden “iyi ki bu memlekette Saadet Partisi var” dedirtelim!</p>

<p><strong>2.ci Yazı</strong></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 May 2025 18:52:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“BARIŞ” DİYEREK GELEN KÜRESEL MÜHENDİSLİK: ŞİMDİ SIRA İRAN VE TÜRKİYE’DE!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/baris-diyerek-gelen-kuresel-muhendislik-simdi-sira-iran-ve-turkiyede-214</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/baris-diyerek-gelen-kuresel-muhendislik-simdi-sira-iran-ve-turkiyede-214</guid>
                <description><![CDATA[“BARIŞ” DİYEREK GELEN KÜRESEL MÜHENDİSLİK: ŞİMDİ SIRA İRAN VE TÜRKİYE’DE!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ortadoğu’da kurgulanan büyük satranç oyununun taşları yıllardır sessizce diziliyor. Bugüne dek Irak ve Suriye’de uygulamaya konulan sözde barış planları, aslında bölgesel parçalanma ve kontrol stratejisinin temel parçalarıydı. Şimdi ise sıra geldi İran’a… ve ardından Türkiye’ye.</p>

<p>Irak’ta özerklik adı altında fiili bölünme sağlandı. Suriye’de “güvenli bölge” görüntüsüyle terörün önüne kalkanlar örüldü. Kobani bahanesiyle açılan koridorlar, bugün sınır güvenliğini tehdit eden cephe hatlarına dönüştü. PYD/YPG gibi yapılar, terör örgütü oldukları unutularak küresel aktörlerin “müttefiki” ilan edildi. Üstelik Türkiye’nin onayıyla geçilen topraklar, bugün Türkiye’nin güvenliğine yönelen namlulara ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Ve şimdi gözler İran üzerinde. Mezhep üzerinden kaşınan fay hatları, etnik ayrılıklar, muhalefet hareketleri ve ekonomik baskılar; bir araya getirildiğinde aynı “çözüm” ambalajıyla servis edilen bir sürecin İran versiyonuna zemin hazırlıyor. “İran da demokratikleşmeli, halk özgürleşmeli” diyen diller, geçmişte “Irak’a barış gelecek” diye konuşuyordu.</p>

<p>Bu senaryonun son sahnesi ise Türkiye. Uzun vadeli hedef net: Türkiye’yi içeriden yumuşatmak, dışarıdan kuşatmak, ve milletin zihnini sloganlarla teslim almak. “Analar ağlamasın”, “çocuklar babasız kalmasın”, “terörsüz Türkiye”… Bu ifadeler, kulağa ne kadar hoş gelse de, perde arkasındaki senaryoyu örtmeye yetmiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 May 2025 18:42:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ANNELER AĞLAMASIN MASALI, ÇOCUKLAR BABASIZ BÜYÜMESİN TÜRKÜSÜ VE GÖZ GÖRE GÖRE GELEN PLÂN</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/anneler-aglamasin-masali-cocuklar-babasiz-buyumesin-turkusu-ve-goz-gore-gore-gelen-plan-213</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/anneler-aglamasin-masali-cocuklar-babasiz-buyumesin-turkusu-ve-goz-gore-gore-gelen-plan-213</guid>
                <description><![CDATA[ANNELER AĞLAMASIN MASALI, ÇOCUKLAR BABASIZ BÜYÜMESİN TÜRKÜSÜ VE GÖZ GÖRE GÖRE GELEN PLÂN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ekim-Kasım 2014’te sahnelenen oyun basit değildi; “Tavşana kaç, tazıya tut” deyimiyle özetlenebilecek kadar da masum değildi. IŞİD bahanesiyle başlatılan Kobani saldırıları üzerinden, ABD ve İngiltere öncülüğünde oluşturulan uluslararası baskılar sonucu, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) bağlı peşmergeler Türkiye topraklarından geçirilerek PYD’nin kontrolündeki bölgelere sokuldu.</p>

<p>Türkiye bu geçişe izin verdi. Evet, izin verdi. O dönem ne deniyordu? “Analar ağlamasın.” Oysa göz göre göre kurulan tuzak, milletin gözünün içine baka baka “barış süreci” diye pazarlandı. PYD’nin ve PKK’nın fiilen yerleşmesini sağlayan adımlar, “çözüm” adı altında atıldı.</p>

<p>Çözüm değil; sistematik bir hazırlıktı bu. PYD’nin hâkimiyetinde olan bölgelere, kalıcı demografik inşalar yapıldı. Süreç sona erdiğinde ise geriye, silahla değil, imajla iş gören bir yapılanma bırakıldı. Ne hikmetse, tam da bu süreçte ABD yönetimi, YPG’yi “terör örgütü” değil, “etkili bir müttefik” olarak ilan etti.</p>

<p>Türkiye ise içeride hâlâ “barış süreci”ni konuşuyordu. Bugün aynı oyun yeniden ısıtılıyor. Bu kez sözde “Çocuklar babasız kalmasın” deniyor. Ama biz biliyoruz ki bu sloganlar gerçek bir barışın değil, harici planların iç kamuoyuna pazarlanma aracıdır. “Terörsüz Türkiye” diyerek zihinleri yumuşatma çabası, geçmişte “çözüm süreci”yle nasıl sonuçlandıysa, bugün de benzer bir rotaya hizmet etmektedir.</p>

<p>Bu millet, kimin neyi planladığını, hangi hamlelerin kimlerin çıkarına hizmet ettiğini, hangi türkünün neyin üstünü örtmek için söylendiğini çok iyi bilmektedir. Unutmayalım: Barış, adaletle mümkündür. Gizli ajandalarla, dış telkinlerle, içi boş sloganlarla değil. Ve şimdi sıradaki perde açılıyor…</p>

<p>Bu sürecin ilk durağı Irak’tı, sonra Suriye oldu. Şimdi sırada İran var, sonrasında ise Türkiye. Kurgulanan senaryonun hedefi artık açıktır. Bu coğrafyada sözde barış planlarıyla şekillendirilen yeni yapılar, aslında yeni sınırların, yeni krizlerin ve yeni bağımlılıkların altyapısıdır. Bu oyunu bozmak, sadece siyasi değil, milletçe tarihî bir sorumluluktur. Şaban Turhal 14 Mayıs 2025</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>3 bölüm bu yazımdan&nbsp;1.ci Bölüm</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 May 2025 18:07:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>50 YILLIK ACIYI BİR TEKLİFLE BİTİRMEK Mİ? GEÇİN BUNU!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/50-yillik-aciyi-bir-teklifle-bitirmek-mi-gecin-bunu-212</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/50-yillik-aciyi-bir-teklifle-bitirmek-mi-gecin-bunu-212</guid>
                <description><![CDATA[50 YILLIK ACIYI BİR TEKLİFLE BİTİRMEK Mİ? GEÇİN BUNU!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>PKK’nın taşeron patronlarını deşifre edeceğini söyleyen Uğur Mumcu, arabasına konulan bombayla susturuldu. O gün “İran yaptı” manşetiyle gerçekler nasıl örtüldü?</p>

<p>Madem ki bu mesele bir “barış teklifiyle” çözülebilecekseydi, neden 50 yıl beklendi?</p>

<p>Neden 40 bin cana, milyonlarca insanın yüreğine, ocaklara düşen ateşe rağmen bu teklif bir türlü masaya gelmedi?<br />
Neden Apo yakalandığı gün, “Devletim ne derse onu yaparım” dediği anda bu süreç başlatılmadı?</p>

<p>Yoksa bu süreçlerin zamanlaması Türkiye’nin değil de, dış güçlerin takvimine göre mi şekilleniyor?<br />
Sırf Suriye’yi İsrail’e uydu bir yapı haline getirmek, Kürtleri parça parça “yeni dizayn” haritasına yedeklemek için mi bu acılar uzatıldı?<br />
Bu planın bir yerinde Trump’ın, bir başka köşesinde Tel Aviv’in bastırması mı vardı?</p>

<p>Bugün konuşulmasın istenen çok önemli bir başka gerçeği de hatırlatalım:</p>

<p>Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, 1993 yılında kaleme almakta olduğu kitabıyla PKK’nın ve Abdullah Öcalan’ın hangi istihbarat örgütleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu ortaya koyacağını söylemişti. “Bu kitabımla bombamı patlatacağım” sözleri, dönemin siyasi ve istihbarat çevrelerinde ciddi yankı uyandırmıştı. Ancak 24 Ocak 1993’te Ankara’daki evinin önünde arabasına konulan bombayla suikaste uğradı. Henüz kitap tamamlanamamıştı.</p>

<p>Olayın hemen ardından 25 Ocak 1993 tarihli Hürriyet Gazetesi, manşetten “İran yaptı” başlığıyla çıktı. Bu iddia, kamuoyunu yönlendirme amaçlı bir hedef saptırma girişimi olarak yorumlandı[^3]. Zira aynı dönemde Türkiye’nin doğusunda, Sivas ve Başbağlar’da da toplumun sinir uçlarını hedef alan karanlık katliamlar yaşandı. Aynı kirli eller, aynı senaryolar, aynı provokasyon zincirleri…</p>

<p>Bu milletin aklıyla daha fazla alay edilmesin!<br />
Eğer gerçekten barış istenseydi, bu halk niçin kırk yıldır kandırıldı?<br />
Eğer çözüm gerçekten bu kadar kolaysa, bugüne kadar neden yapılmadı?</p>

<p>Daha da önemlisi:<br />
Bu milletin çektiği acı, verdiği şehit, harcadığı kaynak, boşa mıydı?</p>

<p>Soruyoruz…<br />
Ve bekliyoruz…</p>

<p>Çünkü biz unutmadık. Unutmayacağız da!</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 May 2025 21:16:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KATİL DEDİĞİNE BUGÜN ROL ARKADAŞIM DİYOR!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/katil-dedigine-bugun-rol-arkadasim-diyor-211</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/katil-dedigine-bugun-rol-arkadasim-diyor-211</guid>
                <description><![CDATA[KATİL DEDİĞİNE BUGÜN ROL ARKADAŞIM DİYOR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Devlet Bahçeli, bir zamanlar meydanlarda “bebek katili” diye haykırdığı Abdullah Öcalan’a bugün teşekkür ediyor. Evet, yanlış duymadınız. Yıllarca hainlikle suçladığı, kırmızı çizgi ilan ettiği Öcalan’a, “terörsüz Türkiye” hedefinin gerçekleşmesinde katkı sunanlara teşekkür etti. Adeta bu teşekkür, “rol arkadaşına” bir vefa borcu gibi oldu. Bu da yetmezmiş gibi, bu süreci sanki bir barış nişanıymış gibi, bir siyasi ustalık örneği gibi sunmaya çalışıyorlar. Oysa milletin hafızası sandıkları kadar zayıf değil. Bu millet unutmaz.</p>

<p>Yıllarca “Kandil’in kökünü kazıyacağız” diyenler, şimdi Kandil’in siyasi uzantılarıyla anayasa masası kurmaya hazırlanıyor. Madem çözüm süreci yeniden masadaysa, neden yıllarca şehit annelerinin acısı seçim meydanlarında malzeme yapıldı? Neden yıllarca bu milletin duyguları istismar edildi? Demek ki oynanan sadece bir siyaset değil, sahnelenen büyük bir tiyatroydu. Ve bu tiyatronun sahneleri çok önceden yazılmıştı.</p>

<p>BÖLGE BÖLGE, PERDE PERDE KURGULANAN FİLM</p>

<p>Bu yaşananlar bir yön değişikliği değil; bir itiraf, bir açığa çıkıştır. Yıllardır adım adım yürütülen plan artık perde perde sahneye konuluyor. Ve ne yazık ki bu uzun metrajlı filmin en dramatik bölümü, Türkiye’de çekilmeye hazırlanıyor:</p>

<p>• Birinci perde Kuzey Irak’ta çekildi. Sınır ötesi operasyonlar bahanesiyle açılan alan, bugün PKK’nın etkisinde fiilî bir özerk devletçik hâline gelmiştir.</p>

<p>Adına Kürt Bölgesel Yönetimi denilen yapı, aslında yıllar önce temeli atılmış bir planın ürünüdür. Türkiye’nin gözleri önünde kuruldu, silahlandı, büyüdü. • İkinci perde Kuzey Suriye’de tamamlandı. “Terör devleti kurdurmayız” diyenler, ABD’nin güvencesinde kurulan YPG/PKK yapılanmasına sessiz kaldı.</p>

<p>Sınır hattı fiilen teslim edildi, güvenlik politikaları diplomatik teslimiyete dönüştü. • Üçüncü perde Kuzey İran’da sahneye hazırlanıyor. İran’ın batısındaki etnik fay hatları kaşınırken, PJAK üzerinden yeni bir kırılma zemini oluşturulmak isteniyor.</p>

<p>Burada da tıpkı Irak ve Suriye’de olduğu gibi “öz yönetim” söylemleri, çoktan dolaşıma sokulmuş durumda.</p>

<p>• Ve final sahnesi: Güneydoğu Anadolu’da oynanmak isteniyor. Türkiye ayağı daha da “heyecanlı” olacak. Senaryoya göre üç parça birleşecek, Türkiye’ye “bağlanmış” gibi sunulacak. 85 milyon insan, “Misak-ı Millî topraklarımız büyüyor” diyerek ekran başında sevinç gözyaşları dökecek. Ama o gözyaşları kurumadan acı gerçek kendini gösterecek: Üç parça geldiler, dört parça hâlinde ayrılıp sahiplerine teslim edilecekler. Yani bu sefer gerçekten ayrılık olacak. Ama bu ayrılık; iç savaşla, isyanla değil; alkışlarla, gözyaşlarıyla, kandırılmış bir milliyetçiliğin gölgesinde yaşanacak.</p>

<p>UĞUR MUMCU: BU OYUNU GÖRMÜŞTÜ</p>

<p>Ve bu noktada bir ismi anmadan geçmek haksızlık olur: Uğur Mumcu. Bu kirli senaryoyu yıllar önce görmüştü. Abdullah Öcalan ve PKK ile ilgili gerçekleri belgeyle, bilgiyle ortaya koymak üzereydi. “Bombamı patlatacağım” derken, yazacağı kitabın Türkiye’yi sarsacak içeriklere sahip olacağını söylüyordu. Ama o kitabı yazmasına izin vermediler. 24 Ocak 1993 sabahı, arabasına yerleştirilen bombayla katledildi. Çünkü o, halkı uyandıracak olan perdeyi yırtmaya çok yaklaşmıştı. Bugün gelinen noktada, onun susturulduğu yerde yazılan senaryonun sahneleri bir bir oynanıyor.</p>

<p>VE ARTIK HESAP SORULMALI</p>

<p>Şimdi tekrar soralım:</p>

<p>• Madem sonunda teşekkür edecektiniz, onca gözyaşı, onca feryat neden yaşandı?</p>

<p>• Madem Öcalan artık “teşekkür edilmesi gereken biri” oldu, neden yıllarca meydanlarda hain diye bağırdınız? Milletin gözünün içine baka baka oynanan bu ibretlik oyunu artık kimse yutmuyor. Halk bu filmi çok izledi. Artık sahne arkasındaki senaristleri de, prompter’dan okuyan oyuncuları da tanıyor. Ve biz bir kez daha haykırıyoruz: Görülmeyeni görmek, gecikmeden harekete geçmek zorundayız. Aksi takdirde, kaybettiğimizi fark ettiğimizde çok geç olabilir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/haber12.jpeg" style="height:1429px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 May 2025 11:26:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR; BUGÜN UZATMADIĞIMIZ EL, YARIN ULAŞAMAYACAĞIMIZ BİR GÖNÜL OLABİLİR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yarin-cok-gec-olabilir-bugun-uzatmadigimiz-el-yarin-ulasamayacagimiz-bir-gonul-olabilir-210</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yarin-cok-gec-olabilir-bugun-uzatmadigimiz-el-yarin-ulasamayacagimiz-bir-gonul-olabilir-210</guid>
                <description><![CDATA[YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR; BUGÜN UZATMADIĞIMIZ EL, YARIN ULAŞAMAYACAĞIMIZ BİR GÖNÜL OLABİLİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Görmediğimiz, dinlemediğimiz, anlamadığımız gençler… bir gün bizi de unutabilirler. Çözün artık şu askerlik bedelini 1000 Euro meselesini! Avrupa’da yaşayan yüz binlerce gencimiz yıllardır bu çağrıyı yapıyor. Bu sadece bir ücret talebi değil, vatanla gönül bağı kurmanın, çifte vatandaşlıkla aidiyetin güçlendirilmesinin bir yolu.</p>

<p>Ama hâlâ kulağını tıkayanlar, gençleri yargılayanlar, bu çağrıyı hafife alanlar var. Almanya vatandaşı olan gençlerimizin askerlik yapma mecburiyeti yok. Bu zaten yasal olarak mümkün değil. Ne var ki bazı çevreler, bu gerçeği yok sayarak gençlerimizi suçlamaya, yargılamaya kalkıyor.</p>

<p>Sanki bu gençler keyfi bir tercihte bulunmuş, sanki vatan sevgisinden vazgeçmişler gibi konuşuluyor. Oysa yapılması gereken bu gençleri dışlamak değil, onlara sahip çıkmaktır. Devletimiz burada stratejik bir hamle yapabilir: Çifte vatandaşlık yolunu kolaylaştırarak, bu gençlerin eline yalnızca bir kimlik değil; bir bağ, bir aidiyet duygusu da verebilir. Çünkü bu mesele sadece bir kimlik değil, gönülden gelen bir sahiplenme meselesidir.</p>

<p>Ayrıca unutulmamalıdır ki, bedelli askerlikten elde edilecek gelir doğrudan savunma sanayimize katkı sağlayacaktır. Yani hem gençlerimizin gönlünü kazanacak, hem de ülkemizin savunmasına katkı sunmuş olacağız. Bu hem manevi hem de maddi açıdan önemli bir kazanımdır. Artık gençlerimizi anlamak, onlara sahip çıkmak ve bağ kurmak zorundayız. Almanya’da doğup büyüyen gençler, iki kimlik arasında sıkışıp kalmış durumda.</p>

<p>Ne Almanya’da tam anlamıyla kabul görüyorlar, ne de Türkiye’de kendilerini tamamen ait hissedebiliyorlar. Ve bu gençler gözlerimizin önünde sessizce bizden uzaklaşıyor… Çünkü biz onları anlamaya çalışmak yerine yargılıyoruz. Dinlemek yerine sorguluyor, aidiyet duygularını beslemek yerine kırgınlıkları büyütüyoruz.</p>

<p>Oysa vatan sevgisi yalnızca bedel ödeyerek değil; gönüllerde kök salarak yeşerir. Eğer bugün o gönüllere ulaşamıyorsak, mesele gençlerde değil; onlara el uzatamayan bizdedir. Seçim dönemlerinde bedelli askerliği 1000 Euro’ya indirenlere o günlerde ses etmeyenler, şimdi “7000 Euro ödeyenler ne olacak?”</p>

<p>diyerek ortaya çıkıyor. Geçmişte seçim kazanmak için yapılan bu indirimler karşısında susanların, bugün ahlaki üstünlük yarışına girmeleri samimiyet testi gibidir. Bu gençlerin gönlü, seçimden seçime hatırlanacak kadar değersiz değildir. Onlar kuru söylemlerle değil, samimi ve kararlı adımlarla kazanılır. Tam da bu noktada, Avrupa’daki gençlerimizin meselelerini Meclis’te defalarca dile getiren Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Kaya’ya yürekten teşekkür etmek gerekir.</p>

<p>Sayın Kaya, konuyu sadece gündeme getirmekle kalmıyor; aynı zamanda inatla, istikrarla ve sorumluluk duygusuyla takipçisi olmuştur. Daha geçen hafta yine Meclis kürsüsünden seslenerek “Bu işi artık çözün!” çağrısını tekrarlamıştır. Böylesi bir kararlılık, samimiyet ve vizyon takdire şayandır. Kendisini tebrik ediyor, bu çabaların kalıcı bir çözüme dönüşmesini temenni ediyoruz. Unutmayalım, gençliği kazanmak demek geleceği kazanmak demektir.</p>

<p>Eğer bu gençleri kaybedersek, belki de bir daha geri dönmeyecekler. Bu yüzden bugün elimizi uzatmalı, gönüllere dokunmalıyız. Aidiyet, sadece kimlikle değil; ilgiyle, anlayışla ve sevgiyle inşa edilir. Ve şimdi kendimize sormamız gereken tek bir soru kaldı: Bu gençleri kaybetmeye gerçekten değer mi?&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 May 2025 01:02:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUSTAFA KAYA TBMM’DE SESLENDİ: “ARTIK BU İŞİ ÇÖZÜN!”</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/mustafa-kaya-tbmmde-seslendi-artik-bu-isi-cozun-209</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/mustafa-kaya-tbmmde-seslendi-artik-bu-isi-cozun-209</guid>
                <description><![CDATA[MUSTAFA KAYA TBMM’DE SESLENDİ: “ARTIK BU İŞİ ÇÖZÜN!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bedelli askerlik 1000 Euro olsun çağrısı Meclis kürsüsünde yankılandı İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, bedelli askerlik ücretinin Avrupa’da yaşayan gençler için bir sefere mahsus 1000 Euro’ya indirilmesini istedi. “Bu artık bir mecburiyet haline geldi; eğer çözülmezse Türkiye ile bağlar kopar” uyarısında bulundu.</p>

<p>TBMM Genel Kurulu’nda konuşan Kaya, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızı yakından ilgilendiren bu kanun teklifinin aslında Meclis’e bile gelmeden çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı. “AK Parti’de Avrupa’yı çok iyi bilen, orada uzun yıllar yaşamış yetkililer var.</p>

<p>Bu isimlere gelen taleplerin, telefonların haddi hesabı yok. Şu anda on binlerce insan cevap bekliyor” dedi. “7000 Euro çok yüksek, gençler vatandaşlıktan uzaklaşıyor” Mevcut uygulamayla, Avrupa’da yaşayan ve farklı ülke vatandaşlıklarına geçmiş gençlerin yeniden Türk vatandaşlığına geçmek istemediğini belirten Kaya, “6500-7000 Euro gibi bir bedel, Avrupa şartlarında bile yüksek. Gençler bu nedenle uzaklaşıyor,</p>

<p>kültürel bağlar zayıflıyor” dedi. “Bu sadece 3-5 kuruş meselesi değil” “Türkiye’de geçim zor, Avrupa’dakilere indirim mi yapılır?” eleştirilerinin gündeme geleceğini bildiğini söyleyen Kaya, “Bu mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir aidiyet meselesidir” diyerek hükümeti sorumluluk almaya çağırdı. “O zaman bedelli askerlik neden var?” Geçmişte bakanlık yapmış bazı milletvekillerinin Avrupa ziyaretlerinde halktan ve gazetecilerden bu konuda yoğun talepler aldığını belirten Kaya, verilen cevabın genellikle “Bu bir vatan hizmetidir, 3-5 kuruş hesabı yapılmaz” şeklinde olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Bu yaklaşımı eleştirerek şöyle konuştu: “İyi de, o zaman bedelli askerlik Türkiye’de neden var? İnsanlar 200-250 bin lira ödeyerek 28 gün askerlik yapıyor. Bu, Türkiye’deki zengin ailelerin çocukları için bir tercih; Avrupa’daki işçi çocukları içinse bir mecburiyet haline geliyor. Parası olmayanlar ise uzun dönem askerlik yapıyor. Bu adil mi? Madem işin parasal bir karşılığı yoksa, neden uygulanıyor?”</p>

<p>Mustafa Kaya’dan çağrı: Gençlerimizin Türkiye’den kopmasına seyirci kalmayalım 1000 Euro’luk tek seferlik bir düzenlemenin, Avrupa’daki gençlerin Türk vatandaşlığına yönelmesini ve ana vatanla bağlarını güçlendirmesini sağlayacağını vurgulayan Kaya, “Bu çağrıya kulak verelim. Aksi hâlde yarın çok geç olabilir” dedi. Bu mesele ertelenmemeli, çözülmelidir. Saygıyla arz ederim.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/k%C3%B6se1.jpeg" style="height:647px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/60698fbc-f3a5-4b06-a592-07516f7aaf85.jpeg" style="height:910px; width:800px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/k%C3%B6se3.jpeg" style="height:950px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/k%C3%B6se4.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/k%C3%B6se2.jpeg" style="height:967px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 May 2025 18:36:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FADİME MUTLU\&#039;DAN GÜNÜN OLUMLAMASI!</title>
                <category>Fadime Mutlu</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/fadime-mutludan-gunun-olumlamasi-208</link>
                <author>mutlu@hotmail.com (Fadime Mutlu)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/fadime-mutludan-gunun-olumlamasi-208</guid>
                <description><![CDATA[FADİME MUTLU\'DAN GÜNÜN OLUMLAMASI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hipnotik Yazar ve&nbsp;Mutlukahkahalaryaşamkoçu Fadime Mutlu yazılarıyla birlikte artık bizlerle. Kendisine hoşgeldin diyor; o güzel yazılarını okumayı sabırsızlıkla bekliyoruz.</strong><br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Günün Olumlaması:</strong></p>

<p>&nbsp;Allahım bugün senden bana gelen nasibim ne ise, bana gönderdiğin enerji ve fırsatlar ne ise hepsinin farkına varıp en güzel şekilde yaşamaya niyet ediyorum. İllaki olacak diye zorlamaktan vaz geçiyorum. İnat ettiğimin, kalbimle değil de hep egomla hareket ettiğimin farkına varmayı seçiyorum.&nbsp;</p>

<p>Takıntılarımla, kendi kendime yarattığım blokajlarımla, kendime ben şöyleyim böyleyim diye çizdiğim sınırlarımla hareket etmekten vazgeçiyorum. Bu hayatta aldığım her nefesi rahatlıkla almaya, hayatın akışına, evrenin bana sunduğu bolluk ve bereketin, sağlığımın, ruhumun gücünün, aklımın ve kalbimin farkına varmaya niyet ediyorum. Acıyla, sorunla kaosla beslenmekten ve hep kendimi haklı çıkarmaktan, karşımdakini dinlememekten ve onun ne yaşadığını bilmeden yargılamaktam vazgeçiyorum.&nbsp;</p>

<p>Artık sevgiye, mutluluğa, huzura adım arıyorum. Sevgiyi, mutluluğu ve başarıyı arayan ve bulan tüm güzel insanları hayatıma çağırıyorum. Gelmelerine izin veriyorum ve varlıklarına inanıyorum. Ben sevgiyim ve herşeye önce adımıma kendimi sevmekle başlıyorum. Şu andan itibaren kabuldeyim.</p>

<p>Kıymetli Dostlarıma Katkı Olsun Şifa Olsun.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 May 2025 00:47:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/05/fadime-mutlu-1746567992.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AFD – YASAKLANMALI MI, YASAKLANMAMALI MI?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/afd-yasaklanmali-mi-yasaklanmamali-mi-207</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/afd-yasaklanmali-mi-yasaklanmamali-mi-207</guid>
                <description><![CDATA[AFD – YASAKLANMALI MI, YASAKLANMAMALI MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV), Almanya için Alternatif Partisi’ni (AfD) “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırdı. Bu açıklamanın ardından ülkede bir kez daha “parti yasağı” tartışmaları gündeme geldi.</p>

<p>Oysa bu tartışma yeni değil. AfD’nin doğuşuna ve gelişimine bakıldığında, bu partiyi anlamadan sadece yasaklamayı konuşmak, meseleyi yüzeyde oyalamak olur. AfD, 2009-2010 yıllarındaki Euro Krizi sürecinde, Almanya’nın Avrupa ülkelerine yaptığı mali yardımlara karşı çıkan bir grup tarafından kuruldu. Yunanistan, İrlanda, Güney Kıbrıs gibi ülkelerin krizden çıkması için Almanya’nın 190 milyar Euro’luk Avrupa İstikrar Mekanizması’na katkı sağlaması birçok kişi tarafından sorgulandı.</p>

<p>Bu sorgulamanın sonucunda, Almanya’nın Euro’dan çıkıp tekrar Alman Markı’na dönmesini savunanlar AfD çatısı altında toplandı. Yani AfD, başlangıçta bir ekonomik protesto hareketiydi. Fakat zamanla yön değiştirdi, siyasi söylemi sertleşti ve aşırı sağcı ideolojiye kaydı. Kurulduğu dönemde yüzde 5 barajını dahi aşamayan bu parti, bugün anketlerde birinci sırada çıkıyor.</p>

<p>Üstelik bu yön değişimini yalnızca dışarıdan gözlemleyenler değil, bizzat partinin kurucuları da gördü. AfD’nin kurucuları birer birer partiyi terk etti. Partinin önde gelen isimlerinden Bernd Lucke, Konrad Adam ve Frauke Petry, “Bu parti çığırından çıktı” diyerek ayrıldılar.</p>

<p>Oberursel’de partiyi kuran 18 kişiden 13’ü, “Bu artık bizim temelini attığımız parti değil” diyerek yollarını ayırdı. Bu noktada merkez partiler ve medya, sadece AfD’ye karşı duruş sergilemekle yetinmemeli; aynı zamanda bu ayrılıkların sebeplerini de iyi analiz etmeli. Topluma, korkutmadan, tehdit dili kullanmadan, partinin ideolojik yapısını açıklamalı ve neden endişe edildiğini samimiyetle ortaya koymalıdır.</p>

<p>Çünkü sadece “karşıyız” demek, insanların bu partiye yönelmesini engellemez. Ben AfD’nin yasaklanması fikrine karşıyım. Evet, söyledikleri rahatsız edici olabilir. Evet, bazı çıkışları toplumsal birlikteliği tehdit edebilir. Ama unutmamak gerekir ki, bugün bu partiye seçmenlerin yaklaşık üçte biri oy veriyor. Bu kadar insanı yok saymak, sadece o partiyi değil, o insanların kaygılarını ve sıkıntılarını da yok saymak demektir.</p>

<p>Demokrasi, sadece katıldığımız fikirlerin değil, katılmadıklarımızın da yaşamasına alan tanıyan bir sistemdir. Yasaklamak, kısa vadeli bir çözüm gibi görünse de, uzun vadede dışlanmışlık hissini besler. Dışlanan bireyler ise radikalleşmeye daha yatkındır. Şunu samimiyetle sormalıyız: AfD neden bu kadar cazip hale geldi? İnsanlar hangi korkularla, hangi hayal kırıklıklarıyla bu partiye yöneliyor? Geleneksel partiler neden bu seçmenleri ikna edemiyor?</p>

<p>CDU, SPD, Yeşiller gibi partiler neyi eksik yaptı, neyi görmekte gecikti? Bu sorulara cesurca yanıt verilmedikçe, bir partiyi yasaklamak toplumsal kutuplaşmayı azaltmaz, aksine derinleştirir. Çünkü mesele AfD’nin varlığı değil, onun temsil ettiği duyguların neden bu kadar güçlü hale geldiğidir. Ben açık ve saygılı diyaloğu savunuyorum.</p>

<p>Çünkü demokrasinin gücü, karşıt fikirleri susturmakta değil, onları anlamakta ve daha güçlü fikirlerle cevap verebilmektedir. Siyasi mücadele, mahkeme salonlarında değil, sandıkta kazanılır. Rakipleri yargı yoluyla değil, halkı ikna ederek yenmek gerekir. Demokrasi, zıt görüşlerle baş edebilmeyi de içinde barındırır onları susturmayı değil.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 May 2025 23:45:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÂLÂ DAHA ABD İLE NE ADIM ATILACAK Kİ?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/hala-daha-abd-ile-ne-adim-atilacak-ki-206</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/hala-daha-abd-ile-ne-adim-atilacak-ki-206</guid>
                <description><![CDATA[HÂLÂ DAHA ABD İLE NE ADIM ATILACAK Kİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>1 Mayıs sabahı Dünya Gazetesi’ni elinize aldığınızda, manşet sizi doğrudan karşılıyor: “ABD ile atacağımız çok adım var.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dostum Trump” sözleriyle süslenmiş bu haber, dış politikada yeni bir dönemin kapılarının aralandığını ima ediyor.</p>

<p>Ancak bu kapının ardında hangi gerçekler var? Yıllardır benzer söylemlerle şekillenen ilişkilerden sonra, bu kez atılacak adımlar gerçekten ümmetin yararına mı olacak, yoksa yine aynı senaryoların farklı başlıklarla sahnelenmesi mi?</p>

<p>Biz Saadet Partililer olarak bu coğrafyada hangi bedellerin ödendiğini, hangi ihanete hangi ambalajın giydirildiğini çok iyi biliriz. Ne Irak’ta çocukların kanına bulaştık, ne Suriye’de mazlumların gözyaşına sessiz kaldık. Ne yetimin lokmasına göz diktik, ne de çıkar uğruna bir damla petrol için bir damla insanlık kaybettik. Çünkü biz, sadece bir siyasi hareket değiliz. Biz, vicdanın temsilcisiyiz.</p>

<p>Bugün hâlâ ABD ile “yeni adımlar” atılacağı söyleniyorsa, dönüp geçmişe bir bakmak şarttır. O çokça söz edilen “stratejik ortaklık” hangi yarayı sardı? Hangi masada Filistin’in kanı durdu? Hangi anlaşma Suriye’yi yıkımdan kurtardı? Kime ne kazandırıldı, ama ümmete ne kaybettirildi?</p>

<p>Biz ne Bush’un kirli elini sıktık, ne de Şimon Peres’i Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) alkışladık. Çünkü biz zalimle aynı kareye girmeyi değil, mazlumun safında kalmayı seçtik. “CHP gelirse kazanımlarınız gider” diyerek halkı korkutmaya çalışanlara da inanmadık. Kazanım dediğiniz nedir ki? İsraf sarayları mı? Susturulmuş adalet mi? Yok sayılan liyakat mi? Ve elbette koltuklar…</p>

<p>O koltuklar var ya, sadece oturmak için değil; milletin hakkını, hukukunu korumak için vardır. Ama ne yazık ki bugün bazıları o koltukları vicdanla değil, Washington’la ayakta tutmaya çalışıyor. Bir gün “One minute” diyerek meydan okuduklarına, başka bir gün “dostum” diyerek yön arayanlara soruyoruz: Siz hangi yoldasınız?</p>

<p>Kudüs mü yönünüz, yoksa Pentagon mu? Bugün hâlâ ABD ile “çok adım” atılacaksa, bu adımların yönü bellidir: Kudüs’e değil Washington’a; adalete değil menfaate; kardeşliğe değil vesayete…</p>

<p>O yüzden biz bu tür manşetleri gördüğümüzde soruyoruz: Bu milletin çocukları daha ne kadar kandırılacak? Daha kaç defa “dostluk” adı altında ihaneti sineye çekeceğiz? Biz adım değil, duruş arıyoruz. Temiz bir siyaset, yerli bir onur, adil bir dış politika arıyoruz.</p>

<p>Çünkü bizim rotamızı çizen pusula çıkarlar değil, inançtır. Hesaplar değil, ilkeler belirler yolumuzu. Bugün de aynı yerdeyiz. Dün olduğu gibi. Çünkü biz, kirli hesapların değil, temiz bir geçmişin, onurlu bir duruşun ve millet için hakkıyla doldurulmuş koltukların temsilcisiyiz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/dunya1.jpeg" style="height:822px; width:600px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 May 2025 20:01:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RESMİ DAİRELERDE VATANDAŞA HİZMET DEĞİL, HİSSETTİRİLEN ACİZLİK VERİLİYOR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/resmi-dairelerde-vatandasa-hizmet-degil-hissettirilen-acizlik-veriliyor-205</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/resmi-dairelerde-vatandasa-hizmet-degil-hissettirilen-acizlik-veriliyor-205</guid>
                <description><![CDATA[RESMİ DAİRELERDE VATANDAŞA HİZMET DEĞİL, HİSSETTİRİLEN ACİZLİK VERİLİYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’da yapılan bir anket çalışmasının sonucu, Alman toplumunun devlet daireleriyle olan ilişkisine dair önemli bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. 30 Nisan 2025 Çarşamba günü BILD gazetesinde yayınlanan habere göre katılımcıların %58,5’i kamu kurumlarıyla temaslarında ciddiye alınmadığını düşünüyor ve %67,4’ü kendisini bir “Bittsteller”, yani dilekçe veren, yardım isteyen konumda hissediyor. Bu oranlar sadece birer istatistik değil, bir yönetişim sorununun çarpıcı bir yansımasıdır. Ben de bu tespite katılıyor ve aynı duyguları hissediyorum.</p>

<p>Avrupa gibi sistemin işlediği düşünülen bir ülkede bile vatandaşın kendini aciz, horlanmış ve önemsiz hissetmesi oldukça düşündürücüdür. Demek ki modern bürokrasi sadece dijitalleşme ya da verimlilikten ibaret değil. İnsanı merkezine almayan hiçbir sistem, ne kadar düzenli görünse de, özünde arızalıdır.</p>

<p>Bugün ne yazık ki Türk konsolosluklarında da benzer bir tabloyla karşılaşabiliyoruz. Yurt dışındaki vatandaşlarımız randevu almakta zorlanıyor, işlemlerini aylar öncesinden planlamak zorunda kalıyor, zaman zaman karşılarında doğrudan muhatap bulamıyor.</p>

<p>Elbette konsolosluk çalışanlarının yoğunluğu, personel eksikliği ve sistemsel aksaklıklar göz ardı edilemez. Ancak unutulmamalı ki konsolosluklar sadece evrak düzenleyen kurumlar değil, aynı zamanda devletin yurt dışındaki sıcak eli, güven veren sesi ve insanına uzanan şefkatli eli olmalıdır.</p>

<p>Bu sıcaklığı hissetmek isteyen vatandaşlarımız ise, ne yazık ki devletin eli yerine sistemin soğuk yüzüyle karşılaştıklarında içleri burkuluyor.</p>

<p>Civey’in anketine göre Almanya’daki vatandaşların %66,8’i ikamet adresi değişikliği gibi basit işlemleri dijital olarak yapmak istiyor. Aynı şekilde %57,9’u kimlik ve pasaport işlemlerinin de dijitalleşmesini arzuluyor. Bu istekler, daha şeffaf, hızlı ve insan onuruna yakışır bir hizmet beklentisidir. Devlet-vatandaş ilişkisinde temel ilke şudur: İnsan kendisini değerli hissediyorsa, o toplum huzurludur.</p>

<p>Aksi durumda sistem ne kadar gelişmiş olursa olsun, devlet mekanizması vatandaşın gözünde bir baskı aracına dönüşür. Bize düşen, bu duyguyu sadece teşhis etmek değil, çözüm yollarını da cesaretle dile getirmektir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 12:45:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİTABINIZ SÜREKLİ GÜNCELLENİYOR GALİBA</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kitabiniz-surekli-guncelleniyor-galiba-204</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kitabiniz-surekli-guncelleniyor-galiba-204</guid>
                <description><![CDATA[KİTABINIZ SÜREKLİ GÜNCELLENİYOR GALİBA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Nisan 2023’te CNN Türk ve Kanal D ortak yayınında Abdullah Öcalan’a özgürlük konusuna ilişkin çok net konuşmuştu. O gün şöyle demişti: “Öcalan’a özgürlük bu ülkede söz konusu olabilir mi? Şimdi bunu AK Parti olarak bize sorarsanız, böyle bir şey asla olamaz. Ancak ana muhalefete sorarsanız, onların böyle bir ihtimali kabul ettiklerini zaten açıkladıklarını görürsünüz.</p>

<p>Hem terörist başı için hem de Selo için açıklamalarda bulundular. Bizim kitabımızda böyle bir şey yok. Bunca insanı öldüreceksin, bunca insanın kanına gireceksin, sonra da kalkıp buna özgürlük diyeceksin. Böyle bir şey mümkün mü?” Evet, işte bu sözlerle meydanlar çalkalandı, salonlar alkışla inledi. “Vatan, millet, bayrak” diyerek siyasî rakiplere taş üstüne taş bırakıldı. Peki ne oldu da bu sert duruş bir anda buharlaştı?</p>

<p>Ne değişti de dün “bizim kitabımızda yok” denilen şeyler, bugün üstü kapalı şekilde meşrulaştırılmaya çalışılıyor? Biz de soruyoruz:dün haramdı, bugün serbest mi?kitabınızı bir görsek de biz de okusak.bu kitap nerede satılıyor? Çünkü halk olarak hangi gün hangi sayfada olduğunuzu takip etmek artık neredeyse imkânsız hale geldi. Milleti kutuplaştırmak için kullanılan sert söylemler bugün “normalleşme” adı altında yumuşatılıyor.</p>

<p>Dün “terörist” dediklerinize bugün “aktör” muamelesi yapılıyor. O halde bir kez daha soruyoruz: Bu hangi kitabınızda yazıyor? Ve peki ya seçmen? O gün bu sözlere alkış tutanlar, bugün tam tersine atılan adımlara sessiz kalıyor, hatta yine alkış tutuyorsa, burada sadece siyaseti değil, vicdanları da sorgulamak gerekir. Bir gün “şehitler ölmez” diye ayağa kalkıp, ertesi gün aynı kanla el sıkışanlara sessiz kalmak hangi inanca, hangi değer yargısına sığar?</p>

<p>Tarih sadece yönetenleri değil, yöneltilenleri de yazar. Siyasetçinin dönüşü kadar, halkın suskunluğu da tarihe not düşer. Ve unutulmasın: Dün de söyledik, bugün de açıkça ilan ediyoruz: Bu milletin frekansı, er ya da geç Saadet Partisi’ne ulaşacaktır; sinyal kesiciler devre dışı kaldığında, gerçek sesi yine halkın vicdanı duyuracaktır! Şaban Turhal 29.4.2025 Freising</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Apr 2025 12:26:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELİN, ÖNCE SİYASİ PARTİLER KANUNUNU DEĞİŞTİRİN.</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gelin-once-siyasi-partiler-kanununu-degistirin-203</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gelin-once-siyasi-partiler-kanununu-degistirin-203</guid>
                <description><![CDATA[GELİN, ÖNCE SİYASİ PARTİLER KANUNUNU DEĞİŞTİRİN.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI &nbsp;SÜRERKEN;</p>

<p>CUMHUR İTTİFAKINA VE TBMM’NE ÇAĞRI:</p>

<p>GELİN, ÖNCE SİYASİ PARTİLER KANUNUNU DEĞİŞTİRİN.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ni yönetenler, halkın gerçek ihtiyaçlarını, taleplerini karşılamak yerine “ kendi uygun gördükleri gündemlerle” kamuoyunu meşgul etmekte, oluşturdukları gündemleri adeta halka dayatarak amaçlarına ulaşmak istemektedir.</p>

<p>Oysa, kanunlar ve anayasalar bir ihtiyaçtan doğar ve halkın sosyo kültürel ve sosyo ekonomik taleplerini karşılaması beklenir.<br />
Siyasi partiler, bulundukları ülkenin halkına gerek iktidarda iken, gerekse de muhalefette olduklarında, &nbsp;hizmet etmek zorunda oldukları bir topluluk ve seçmen kitlesinin var olduğunun bilinciyle hareket etmelidirler.</p>

<p>Darbeler döneminin izlerini taşımayan, çağdaş “ batı normlarına uygun, tam demokratik bir anayasa” ve buna bağlı olarak siyasi partiler kanunu ve diğer tüm yasalar , &nbsp;“insan onurunu esas alan, başta din ve vicdan hürriyeti olmak üzere her türlü hürriyetin var olduğu , ‘ devletin vatandaşı için var olduğu’ bir düzen hepimizin özlemidir…</p>

<p>Türk insanı “ devlet ebed müddet” şiarıyla davrandığı ve devleti kutsadığı için haksızlıklara, adam kayırmalara, rüşvet, irtikap ve torpile ses çıkarmamaktadır.</p>

<p>Türkiye maalesef açlık ve yoksulluk sınırında yaşamak zorunda bırakılan asgari ücretliler ve sefaleti yaşayan emekliler ülkesi olmuş durumdadır.&nbsp;</p>

<p>Türkiye’ yi yönetenler, böyle mutedil, uyumlu , yasalara ve kanun adamlarına saygılı “ kutsadığı devletine” kayıtsız şartsız itaat eden bir vatandaşlar topluluğuna sahip olduklarına şükretmeli, böylesi bir halk “ hak ve hukukunu aramak için , haksızlıklara , adam kayırmaya , soyguna , talana son verilmediği için sokağa dökülmüyorsa aklı-selim ile davranıyorsa “ bu halkın kıymetini bilmelidir.</p>

<p>Siyasilerimiz , iktidarıyla-muhalefetiyle bu milletin gerçek ihtiyaçlarına cevap verebilecek kanunlar yönetmenlikler düzenlemeli, “ halka hizmet, Hakk’a hizmettir” düsturuyla hareket ederek bu asil milletin fertlerini mutlu, huzurlu etmenin yollarını arayıp bulmalıdır.</p>

<p>Siz, dünyanın en demokratik anayasasını ve kanunlarını yürürlüğe koysanız bile, mutfağın sesine kulak vermedikçe, eğitimli gençlerimizin Avrupa ve Amerika’ ya gidip &nbsp;oralara yerleşmesine göz yumup (ülkemizde kalmaları için özendirici teşvikler sunmazsanız” yetişmiş beyin gücü &nbsp;ve iş gücümüzü yabancıya “kaptırırsanız” &nbsp;evde ailede huzur yok olur, ülkemizin geleceğini tehlikeye atmış olursunuz.</p>

<p>Ülkemizin içerisinde bulunduğu durumu ve “ şikayete ve beklentileri” sıralamaya bu sütunlar yetmez , o bakımdan ben makalenin başlığına dönüp, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhur Ittifakı’ ndan talebimi dikkatlerinize sunmak istiyorum:</p>

<p>Türkiye’ de yürürlükte olan siyasi partiler yasası ve bu yasanın verdiği yetkilerle oluşturulan parti tüzükleri çağ dışı , insan onurunu zedeleyici, kula kulluk etmeyi adeta şart koşan öğeler içermektedir.&nbsp;</p>

<p>Oluşturulan bu tüzüklerle siyasi parti genel başkanları üye ve delegeleri istedikleri gibi yönetmekte, itiraz edenleri kolaylıkla partiden uzaklaştırmaktadırlar. Bu olgu mübalağasız siyasi yelpazenin en sağından- en soluna kadar anılan şekilde işlemektedir. Siyasi parti genel başkanları ve MKYK üyeleri kendilerini , “ Tanrı’ nın o partiye ve millete bir lütfu gibi görmekte, kendilerinde ilahi bir güç izafe etmektedirler” bu haliyle parti genel başkanları ve genel merkez yöneticileri adeta tarikat şeyhleri gibi “ kerameti kendinden menkul” ulu kişiler kisvesine bürünmektedirler.</p>

<p>GELİN , “ TAM DEMOKRATİK” BİR SİYASİ PARTİLER YASASI &nbsp;VE “YENİ BİR ANAYASA” İNŞA EDİNİZ…</p>

<p>Dünya’ nın en güzel, “ en yaşanılası” ülkelerinden , en güzel coğrafyalarından birine sahip bu necip millet artık , kardeş kavgalarının sona erdiği, liyakatsizlerin iş başına gelmediği herkesin kabiliyeti ,bilgisi ölçüsünde hak ettiği mevkiye erişebildiği, eğitimde ve iş hayatında fırsat eşitliğinin sağlanacağı bir düzenleme ile ülkemiz insanlarının “mutluluğa adım atmaları” sağlanabilir.&nbsp;</p>

<p>Önce demokratik bir siyasi partiler yasası, daha sonra geniş bir konsensüs ile oluşturulacak bir anayasa insan onuruna yaraşır , devletin vatandaşının “hadimi olduğu” bir düzenleme ve bu düzenlemelerin gereğinin yerine getirildiği bir ortam. Türk Milleti bu kadarını hak ediyor…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 12:41:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MERZ’İN KONUŞMASI BANA NE ANLATTI?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/merzin-konusmasi-bana-ne-anlatti-202</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/merzin-konusmasi-bana-ne-anlatti-202</guid>
                <description><![CDATA[MERZ’İN KONUŞMASI BANA NE ANLATTI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı konuşmalar vardır, sadece kulağa değil, kalbe de dokunur. Friedrich Merz’in bu yıl Paskalya vesilesiyle yaptığı konuşma, böylesi bir derinliğe sahipti. Politikadan çok bir insanın bir diğerine uzattığı samimi bir el gibiydi. “Karanlık günlerin ardından ışık gelir” sözüyle başlayan bu konuşma, sadece ülkenin değil, toplumun her ferdinin içinden geçtiği zorluklara karşı bir moral kaynağı oldu.</p>

<p>Ben bir Türk kökenli Alman vatandaşı olarak bu konuşmayı içtenlikle takdir ediyorum. Çünkü bu ülkede yaşayan biz göçmenler, sadece geçmişin değil, geleceğin de parçasıyız. Bu ülkeyi sadece izleyen değil, omuzlayan, katkı sunan, zenginleştiren milyonlarca insanız. Dolayısıyla “Almanya daha iyisini yapabilir” çağrısı yalnızca bir hükümet programı değil, aynı zamanda hepimize yöneltilmiş bir sorumluluk davetidir. Konuşmanın satır aralarında yalnızca ekonomi, enerji ya da güvenlik politikaları değil; bir toplumun yeniden birbirine güvenmesi, birbirine inanması ve birlikte yol alması arzusu vardı.</p>

<p>Uzun süredir özlediğimiz şey aslında tam da bu değil mi? Anlaşıldığımızı hissetmek, dışlanmadığımızı görmek ve bu ülkenin geleceğinde bizim de sesimizin yankı bulduğunu duymak… Merz’in, “Birlikteliğe, saygıya ve ortak ilerleme” kavramları, eğer yalnızca kağıt üstünde kalmazsa bu ülkenin gerçekten daha yaşanabilir bir yer olmasının önünü açabilir. Yine konuşmasında, tatil günlerinde görev yapan sağlık personeline, polise, ordu mensuplarına ve gönüllülere teşekkür etmesi de toplumun görünmeyen yükünü taşıyanlara verilmiş kıymetli bir selamdı.</p>

<p>Bu çabaya, market çalışanlarını, temizlik görevlilerini, bakım sektöründeki insanları da eklemek gerekir. Ancak takdir ettiğimiz kadar eksik olan, sorgulanması gereken yönleri de açıkça dile getirmek gerekir. Birlik çağrısı güzel ama pratikte ayrımcılık hâlâ hayatın birçok alanında hissediliyor. Göçmen kökenli bireylerin iş bulma, eğitimde eşit fırsatlara erişim veya bürokratik işlemlerde yaşadığı zorluklar konuşmalarda yer bulmuyor.</p>

<p>Güvenlik vurgusu yapılırken, toplumu kutuplaştırabilecek söylemlerden uzak durulması gerektiğini de hatırlatmak isterim. Güvenlik sadece dış tehditlere karşı değil, içeride toplumsal barışı da kapsamalıdır. Bu yıl bu mesaj, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden, aidiyet hissini yitirmeye başlayan birçok insan için daha da anlam kazandı. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, ayrıştıran değil birleştiren, korku yayan değil umut aşılayan bir siyaset anlayışıdır.</p>

<p>Ben de bu vesileyle bir çağrıda bulunmak istiyorum: Artık göçmen kökenli vatandaşların yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmadığı, eğitimde, istihdamda ve toplumsal hayatta eşit imkanlara sahip olduğu bir Almanya için somut adımlar atılmalı. Toplumsal barışı güçlendirecek her politika, sadece Almanya’nın iç huzuruna değil, Avrupa’daki itibarına da katkı sunar.</p>

<p>Friedrich Merz’in konuşmasında çizdiği vizyonun gerçeğe dönüşmesi, ancak bu ülkede yaşayan her bir ferdin eşit şekilde değer görmesiyle mümkün olabilir. Bu ülke bizim evimiz. Evimize sahip çıkmak da hepimizin sorumluluğudur. Daha adil, daha güçlü ve daha umut dolu bir Almanya için; susmadan, kenarda durmadan, dışlanmayı kabullenmeden hep birlikte mücadele edelim. Şaban Turhal 20 Nisan 2025 Yazar hakkında: Almanya’da çalışan bir emekçi olarak yaşamın içinden gözlemlerini yazıya döker. Özellikle çalışma hayatı, sosyal politikalar ve yurtdışındaki Türklerin karşılaştığı sorunlarla ilgilenir; aynı zamanda bu konulara yönelik çözüm odaklı düşünceler üretmeye çalışır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 12:21:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÖR İTAAT DÜZENİNE HUDEYBİYE MAKYAJI BU DİN DEĞİL TARAFTARLIK </title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kor-itaat-duzenine-hudeybiye-makyaji-bu-din-degil-taraftarlik-201</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kor-itaat-duzenine-hudeybiye-makyaji-bu-din-degil-taraftarlik-201</guid>
                <description><![CDATA[KÖR İTAAT DÜZENİNE HUDEYBİYE MAKYAJI BU DİN DEĞİL TARAFTARLIK ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AK Partili dostlarımızla sohbet ederken defalarca karşılaştığım bir tavır var ki, ne akılla ne imanla izah etmek mümkün: Parti ne yaparsa yapsın, Reis ne söylerse söylesin, “vardır bir bildiği” diyerek savunmaya geçmek… Üstelik ortada açık bir haksızlık, adaletsizlik, israf ya da inancımıza ters düşen bir icraat dahi olsa. Hatta bu tür eleştirileri dile getirenler hemen “hain”, “bozguncu” ya da “fitneci” ilan ediliveriyor.</p>

<p>Merak ettim, sordum: “Ne içiyorsunuz da bu kadar sarhoş oluyorsunuz?” Tabii ki bu söz mecazen, ironiyle söylenmiş bir cümle. Ama sarhoşluk mecazi anlamda da olsa ortada: Hakikate karşı bir körlük, eleştiriye karşı bir tahammülsüzlük, lideri neredeyse masum ilan eden bir aidiyet sarhoşluğu…</p>

<p>Sonra biraz daha inceledim, araştırdım. Bu kör itaate bir de dini kılıf bulunmuş: Hudeybiye Anlaşması… Efendimiz’in (sav) Mekkelilerle yaptığı bu anlaşma, yıllardır AK Parti tabanına “sabır” ve “hikmet” gerekçesiyle enjekte edilmiş. Bazı maharetli propagandacılar, bu anlaşmayı adeta sihirli bir formül gibi kullanarak her yanlışı meşrulaştırmanın anahtarı hâline getirmişler.</p>

<p>Hatta bir televizyon programı için gittiğim Duisburg’da, çok sevdiğim, eskiden Milli Görüşçü olup sonradan AKP’li ve reisçi olmuş bir abimle iftar yemeğinde otururken, yanındaki kişi için “O da senin gibi her şeye macun çekiyor” dedim. O da bana dönüp, “Onun kitabı bile var, Hudeybiye Anlaşması’nın içeriğini çok iyi biliyor” dedi. O an bir kez daha anladım ki, bu anlayış sadece basit bir sadakat duygusundan değil, ciddi bir tarihsel yanlış yorumdan besleniyor. Bir tür “meşrulaştırma dini” hâline gelmiş durumda. Oysa gerçek bambaşka.</p>

<p>Hudeybiye, bir teslimiyet değil; uzun vadeli bir stratejinin parçasıydı. Hz. Peygamber (sav), o gün için şartlar gereği anlaşma yapmış ama ardından kısa sürede bu süreci Mekke’nin fethiyle taçlandırmıştır. Hudeybiye, hakikate sessiz kalmak değil; sabırla, akılla ve stratejiyle zalimin oyununu bozmanın adıdır.</p>

<p>Bugün yapılan yanlışlara göz yummak, yolsuzluklara, adam kayırmacılığa, lüks ve israfa sessiz kalmak; bırakın Hudeybiye’yi, imanla bile bağdaşmaz. “Sizden kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78) Daha da kötüsü, bu anlatımlar sayesinde halkın önemli bir kısmı artık sorgulamıyor.</p>

<p>Lüks araçlar, milyonluk saatler, şaibeli ihaleler, Lüks araçlar, milyonluk saatler, şaibeli ihaleler, eş-dost kayırmacılığı… Bunların hepsi “vardır bir bildiği” diyerek geçiştiriliyor. Oysa biz biliyoruz ki “zulme rıza, zulüm gibidir.” Ve zulme rıza gösterenle zulmeden aynı saftadır. “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.</p>

<p>Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun! Bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide Suresi, 8. Ayet) Ey dostlar! Hudeybiye’yi yanlış anlayanlar, bu ümmete rehberlik edemez. Çünkü Hudeybiye, sonunda Mekke’nin fethine çıkan bir yoldur; sarayın değil, halkın kazanacağı bir sürecin adıdır. Bugün artık susma zamanı değil. Görülmeyeni görmek, gecikmeden harekete geçmek zorundayız.</p>

<p>Aksi takdirde, kaybettiğimizi fark ettiğimizde çok geç olabilir. “Zalim sultan karşısında hakikati söylemek en üstün cihattır.” (Ebu Davud, Melahim 17) Biz Saadet Partisi olarak hakikati savunmaya, adaleti öncelemeye ve doğruları dile getirmeye devam edeceğiz. Çünkü bizim yolumuz şahıslara değil, değerlere bağlı bir yoldur. Bizim liderimiz hakikattir, rehberimiz Kitabımızdır, pusulamız adalettir. İtaat, sadece Allah’a ve Resulü’ne olur. Kula kulluk edenler, kendi putlarını dikmiş olur.</p>

<p>Biz o putları değil, o putları kıran İbrahim’i örnek alırız. 19.04.2025 Yazar hakkında: Şaban Turhal, Almanya’da çalışan bir emekçi olarak yaşamın içinden gözlemlerini yazıya döker. Özellikle çalışma hayatı, sosyal politikalar ve yurtdışındaki Türklerin karşılaştığı sorunlarla ilgilenir; aynı zamanda bu konulara yönelik çözüm odaklı düşünceler üretmeye çalışır.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Apr 2025 19:47:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VİCDANIN NAVİGASYONU: UKRAYNA’YA DÖNÜYOR, GAZZE’Yİ BULAMIYOR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/vicdanin-navigasyonu-ukraynaya-donuyor-gazzeyi-bulamiyor-200</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/vicdanin-navigasyonu-ukraynaya-donuyor-gazzeyi-bulamiyor-200</guid>
                <description><![CDATA[VİCDANIN NAVİGASYONU: UKRAYNA’YA DÖNÜYOR, GAZZE’Yİ BULAMIYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>“Adaletin olmadığı yerde vicdan sadece bir süs eşyasıdır.” Günlük Alman gazetelerini elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum. En çok satan gazetelerden birinin yazarının son yorumunu okuyunca dikkat kesildim.</p>

<p>Bir çocuk parkına yapılan saldırı sonrası Putin’e ültimatom verilmesi gerektiğini savunuyordu. Ukrayna şehirlerinin bombalanmasını kınıyor, savaş suçlarından söz ediyor ve yeni silah sevkiyatlarının gündeme gelmesini öneriyordu.</p>

<p>Haklı mı? Elbette. Ancak eksik. Hem de fazlasıyla. Şu bizim Almanları anlamakta bazen gerçekten zorlanıyorum. Söz konusu Ukrayna olunca savaş suçları açıkça dile getiriliyor, siyasi çağrılar ardı ardına sıralanıyor.</p>

<p>Ama Gazze’de 50 binden fazla insan katledilirken bunların 35 bini çocukken aynı kalemler neden bu kadar sessiz kaldı? Aynı öfke, aynı adalet duygusu, aynı siyasi kararlılık neden orada gösterilmedi? Görüyoruz ki bazı çocuk parklarına atılan bombalar manşetlere taşınıyor; bazıları ise sessizliğin gölgesinde kalıyor.</p>

<p>Bazı ölümler “savaş suçu” olarak tanımlanıyor, bazılarıysa sanki hiç yaşanmamış gibi geçiştiriliyor. Vicdanlar da adeta haritalara göre çalışıyor. Putin’e ültimatom çağrısı yapılıyor. Peki, aylarca süren bombardımanlarda çocuklar, kadınlar, siviller hayatını kaybederken neden benzer bir çağrı yapılmadı?</p>

<p>Bu sessizlik de bir tercih değil mi? Eğer adalet, yalnızca belli coğrafyalara uğrayan bir misafirse; o zaman kimin ne söylediğinden çok, ne zaman sustuğu daha anlamlı hale geliyor.</p>

<p>Bu yüzden ben de bu yazıyı şöyle bitirmek istiyorum: Gazze’de ölen çocuklar için de bir gün başyazı yazmaya karar verirseniz, geç kalmayın. Çünkü çocuklar beklemez. Ama tarih bekler, ve günü geldiğinde hepsini kaydeder.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 09:34:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTO SİSTEMİ Mİ GELİYOR?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/guclendirilmis-parlamento-sistemi-mi-geliyor-199</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/guclendirilmis-parlamento-sistemi-mi-geliyor-199</guid>
                <description><![CDATA[GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTO SİSTEMİ Mİ GELİYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son açıklamaları sadece adaylık tartışmalarına değil, aynı zamanda yönetim sistemi konusuna da ışık tuttu. Açıklamalardaki dikkat çekici detaylardan biri de, “Yürütme görevi başbakanlıksa başbakanlığa, cumhurbaşkanlığıysa cumhurbaşkanlığına gelir” sözleriydi.</p>

<p>Bu cümle, ilk bakışta belirsiz gibi görünse de aslında bir işaret veriyor: Güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda perde arkasında bir uzlaşma var gibi. Yani benim sezgim şu: CHP kendi içinde artık sadece aday konuşmuyor, sistemin dönüşümünü de ciddi ciddi planlıyor.</p>

<p>Açıklamaların satır aralarında, “başbakanlık” gibi ifadelerin kullanılmaya başlanması, bunun bir tesadüf olmadığını gösteriyor. Çünkü mevcut sistemde başbakanlık yok. Bu kelimeyi telaffuz etmek, açıkça “biz parlamenter sisteme dönüş hazırlığı yapıyoruz” demektir.</p>

<p>Üstelik bugünkü başkanlık sisteminin sadece yönetim değil, temsiliyet açısından da ciddi sorunlar yarattığı artık herkesin bildiği bir gerçek. Seçim öncesi, baraj sorunu yaşayan küçük partiler ayakta kalmak için mecburen büyük partilerle ittifak kurmak zorunda kalıyor. Böylece halkın oyu aslında desteklemediği başka bir partiye gitmiş gibi oluyor.</p>

<p>Bu da halkın iradesinin parlamentoya tam olarak yansımasını engelliyor. Bu sistem, seçmeni iki kutba hapsediyor: ya “şu taraftasın” ya “bu tarafta.” Oysa Türkiye gibi renkli, farklılıklarla dolu bir ülkede halkın bu şekilde kalıplara sıkıştırılması hem demokrasiye hem de toplumsal barışa zarar veriyor. Başkanlık sistemi bu yönüyle, kutuplaşmayı derinleştiriyor; uzlaşmayı değil çatışmayı körüklüyor.</p>

<p>Bakın, 2018 ve 2023 seçimlerinde yaşananlar bunun en açık göstergesidir. Barajı aşamayacak durumda olan küçük partiler, büyük partilerin listelerinden aday gösterildi. Bu da halkın doğrudan değil, dolaylı olarak temsil edilmesi anlamına geldi. Vatandaş örneğin “A partisine” oy verdiğini sanırken, oyları “B partisi”nin hanesine yazıldı. Oysa demokrasi, doğrudan temsil üzerine kurulur.</p>

<p>Her parti kendi kimliğiyle seçime girebilmeli, her seçmen gönül rahatlığıyla tercihini yapabilmelidir. Başkanlık sistemi, bu yapay ittifaklarla hem siyasi kimlikleri belirsizleştirdi hem de meclisteki temsili zayıflattı. Parlamentoda fikirlerin değil, aritmetik hesapların sesi çıktı. Güçlendirilmiş parlamenter sistemde ise bu tür zorunlu seçim iş birliklerine ihtiyaç kalmaz. Partiler kendi programlarıyla seçime girer, aldıkları oy oranında temsil edilir.</p>

<p>Bu da milletin iradesinin meclise tam ve doğru yansıması demektir. Üstelik başkanlık sisteminin doğası gereği toplum, iki büyük kutba sıkıştırılıyor. “Ya bizdensin ya onlardan” anlayışı hem toplumsal kutuplaşmayı körüklüyor hem de siyasi çeşitliliği boğuyor. Bu yapay ayrım, medyadan mahalleye kadar her alana yansıyor. Oysa parlamenter sistemde çok seslilik esastır.</p>

<p>Koalisyonlar kötülük değil, uzlaşı kültürünün bir gereğidir. Demokrasi sadece sandığa gitmek değil, seçilenlerin halkı gerçekten temsil etmesidir. Bugünkü sistemde halkın çoğunluğu sadece bir kişiyi seçiyor ama geri kalan süreçte sesini duyuramıyor. Bakanlar meclisten çıkmıyor, doğrudan halk tarafından seçilmemiş kişiler devletin tepesinde yer alıyor. Bu da yönetimde şeffaflık ve hesap verilebilirlik sorunlarını beraberinde getiriyor.</p>

<p>Bu nedenlerle; güçlendirilmiş parlamenter sistem sadece geçmişe dönüş değil, geleceğe güçlü bir adımdır. Daha adil, daha katılımcı ve daha dengeli bir yönetim için bu dönüşüm artık ertelenemez. CHP Genel Başkanı’nın son açıklamaları da gösteriyor ki, bu yönde bir hazırlık ve mutabakat sessizce oluşmaya başlamış. Eğer diğer partiler de bu sorumluluğu paylaşırsa, Türkiye’nin önü gerçekten açılabilir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/%C3%B6zg%C3%BCr1.jpeg" style="height:1014px; width:700px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Apr 2025 21:43:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YALAN DEĞİL, GERÇEĞİN ÖNÜNE KONAN ENGEL</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yalan-degil-gercegin-onune-konan-engel-198</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yalan-degil-gercegin-onune-konan-engel-198</guid>
                <description><![CDATA[YALAN DEĞİL, GERÇEĞİN ÖNÜNE KONAN ENGEL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Almanya’da yeni hükümet daha kurulmadan tehlikeli bir adım atıyor. CDU, CSU ve SPD’den oluşan koalisyon, henüz iktidarın koltuğuna tam anlamıyla oturmadan, ifade özgürlüğünü tehdit eden bir cümleyi koalisyon anlaşmasına ekliyor:</p>

<p>“Yalanlar ifade özgürlüğü kapsamında değildir.” Kusura bakmayın ama bu cümle her ne kadar kulağa masum gelse de, işin özünde fikirlerin boğulmasının önünü açıyor.</p>

<p>Bugün “yalan” dedikleri şey, yarın en büyük gerçek olabilir. Bu ülkede birinin neyi söyleyip söyleyemeyeceğine artık kim karar verecek? Hükümetin tayin ettiği kurumlar mı? Beğenilmeyen her fikir “yalan” ilan edilip susturulacak mı? Ben pandemi döneminde defalarca yazdım sosyal medyada. Bu virüs laboratuvarda üretildi dedim, bir Alman gazetesinin manşet haberini kaynak gösterdim.</p>

<p>Beni neyle suçladılar? Komplo teorisyeni olmakla. Ama ne oldu? Aradan yıllar geçti, bugün aynı şeyi artık dünya çapında ciddi kurumlar konuşuyor. ABD’de istihbarat raporlarında bile bu ihtimal tartışılıyor. O dönem “komplo” denen şu haberleri hatırlayalım:</p>

<p>• Bild Gazetesi, 19 Şubat 2021: Alman profesör Roland Wiesendanger, “Corona bir LABOR KAZASIYDI” başlığı altında virüsün Çin’in Wuhan kentindeki bir laboratuvardan sızdığını iddia etti.</p>

<p>• Bild Gazetesi, 13 Kasım 2021: “Aşı olmak ne işe yaradı?” manşetiyle, aşıların hastaneye yatışları ne ölçüde engellediği sorgulandı.</p>

<p>• Bild Gazetesi, 18 Ocak 2022: “Birçok corona ölümü aslında corona yüzünden olmadı!” denilerek ölüm nedenlerinin yanlış kaydedildiği ileri sürüldü.</p>

<p>• Bild Gazetesi, 17 Şubat 2022: “Yoğun bakımlar aslında HİÇBİR ZAMAN aşırı dolmadı!” manşetiyle, pandemide sağlık sisteminin çökme eşiğine gelmediği iddia edildi. O zaman “yalan” diye üstü örtülen o iddialar, bugün en ciddi raporların konusu.</p>

<p>Demek ki o gün susmamışız, iyi ki de susmamışız. Burada mesele şu: Hükümetin canı ne zaman isterse “şu görüş yalandır” deyip vatandaşın sesini kesemez. İfade özgürlüğü, yalnızca iktidarın hoşuna giden sözler için geçerli olamaz. Bugün farklı düşünenin sesi kısılırsa, yarın herkesin susmak zorunda kaldığı bir toplum oluşur. Gerçek olan şudur: Fikir çeşitliliği olmadan demokrasi olmaz. İktidara düşen görev, halkın sesini kısmak değil; o sesi duymaya cesaret etmektir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/labora.jpg" style="height:782px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Apr 2025 00:18:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HER KONUDA TUTARLI OLMAK GEREKMEZ Mİ?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/her-konuda-tutarli-olmak-gerekmez-mi-197</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/her-konuda-tutarli-olmak-gerekmez-mi-197</guid>
                <description><![CDATA[HER KONUDA TUTARLI OLMAK GEREKMEZ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bu defa Volkan Konak üzerinden tutarsızlıkları konuşalım. Son günlerde sosyal medyada Volkan Konak’ın 25 yıl sonra yaptığı düğün tekrar gündem oldu. Tartışmaların odağında ise 1992 yılında 25 yaşındaki Volkan Konak’ın, 14 yaşındaki Selma Konak ile evlendiği iddiası var.</p>

<p>Yaş farkının ve evlilik yaşının oluşturduğu etik ve hukuki tartışma, bu ülkede kim yaparsa yapsın aynı şekilde değerlendirilmesi gereken önemli bir meseledir. Ancak mesele tam da burada başlıyor. Zira bazı çevreler, benzer durumlarda ağızlarını doldura doldura “ahlaki sapkınlık”, “çocuklara yönelik suistimal” gibi ağır ithamlarda bulunurken, konu kendi ideolojik duruşlarına yakın biri olunca sus pus oluyorlar.</p>

<p>Tam tersine, bu olayı inançlı bildiğimiz birisi yapmış olsaydı, linç kampanyası sosyal medyadan sokaklara taşardı. Ölü ya da diri fark etmezdi, toplum mahkemesi kararı çoktan vermiş olurdu. İşin bir başka yönü daha var: Aynı meselede Volkan Konak’ın savunucuları bu konuyu görmezden geliyor. Oysa tutarlı olacaksak, bu meselede de ses çıkarmaları gerekirdi. Bu da gösteriyor ki toplum olarak neredeyse her meseleye ideolojik pencereden bakıyoruz.</p>

<p>Hiçbir kesim, istisnasız, orta yolu tutturamıyor. Bugün Türkiye’de bu konuda az da olsa ilkeli bir çizgi takip edenlerin başında, Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partililer geliyor. Ayrıca toplumda sınıfsal bir çifte standart da göz ardı edilemez. Zengin birinin gayrimeşru çocuğu olduğunda “yasak aşkın meyvesi” diyerek romantikleştiriyoruz.</p>

<p>Fakir birinin aynı durumunda ise hakaret ediyor, aşağılıyor, en ağır kelimeleri kullanıyoruz. İşte bu da bizim ne kadar tutarsız, ne kadar ilkesiz ve adaletten uzak bir toplum hâline geldiğimizin başka bir göstergesi. Şunu açıkça ifade etmek gerek: Ya bir tavrınız olur ve her olayda ilkeli bir duruş sergilersiniz ya da iki yüzlü olursunuz.</p>

<p>Bu çifte standart sadece kişileri değil, toplumu da çürütür. Bir yandan “kadın hakları”, “çocuk hakları” diye nutuk atıp, diğer yandan bazı kişilere dokunulmazlık tanıyorsanız, inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Ben şahsen Volkan Konak’ı hedef alma niyetinde değilim. Ama bu örnek, ilkesizlik ve tutarsızlığın açık bir aynasıdır.</p>

<p>Aynı şeyi inançlı bildiğimiz biri yapsaydı, yer yerinden oynardı. O hâlde sormak gerek: Eleştiriniz şahıslara mı, ilkelere mi? Gerçekten adalet istiyorsak, her olayda aynı teraziyi kullanmalıyız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Apr 2025 22:56:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRKEŞ’SİZ GEÇEN  28 YIL!</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/turkessiz-gecen-28-yil-196</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/turkessiz-gecen-28-yil-196</guid>
                <description><![CDATA[TÜRKEŞ’SİZ GEÇEN  28 YIL!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
TÜRKEŞ’SİZ GEÇEN&nbsp;28 YIL!<br />
MHP’ NİN MERHUM LİDERİ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN “ UÇMAĞA VARIŞININ” ÜZERİNDEN 28 KOCA YIL GEÇTİ.<br />
SON BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ, SADECE BİR PARTİ &nbsp;GENEL BAŞKANI DEĞİL ; BÜTÜN BİR MİLLETİN “ BAŞBUĞU” VE TURAN ÜLKÜSÜNÜN SAVUNUCUSUYDU…</p>

<p>Mustafa FINDIK<br />
Şüphesiz” her fani ölümü tadacaktır” .Makamı, mevkisi, ünvanı ne olursa olsun her canlı &nbsp;ölecek, canlılar arasında insan, (önceden zamanı bilinmeyen bir an’da) öleceğinin bilinciyle yaşayıp sonunda uçmağa varacaktır.<br />
Bazı insanlar vardır ki ölümlerinin ardından büyük bir eksiklik, boşluk bırakırlar.<br />
Her milletin, her toplumun, her inanç grubunun bu tür “ yeri doldurulamaz kişileri” vardır.<br />
Türk tarihinde de onlarca “zamansız ölüm” sonucu sarsıntılar geçirilmiş,boşluklara (fetret devirlerine) düşüldüğü zamanlar olmuştur: Erken &nbsp;ölümüyle Sultan Alparslan, Ankara Savaşı ‘nda (sonunda) hayatını kaybeden Yıldırım Bayezid Han, 51 yaşında hayata gözlerini yuman Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han, Dünyayı titreten Yavuz Sultan Selim Han, Sultan 4. Murat, Vatan Şairi Namık Kemal, Türkçülük Akımının Fikir Babası Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve büyük komutan, milletine ‘aşkla, tutkuyla bağlı’ büyük devlet adamı, ‘ en büyük Türkçü’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamansız ölümleriyle ‘yoklukları, eksiklikleri hissedilen yüce şahsiyetlerdir. Tabii ki adını sayamadığımız yüzlerce şahsiyetleri de rahmetle ve saygıyla yad ediyoruz.<br />
ALPARSLAN TÜRKEŞ BİR AKSİYON ADAMI, BİR LİDER, VE “SON BAŞBUĞ’DUR”</p>

<p>Tarihte iz bırakan kaç lider vardır? Türkeş, çok partili hayatımızda, başta Türk dünyası olmak üzere dünyaca tanınan ve yakından takip edilen liderlerin en başında geliyordu. 80 yıllık ömrü, turan bayrağ, Türk Birliği, ülke içerisinde “ kardeşlik temelinde milli bütünlük” ülküsü O’ nun vazgeçilmez hedefiydi.</p>

<p>Bugün, aramızdan ayrılışının ,”uçmağa varışının” üzerinden 28 tam yıl geçmiş olmasına rağmen, ebediyete göçüşü ‘daha dünmüş gibi’ tazeliğini koruyan Alparslan TÜRKEŞ de, “ eksikliği hissedilen, yeri doldurulamayacak “ bir kimse olarak gönüllerimizde yatıyor. O’nun fikirleri &nbsp;yaşamaya ve yaşatılmaya devam edecektir.</p>

<p>Alparslan TÜRKEŞ, hayatını Türk Milleti’ne adamış, Türk Birliğine gönül vermiş bir genç subay olarak , kendisinden bahsettirdiği &nbsp;gençlik yıllarından itibaren içinde taşıdığı vatan ve millet sevdasının gereğini yapmış, mesleki manada ‘geleceği parlak bir subay’ olarak hep dikkat çekmiştir.<br />
1960 27 Mayıs Darbesi’ nde “ İhtilalin Seyrini değiştirmek ve kardeş kavgasını önlemek düşüncesiyle “ yer alan Alparslan Türkeş Cemal Gürsel’in devlet başkanlığı döneminde &nbsp;Başbakanlık müsteşarı ünvanıyla “ fiilen” başbakanlık görevini ifa etmiş, bu süre zarfında Devlet Planlama Teşkilatı, (DPT) ve Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) gibi kurumların vücut bulmasında öncü olmuştur. ..<br />
Merhum başbuğ Alparslan TÜRKEŞ uzlaşıcı kişiliği, toparlayıcı, bütünleştirici mizacı ile daima koalisyon hükümetlerinde uyumlu bir hükümet ortağı olmuş “ milli çıkarları” parti menfaatinin ve kişisel ikbalin önünde tutmuştur. Muhalefette iken bile hükümete yardımcı olmuştur. Avrupa Türkleri’nin sorunlarıyla da yakından ilgilenmiş, tespit ettiği sorunları dönemin hükümetlerine bir rapor halinde sunarak problemlerin giderilmesinde katkıda bulunmuştur.&nbsp;<br />
Almanya seyahatlerinde Türk Federasyon mensuplarına ve topyekün Türk vatandaşlarına hitaben;” Sizler şerefli bir milletin evlatlarısınız, yaşadığınız ülkelerin kanunlarına ve sosyal dizenlerine uyumlu bir şekilde yaşayın, çocuklarınıza ‘en iyi eğitimi vermenin’ imkanlarını arayın , bulunduğunuz ülkenin lisanını öğrenin, sendikalarda ve mesleki kuruluşlarda yer alın, uyumlu “ misafirler” olun fakat “ asimile” olmayın, Türkler yüksek seciyeli yüce bir millettir daima bu bilinçle hareket edin” şeklinde tavsiyelerde bulunmuştur…</p>

<p>Vefatının üzerinden geçen 28 yıl , hem MHP ve Ülkücü Hareket bakımından, hem de; Türkiye ve Türk Dünyası bakımından “ kayıp yıllar” olarak anılacaktır.&nbsp;<br />
Bize göre Milliyetçi Hareket Partisi, Ülkü Ocakları , Türk Federasyon ve &nbsp;diğer Ülkücü/ Türkçü kuruluşlar merhum başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’ i yeterince yeni nesillere tanıtmakta eksik (veya ihmalkar) davranışlar içerisindedir, TÜRKEŞ’ in fikirlerinin efkar-ı umumiyenin istifadesine (bilgisine) sunmakta başarısız olmaktadır.<br />
Oysa; Türkeş’siz bir Türkçülük/Milliyetçilik siyasi alanda da beynelminel &nbsp;düzeyde de “aksak” kalmaya mahkümdur.</p>

<p>Bizlere düşen görev : Türkeş’in fikirlerine önce sahip çıkmak, daha sonra bu fikirleri geniş kitlelere yaymak , başta Dış Politikamız ve Kıbrıs, Dokuz Işık Doktrini, Temel Görüşler, Bunalımdan Çıkış Yolu , Gönül Seferberliği eserleri olmak üzere fikirlerini, projelerini anlatan yüzlerce makale, kitapçık vb. Kaynaklardan eserlerine erişip bunları yaymak olmalıdır. &nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
Merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ ile bir anekdot:<br />
Tarih 4 Mayıs 1977, yer: Münih Bayerischer Hof Oteli Lobisi,<br />
Hazirun: Efsane Gümrük ve Tekel Bakanı merhum Gün SAZAK Bey, Dönemin Münih Ülkü Ocağı Başkanı M. Kemal Yıldıray, 2-başkan Sami Ekici, dernek muhasibi Gazi Koçak öğretmen Yılmaz Duman ve bu satırların yazarı ( o sırada Münih Ülkü Ocağı Gençlik Kolu Başkanı) Mustafa FINDIK, rahmetli başbuğumuz &nbsp;(Ulm’ da düzenlenen 3 Mayıs Türkçüler Bayramı kutlamalarına beklenenin üzerinde 20 bin kişinin iştirak etmiş olmasının da verdiği moral ile) Ülkü Ocağı başkanı M. Kemal Yıldıray bizleri başbuğa takdim etti son olarak da beni Ülkü Ocağı Gençlik Kolu Başkanı olarak tanıttı, merhum TÜRKEŞ de, “ Gençleri yoruyormusunuz, bedenen de fikir planında da çok çalışsınlar” dedikten sonra bana hitaben “ dernekte kadınlar kolu da var mı?” &nbsp;diye sordu ben de cevaben ,” Efendim bir kaç üniversite öğrencisi hanım kardeşimiz ve ailelerimizden gelen bazı hanımlar var, mekanımız müsait şu anda bu şekilde faaliyet yürütmekteyiz” dedim. Kendileri de; hanımların gelmekte olması güzel, ihtiyaç duyulursa “ kadınlar kolu” halinde faaliyetlerini sürdürürler” dedi.<br />
Sohbete katılan Gazi Koçak söz alarak ,” Sayın Genel Başkanım, bence kadınların gelip bizimle birarada veya kadınlar kolu olarak dernekte bulunmaları uygun değil, Milli Görüş’çüler ve Süleymandılar bu durumu şimdiden aleyhte kullanıyor” şeklinde görüş bildirdi.<br />
Bunun üzerine merhum &nbsp;Alparslan TÜRKEŞ, (biraz da celallenerek) Gazi efendi kadın Türk Töresi’ ne göre söz ve kişilik sahibi, evin iki taşıyıcı direğinden biridir, İslam dini de kadına büyük saygı duymayı gerektirir, peygamber efendimiz bir toy(cirit oyunu vb.) sırasında müsabakayı izlemekte zorlanan Hz. Ayşe annemizi omzuna alarak oyunları izlemesini kolaylaştırmıştır, bunu o bahsettiğin cemaatlere söyle” tarzında bir mukabelede bulunmuştur.</p>

<p>Sözü &nbsp;“Asrımızın Dede Korkut’ u “ merhum Ozan Arif’ in dizeleriyle noktalayalım:</p>

<p>Adam’dı<br />
Unutmak mümkün mü Başbuğ Türkeş’ i?<br />
Türkeş bu davayı kuran adamdı,<br />
Türkeşçi der hala bize çok kişi,<br />
Bir nesile isim veren adamdı.</p>

<p>O, Türk Birliğinin düşüp peşine,<br />
O aşkla girmişti 80 yaşına,<br />
Bana göre Türkeş başlı başına,<br />
Kızıl elma idi, Turan adamdı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/finduk1.jpg" style="height:599px; width:800px" /></p>

<p>Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş yazarımız Mustafa FINDIK ile bir mülakat sırasında.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Apr 2025 01:03:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VOLKAN KONAK’A SAYGISIZLIK, TÜRKİYE SEVDASINA HAKARETTİR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/volkan-konaka-saygisizlik-turkiye-sevdasina-hakarettir-195</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/volkan-konaka-saygisizlik-turkiye-sevdasina-hakarettir-195</guid>
                <description><![CDATA[VOLKAN KONAK’A SAYGISIZLIK, TÜRKİYE SEVDASINA HAKARETTİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Kimileri yaşarken kalplere dokunur, kimileri öldükten sonra bile fikirleriyle yaşar. Volkan Konak, sadece sesiyle değil, yüreğiyle, memleket sevdasıyla halkın gönlünde taht kurmuş bir isimdi. O, rüzgâra göre yön değiştirenlerden değil; inandığını söylemekten çekinmeyenlerdendi.</p>

<p>Ama ne acıdır ki, ölümünden sonra dahi susmayan bir linç kültürü, saygıyı bir kenara bırakıp hakareti marifet sayıyor. Oysa o, bu millete “başka bir vatanımız yok” diyerek, Türkiye sevdasını haykırıyordu.</p>

<p>Onun sözleri slogan değil, yaşanmış bir inancın, halktan yana bir yüreğin haykırışıydı. “Türkiye’mizden başka gidecek yerimiz yok” derken; inancımıza saygısızlık eden ülkelere, geçmişi kanla yazılmış sömürgecilere sitem ediyordu. İsviçre’nin altın rezervlerini sorguluyor, Almanya’nın geçmişini hatırlatıyor, “medeniyet dersi vermeye kalkanlar önce aynaya baksın” diyordu.</p>

<p>Bu sözleri anlamak yerine çarpıtmak, ardından hakaret etmek; sadece Volkan Konak’a değil, bu memleketin özüne hakarettir. Çünkü o, yalnızca bir sanatçı değildi. O, halkın içinden çıkmış, halk gibi düşünen, halk için haykıran bir yürektir. Bugün ona saldıranlar, yarın aynı yollardan geçtiklerinde onun söylediği sözlerin ne kadar yerinde olduğunu anlayacaklar.</p>

<p>Ama iş işten geçmiş olacak. Biz Volkan Konak’ı, yalnızca şarkılarıyla değil, vatan sevdasıyla hatırlayacağız. O hep söyledi: “Yaşasın Türkiye sevdası!” Volkan Konak’ın konuşmasından:</p>

<p>“Ama ne yapalım? Başka bir memleketimiz yok. Nereye gideyim? İrlanda’ya mı? Ülkemin inançlarına saygısızlık eden Danimarka’ya mı? Kuzey Afrika’yı yıllarca kan gölüne çeviren Fransa’ya mı? İngiltere’ye mi, ki dünyanın en büyük sömürgeci devleti… Hindistan’a, Pakistan’a yıllarca zulüm etmediler mi? İsviçre’ye mi gideyim? Hitler’in ağzından sökülen dişleriyle dolan keselerin üzerine kurulu bankacılık sistemiyle altın rezervlerini hâlâ ellerinde tutan İsviçre’ye mi? Hangi ülkeye gidebilirim ki? Bizim Türkiye’mizden başka bir vatanımız yok. Kimse bize medeniyet dersi vermeye kalkmasın. Bu ülkeler emperyal geçmişe sahip sömürgecilerdir. Yalan söylüyorlar. Almanya bana kültürünü öğretir diyenler, aslında bir medeniyet kompleksiyle oraya yaslanıyor. 40 milyon insan öldü Hitler faşizmi yüzünden. Ben mi öldürdüm? Yaşasın Türkiye sevdası. Yaşasın memleketimiz. Yaşasın Türkiye’miz. Şehitler ölmez, vatan bölünmez.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Apr 2025 15:08:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GENÇLERİMİZİ KÜSTÜRMEK DEĞİL, KAZANMAK GEREKİYOR!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/genclerimizi-kusturmek-degil-kazanmak-gerekiyor-194</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/genclerimizi-kusturmek-degil-kazanmak-gerekiyor-194</guid>
                <description><![CDATA[GENÇLERİMİZİ KÜSTÜRMEK DEĞİL, KAZANMAK GEREKİYOR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Almanya’da yaptığı açıklamalar, gurbetçi gençlerimiz açısından büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır.</p>

<p>Bedelli askerlik ücretlerinde herhangi bir güncelleme yapılmayacağını duyuran Akar, “Mehmetçik vatan için canını, kolunu, gözünü, ayağını feda ederken, burada üç beş kuruşun hesabını yapmak doğru olmaz” diyerek konuyu tamamen hamasi bir söyleme indirgemiştir. Ancak mesele üç beş kuruş değil, yurtdışındaki gençlerimizin geleceğidir!</p>

<p><strong>ASKERLİKTEN MUAF OLAN GENÇLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ!</strong></p>

<p>Avrupa’da doğup büyüyen ve Almanya, Fransa, Belçika gibi ülkelerde çifte vatandaş olamayan gençlerimiz, yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına geçtiklerinde otomatik olarak Türkiye’de askerlik yükümlülüğünden muaf oluyor. Ancak bu gençler, Türkiye ile olan bağlarını korumakta zorlanıyor.</p>

<p>Eğer Türkiye stratejik bir hamle yaparak bir sefere mahsus bedelli askerlik ücretini 1000 Euro’ya çekse, bu gençlerimizin çifte vatandaşlık hakkını kullanmasını teşvik etse, gelecekte Türkiye ile bağlarını koparmalarının önüne geçilebilir. Fakat Hulusi Akar ve hükümetin diğer yetkilileri, bu gerçeği görmek yerine hamaset yaparak gençlerimizi küstürmeye devam ediyor.</p>

<p>Bugün Almanya’da, Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde büyüyen gençlerimiz en büyük beka sorunlarımızdan biridir. Eğer bu nesil Türkiye ile bağlarını kaybederse, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin yurtdışındaki varlığı zayıflayacak, ekonomik ve siyasi olarak büyük bir kayıp yaşanacaktır. Bugün küstürülen gençleri, yarın Türkiye’ye kazandırmak çok daha zor olacaktır.</p>

<p><strong>HULUSİ AKAR ŞUNU BİLSİN!</strong></p>

<p>Bugün çıkıp “Bu bir vatan hizmetidir, burada üç beş kuruşun hesabını yapmamak lazım” diyen Hulusi Akar, nedense aynı duyarlılığı yıllar önce göstermedi! Çünkü Türkiye’de çıkarılan bedelli askerlik yasası, zengin çocukları için çıkarılmış bir yasadır. Ve bu yasa, Hulusi Akar’ın Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde çıkarıldı. O zaman neden çıkıp “Fakir çocukları askere giderken, zengin çocukları parayla bu görevden muaf oluyor” demedi?</p>

<p>O gün sessiz kalan Akar, bugün Avrupa’daki işçi çocuklarına bedelli askerlik için fahiş ücret dayatırken neden “Bu bir vatan meselesidir” diyerek hamaset yapıyor? Gerçek şu ki; Türkiye’de bedelli askerlik parası olanlar için bir seçenek, Avrupa’da ise işçi çocukları için bir zorunluluktur. Avrupa’da büyüyen gençlerimizin ne eğitim ne de iş hayatı nedeniyle Türkiye’de askerlik yapma şansı yoktur. Mecburen bedelli askerliği tercih etmek zorunda kalıyorlar.</p>

<p><strong>HAMASETLE DEĞİL, ÇÖZÜMLE YOLA ÇIKMAK GEREKİR!</strong></p>

<p>Hulusi Akar’ın açıklamalarında gençlerin beklentileri ve ihtiyaçları göz ardı edilmiş, olay sadece maddi bir mesele gibi ele alınmıştır. Ancak bu gençler bizim insanımızdır! Türkiye olarak onlara yük getiren bir devlet değil, kucak açan bir devlet olduğumuzu göstermeliyiz. Bu nedenle, çözüm odaklı bir yaklaşım şarttır:</p>

<ol start="1">
	<li>Askerlikten muaf olan gençlerimizin çifte vatandaş olmasını teşvik etmek için bir sefere mahsus bedelli askerlik ücreti 1000 Euro’ya düşürülmelidir.</li>
</ol>

<p>&nbsp;</p>

<ol start="2">
	<li>Çifte vatandaşlık süreci kolaylaştırılarak, gençlerin Türkiye ile bağlarını koruması sağlanmalıdır.</li>
</ol>

<p>&nbsp;</p>

<ol start="3">
	<li>Türkiye’nin yurtdışındaki vatandaşlarını sadece ekonomik bir kaynak olarak gören yaklaşımı değişmelidir.</li>
</ol>

<p>Türkiye için esas mesele, gençlerini küstürmek değil, kazanmak olmalıdır. Eğer bugünkü yanlış politikalar devam ederse, yarın yurtdışındaki Türk nüfusunun Türkiye’ye aidiyeti çok ciddi şekilde zayıflayacaktır. Hamasetle bu işler hallolmaz! Gelin, gençlerimizi Türkiye’nin geleceği için kazanalım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 18:41:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GURBETÇİYE VAATLER MASAL OLDU, ŞİRKETLER İÇİN JET YASA GERÇEK OLDU!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetciye-vaatler-masal-oldu-sirketler-icin-jet-yasa-gercek-oldu-193</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetciye-vaatler-masal-oldu-sirketler-icin-jet-yasa-gercek-oldu-193</guid>
                <description><![CDATA[GURBETÇİYE VAATLER MASAL OLDU, ŞİRKETLER İÇİN JET YASA GERÇEK OLDU!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>18 Mart 2025 tarihli Milli Gazete manşeti: “Gurbetçiler, cezayı ödemeden SINIRLARDAN GEÇEMEYECEK” Bu bir adalet değil, göz göre göre yapılan bir haksızlık! Türkiye’ye her yaz bin bir zorlukla gelen, sıla hasretiyle yanıp tutuşan gurbetçiler, memleket toprağına ayak basar basmaz hoş geldiniz denilerek karşılanıyor.</p>

<p>Ama dönüş yolunda ne oluyor? Güle güle değil, ödeme yapmadan gidemezsiniz muamelesi! Gurbetçiler dövizle karşılanıyor, borçla uğurlanıyor! Türkiye’ye gelirken “baş tacı” edilen gurbetçiler, ülkeden çıkarken adeta müşteri gibi görülüyor, gümrükte borç tahsilatı yapılıyor!</p>

<p>Kimse onların yıllardır biriktirdiği alın terini, kazandıkları helal parayı nasıl elde ettiklerini düşünmüyor. Gece gündüz çalışarak, bin bir fedakârlıkla kazandıkları paranın, şirketlerin kasasına aktarılması için gümrük kapılarında adeta “zorunlu ödeme gişesi” kuruluyor.</p>

<p>Siz gurbetçisiniz! Sıcak bir çorba içmek için memleketinize gelirsiniz, yıllar önce terk ettiğiniz sokaklarda çocukluk anılarınızı yad edersiniz. Köyünüze, mahallenize, belki de çocukluk arkadaşlarınıza dönersiniz.</p>

<p>Ama memleketinize duyduğunuz sevgiyle, devletin size duyduğu ilgi hiç aynı olmaz. Seçim zamanı olduğunda siz “fedakâr vatandaşlar” olursunuz, ama dönüş yolunda “hesabı kapatmadan çıkamazsınız” denilir. Özel otoyolları işleten şirketler için jet hızında yasa çıkaranlar, gurbetçinin yıllardır çözülemeyen sorunları için neden aynı hızı göstermez?</p>

<p>Seçim zamanı hatırlanan gurbetçilerin, işlerine gelmediğinde nasıl unutulduğunu bir kez daha görüyoruz. Ancak unutulmaması gereken bir şey var: Bu vefasızlığın bir sandık faturası olacak! Memleket sevgiyle bağrına basmalıdır, borçlu gibi gümrük kapılarında sıkıştırmamalıdır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Mar 2025 00:26:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BOP’UN SESSİZ ADIMLARI: TERÖRLE MÜCADELE Mİ, YENİ BİR DÜZENİN İNŞASI MI?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bopun-sessiz-adimlari-terorle-mucadele-mi-yeni-bir-duzenin-insasi-mi-192</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bopun-sessiz-adimlari-terorle-mucadele-mi-yeni-bir-duzenin-insasi-mi-192</guid>
                <description><![CDATA[BOP’UN SESSİZ ADIMLARI: TERÖRLE MÜCADELE Mİ, YENİ BİR DÜZENİN İNŞASI MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Dün, Barış Operasyonu adı altında, PKK’lı bir grubu Türkiye üzerinden güvenli bir şekilde Suriye’ye taşıdık. Bu süreç, PYD’nin kuruluşunun taşlarını döşedi. O gün “Barış Operasyonu” adıyla yapılan bu hamle, bugün karşımıza farklı bir biçimde çıkıyor.</p>

<p>Bugün de yine bir Barış Operasyonu adıyla, PYD’yi güvenli bir şekilde Şam’a taşıyoruz ki, meşru Suriye hükümet kabinesinde yer alsınlar. Sonrasında ise, Kuzey Suriye Başbakanı olarak atandıklarında tıpkı Kuzey Irak’ta olduğu gibi kırmızı halılar serilip Ankara’da karşılanmaları şaşırtıcı olmayacaktır. Üstelik tüm bunlar “terörsüz Türkiye” gibi sihirli sloganlarla yapılıyor.</p>

<p>Amaç, milletin gerçeği fark etmesini engellemek. Halkın duyguları ve hassasiyetleri kullanılarak oluşturulan bu politikalar, aslında uzun vadeli stratejik bir planın parçası. Bütün bu hamleler, aslında Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bir parçası olarak planlı şekilde yürütülüyor.</p>

<p>Bölgenin sınırlarını yeniden şekillendirmek, yeni yönetimler oluşturmak ve yerel aktörleri belirlemek için uzun yıllardır sahada adım adım uygulanan bu projede, Türkiye’ye biçilen rolleri oynayanlar da var. Peki, bu süreç kimlerin çıkarına hizmet ediyor?</p>

<p>Türkiye’nin güvenliği gerçekten korunuyor mu, yoksa bilinçli bir yönlendirme ile bölge yeniden şekillendiriliyor mu? Dün taşlar dizildi, bugün yeni bir hamle yapılıyor. Gerçekleri sorgulamak ve milletimizi uyandırmak hepimizin görevidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 22:07:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MERHUM ERBAKAN HOCAM HAKLI ÇIKTI: SURİYE’Yİ LİME LİME ETTİLER, SIRA İRAN’DA MI?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/merhum-erbakan-hocam-hakli-cikti-suriyeyi-lime-lime-ettiler-sira-iranda-mi-191</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/merhum-erbakan-hocam-hakli-cikti-suriyeyi-lime-lime-ettiler-sira-iranda-mi-191</guid>
                <description><![CDATA[MERHUM ERBAKAN HOCAM HAKLI ÇIKTI: SURİYE’Yİ LİME LİME ETTİLER, SIRA İRAN’DA MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Merhum Erbakan Hocam, benim için yüzyılımızın en büyük uyarıcısıydı. Dış güçler onu çok iyi anladı, ona göre tedbirlerini aldılar. Ancak ne yazık ki, Türk halkı hâlâ sözde kurtarıcıların peşinden gitmeye, gerçekleri görmezden gelmeye devam ediyor.</p>

<p>Oysa merhum Erbakan Hocam yıllar önce uyarısını yapmış ve şu çarpıcı sözü söylemişti: “Beni anladığınızda dövecek diz bulamayacaksınız!” Bugün, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere baktığımızda, merhum Erbakan Hocam’ın bu sözlerinin ne anlama geldiğini çok daha net görüyoruz. Suriye lime lime edildi, dış güçler için önü açıldı, şimdi de aynı senaryoyu İran’a karşı sahneye koymaya hazırlanıyorlar.</p>

<p>Peki, Türkiye bu süreçte nasıl bir rol oynuyor? Hangi tuzakların içine çekilmeye çalışılıyor? Gazeteci Nihat Genç’in merhum Erbakan Hocam ile yaptığı o meşhur söyleşiyi hatırlayalım: — Sayın Erbakan, bu AKP hiç mi iyi bir iş yapmadı? — Mesela? — Mesela Suriye ile vizeler kaldırıldı, bu harika bir hizmet değil mi? — Tam aksine, bu AKP’nin en büyük ihanetidir! O dönemde birçok kişi, Suriye ile vizelerin kaldırılmasını büyük bir başarı olarak görmüştü.</p>

<p>Ama merhum Erbakan Hocam farklı bir pencere açıyordu: “Bu zamanda Suriye ile vizelerin kaldırılması, tüm dünyadaki terörist grupların, dış güçlerin ve radikal yapıların Türkiye üzerinden Suriye’ye girmesi demektir. Bu da Suriye’nin karışması, oluk oluk kan akması ve Suriye’nin BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) için parçalanması anlamına gelir.” Ve ne oldu?</p>

<p>Aynen böyle oldu. Bugün geldiğimiz noktada Suriye bölündü, parçalandı ve dış güçlerin eline teslim edildi. Şimdi bu süreci yönetenler dönüp devrim yaptık diyorlar! Ama kimin devrimi? Kimin çıkarları için? Şimdi de benzer bir ihanetin İran üzerinden sahneye konduğunu görüyoruz. Dış güçler günlerdir İran’a karşı bir savaş senaryosu yazıyor. Ve maalesef, Türkiye’nin yeniden bu oyunda bir piyon olarak kullanılmak istendiği çok açık.</p>

<p>Merhum Erbakan Hocam bir başka konuşmasında şöyle demişti: “Mesele Suriye olduğunda, ondan sonra hedef önce İran, sonra da Türkiye’dir. Dış güçler, AKP’yi İran’la savaştıracak. Dikkat edin!” Şimdi de İran üzerinden benzer bir senaryonun adım adım hayata geçirilmek istendiğini görüyoruz. Bugün dış güçler için Suriye’yi lime lime edenler, yarın aynı süreci İran için işletmeye hazırlanıyor. Eğer dur denmezse, Türkiye’yi de bu ateşin içine çekmeye çalışacaklar.</p>

<p>Tarih, ibret alanlar için en büyük öğretmendir. Ancak bazıları, aynı tuzaklara düşmekte adeta ısrarcı! Her konuda olduğu gibi, merhum Erbakan Hocam ve Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partililer yine haklı çıktı. Peki, bu kez gözümüzü açıp oyunu bozabilecek miyiz, yoksa aynı hataya bir kez daha mı düşeceğiz? Ve en önemlisi, Saadet çatısı altında birleşerek bu gidişata dur diyebilecek miyiz?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 00:21:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜCÜN VE UMUDUN SESİDİR KADIN OLMAK..</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gucun-ve-umudun-sesidir-kadin-olmak-190</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gucun-ve-umudun-sesidir-kadin-olmak-190</guid>
                <description><![CDATA[GÜCÜN VE UMUDUN SESİDİR KADIN OLMAK..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Kadın olmak Dünyamıza sevgi,emek ve güç katmaktır.</p>

<p>Bazen Annelik gibi kutsal bir sorumluluğu üstlenmek,bazen iş hayatında mücadele etmek,bazende hayallerimizin peşine koșmaktır.Güçlü durmaya gerektiren bir yolculuktur.Bazen engellere doludur ,bazende büyük zaferlerle taçlanir.Kadın olmak, hayat vermektir. Bir anne olarak, bir öğretmen olarak, bir lider olarak insanlığa katkıda bulunmaktır. Kadınlar, hayatın her alanında var olarak dünyayı daha güzel bir yer haline getirmeye devam ediyorlar.</p>

<p>Kadın olmak, eksiklik değil; aksine hayatın en büyük tamamlayıcısı olmaktır. Bu yüzden her kadın değerlidir, güçlüdür ve eşsizdir.</p>

<p>Bazen sessiz bir direniş, bazen de dünyayı değiştiren büyük bir basarıdır. 8 Mart, yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda kadınlarımızın verdikleri mücadelenin, karşılaştıkları engellerin ve elde ettikleri başarıların hatırlandığı anlamlı bir gündür.</p>

<p>Tarih boyunca kadınlarımız özgürlükleri ve hakları için mücadele etti. Eğitim hakkından çalışma hakkına, seçme-seçilme hakkından eşit ücret talebine kadar pek çok alanda seslerini yükselttiler. Bugün hala dünyanın birçok yerinde kadınlar, ayrımcılıkla, şiddetle ve eşitsizlikle mücadele ediyor. Ancak onların gücü, kararlılığı ve azmi, geleceği şekillendirmeye devam ediyor.</p>

<p>Kadınlarımızın gücü, yalnızca fiziksel varlığıyla değil, taşıdığı umutla, gösterdiği sabırla ve dünyaya kattığı güzellikle ölçülür. Annedir, öğretmendir, liderdir, bilim insanıdır, sanatçıdır, işçidir… Her alanda varlığıyla toplumu ileriye taşır.Kadınların güçlenmesi, sadece kadınlar için değil, tüm toplum için bir kazançtır. Çünkü kadın güçlü olursa, aile güçlü olur; aile güçlü olursa, toplum güçlü olur. Kadının değerini anlamak ve ona hak ettiği saygıyı göstermek, daha adil ve gelişmiş bir toplum inşa etmenin en önemli adımlarından biridir.</p>

<p>Ancak kadınlarımızın yalnızca belirli günlerde hatırlanması yetmez. Onların hak ettikleri saygıyı, eşitliği ve sevgiyi her gün göstermeliyiz. Çünkü güçlü bir kadın, güçlü bir toplum demektir. Kadınlara destek olmak, aslında hepimizin geleceğine yatırım yapmak demektir.</p>

<p>Bu 8 Mart’ta yalnızca kadınlarımıza çiçekler vermek yetmez. Kadınların sesi olmak, onların yanında durmak ve eşit bir dünya için adım atmak gerekir. Çünkü gerçek kutlama, kadınların her gün hak ettikleri değeri görmeleriyle mümkündür.</p>

<p>Kadınlar Gününüz kutlu olsun; Güç sizden, ışık sizden, umut sizden eksik olmasın!....Kalben sevgilerimle..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Mar 2025 13:22:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İFTİRALARINDA BOĞULDULAR, HAKİKAT AYAĞA KALKTI!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/iftiralarinda-boguldular-hakikat-ayaga-kalkti-189</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/iftiralarinda-boguldular-hakikat-ayaga-kalkti-189</guid>
                <description><![CDATA[İFTİRALARINDA BOĞULDULAR, HAKİKAT AYAĞA KALKTI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İftiralar… Tarih boyunca hakikatin üzerini örtmek isteyenlerin en güçlü silahlarından biri oldu. Ama gerçek öyle bir şeydir ki, üzeri ne kadar kapatılmak istenirse istensin, sonunda daha da parlayarak ortaya çıkar. Bugün Saadet Partisi’ne yönelik terör iftiraları da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p>Kur’an-ı Kerim’de, Nuh’un Gemisi’nin tufandan kurtuluşun sembolü olduğu anlatılır: “Biz, onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık.” (Ankebut, 15) Bir rivayete göre, Nuh’un Gemisi’ne pislediler, Allah da onları uyuz etti. Uyuzlar, gemideki pisliğe temas ettiklerinde kaşıntılarının geçtiğini fark ettiler ve sürüne sürüne gemiyi tertemiz yaptılar.</p>

<p>İşte bugün yaşananlar da bundan farklı değil. Düne kadar Saadet Partisi’ne “PKK’lı” dediler, “teröristlerle iş birliği yapıyorlar” dediler, “iktidara gelirlerse Öcalan’ı hapisten çıkaracaklar” diyerek iftira attılar.</p>

<p>Bugün baktığımızda kimlerin terör örgütleriyle masaya oturduğunu, kimlerin hapisteki isimlerden medet umduğunu hepimiz görüyoruz. Dün iftiralarla Saadet Partisi’ni yıpratmaya çalışanlar, bugün attıkları iftirayı kendileri gerçekleştiriyorlar. Neden mi bu saldırılar?</p>

<p>Çünkü Saadet Partisi, sisteme boyun eğmeyen, güç odaklarının yönlendirmelerine karşı duran bir siyasi çizgiye sahip. Siyaseti bir kazanç kapısı olarak değil, bir dava olarak görenlerin partisi. Bu yüzden Saadet Partisi’ni sindirmek isteyenler, akıllarınca ona “terör” yaftası vurarak itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Bugün iftiraların altından kimin kirli elleri çıktığını herkes biliyor.</p>

<p>Algı oyunlarıyla, yalan haberlerle, sosyal medya manipülasyonlarıyla bir süreliğine gündemi meşgul edebilirler, ancak hakikat er ya da geç ortaya çıkacaktır. Dün “millî görüş gömleğini çıkardık” diyenlerin nasıl bir noktaya geldiğini gördük.</p>

<p>Bugün Saadet Partisi’ne kara çalmak isteyenlerin de yarın ne hâle geleceğini göreceğiz. Son söz olarak şunu söyleyelim: Nuh’un Gemisi’ni kirletenler, en sonunda onu temizlemek zorunda kaldılar. Saadet Partisi’ne iftira atanlar da, kendi elleriyle partiyi aklayacaklar. Çünkü hakikat, iftiraların dalgasında boğulmaz; aksine, iftirayı atanları o dalgaların içine gömer!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Mar 2025 22:11:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OYUN BÜYÜK, PİYONLAR KÜÇÜK: KAN ÜZERİNDEN KURULAN DÜZENİN SON PERDESİ</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/oyun-buyuk-piyonlar-kucuk-kan-uzerinden-kurulan-duzenin-son-perdesi-188</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/oyun-buyuk-piyonlar-kucuk-kan-uzerinden-kurulan-duzenin-son-perdesi-188</guid>
                <description><![CDATA[OYUN BÜYÜK, PİYONLAR KÜÇÜK: KAN ÜZERİNDEN KURULAN DÜZENİN SON PERDESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>40 yıldır barış ve kardeşlik isteyenleri “PKK’lı” ilan edip teröristlerle işbirliği yapmakla suçlayanlar, aslında her iki tarafın da kandan beslenerek kendi oyunlarını oynadığını çok iyi biliyorduk. Sahne önünde biri vatansever, diğeri özgürlük savaşçısı rolüne bürünürken, perde arkasında aynı masanın etrafında oturup bu tiyatroyu sahneleyenlerin kim olduğunu da görmek zor değil. Biz biliyorduk.</p>

<p>Ama akletmeyenlere söz anlatmak her zaman zor oldu. Onlar, büyük resmi görmemek için ya kördüler ya da işlerine geliyordu. Peki, yıllardır “Büyük Kürdistan” diye pazarlanan proje gerçekten de Kürt halkının kaderini tayin etmesi için mi planlandı, yoksa başından beri “Büyük İsrail” yolunda bir yem miydi? Bugün gelinen noktada, bu projenin asıl sahiplerinin kimler olduğu artık daha net görünüyor.</p>

<p>Emperyalizmin eli, bir yandan bu coğrafyada kan ve gözyaşı döktürüp halkları birbirine düşman ederken, diğer yandan sınırları yeniden şekillendirerek Ortadoğu’daki nihai amacına ulaşmaya çalışıyor.</p>

<p>Türkiye’de ise yıllardır sahnelenen bu oyunun piyonları, bir gün “terörle mücadele” kisvesi altında halkları karşı karşıya getirdi, ertesi gün “çözüm” demeye başladılar. Kendi iktidarlarını sürdürmek, siyaseten ayakta kalmak için her yolu mübah sayanların, aslında emperyalizmin taşeronları olduğunu anlamak için daha kaç acı tecrübe yaşamamız gerekiyor?</p>

<p>Sözde milliyetçiliği dillerinden düşürmeyenlerin, güya karşı olduklarını iddia ettikleri terör örgütüyle nasıl el sıkıştıklarını ve gerektiğinde pazarlık masalarında nasıl birer satranç taşı gibi kullanıldıklarını gördük. Birileri “terörle mücadele” adı altında bu ülkede kardeşi kardeşe kırdırdı, birileri ise “özgürlük” adı altında emperyalizmin taşeronluğunu yaptı.</p>

<p>Gerçekten düşünenler için ortada bir savaş yoktu, sadece planlanmış ve sahnelenmiş bir oyun vardı. Ve bu oyunda halkların kanı, küresel güçlerin masa başı hesaplarına meze edildi. Kimlerin kandan beslendiğini, kimlerin ise barış ve huzurun gerçekten düşmanı olduğunu artık daha açık bir şekilde konuşmanın zamanı gelmedi mi?</p>

<p>Ama ne yazık ki, akletmeyenlere söz anlatmak, gözleri olup görmeyene, kulakları olup işitmeyene hakikati anlatmak kadar zor. Büyük planın farkında olmayanlar, bu kirli savaşın sadece piyonları olmaya devam edecekler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 23:55:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVRUPA TÜRKLERİ SORUNLARINA ÇÖZÜM BEKLİYOR!</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/avrupa-turkleri-sorunlarina-cozum-bekliyor-187</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/avrupa-turkleri-sorunlarina-cozum-bekliyor-187</guid>
                <description><![CDATA[AVRUPA TÜRKLERİ SORUNLARINA ÇÖZÜM BEKLİYOR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AVRUPA TÜRKLERİ SORUNLARINA ÇÖZÜM BEKLİYOR!</p>

<p>BAŞTA ‘HiZMET BORÇLANMASI’ SURETİYLE SGK’DAN EMEKLİ OLMAK İÇİN ÖDENEN PRİMLERDEKİ EŞİTSİZLİK OLMAK ÜZERE BİR ÇOK SORUN ÇÖZÜM BEKLİYOR.</p>

<p>1978 YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN 2147 SAYILI YASA İLE; 1 GÜN KARŞILIĞINDA 1 ABD DOLARI PRİM VE ASGARİ 3.600 GÜN İLE EMEKLİ OLABİLEN GURBETÇİLER, ARTIK 27 KAT BİR ARTIŞLA 96.396 ABD DOLARI ÖDEMEK ZORUNDA…</p>

<p>Yurt dışında yaşayan yaklaşık 7,5 milyon Türk vatandaşı (gurbetçi, Avrupa Türkleri) bulundukları ülkelerde yerleşmiş olsalar da; gönülden bağlı oldukları anavatanlarıyla bağlarını koparmıyor, yaşadıkları ülkelerden ‘kesin dönüş yapmak’ istemiyorlar.</p>

<p>Vatandaşlarımız, önceleri acil ihtiyaç gördükleri bir traktör, 3-5 dönüm tarla veya kentlerden göçenlerin, başlarını sokabilecekleri bir ev satın alabilmek, veya dükkan-atölye açabilecek kadar parayı kazanmak için gurbete giden gurbetçiler (Gastarbeiter-misafir işçiler) zamanla ailelerini ve çocuklarını da yanlarına alarak Avrupa’ da yerleşik hale geldiler.</p>

<p>Avrupa’ da yaşayan 6,5 milyon ve Avrupa dışında yaşayan 1 milyon ‘ gurbetçi vatandaşlarımız’ bulundukları ülkelere kolaylıkla uyum sağlamışlardır,&nbsp;<br />
öyle ki; Almanya’ da 90 bin Türk iş veren(esnaf, tüccar sanayici)450 bin kişiyi istihdam etmektedir. Bu sayı AB ülkelerinde toplam 140 bin işveren ve 650 bine yakın istihdam edilen rakamına ulaşmış durumdadır.&nbsp;</p>

<p>Birinci ve ikinci nesil gurbetçilerin evlatları doğal olarak daha eğitimli ; teknik alanlarda, akademik kariyer noktasında, finans sektöründe, basın yayın sektöründe, sinema sektöründe san’atta, edebiyatta yerel siyasette ve genel ülke siyasetinde kendilerine yer bulabilmektedir. Almanya’ da Belçika’ da ve diğer AB ülkelerinde milletvekili ve bakanlık mevkiine gelebilen Türk kökenli AB vatandaşları vardır.<br />
Babasının ‘vasıfsız işçi olarak’ iş hayatına başladığı fabrikada mühendis, kısım şefi, teknik müdür olarak çalışan/yöneten binlerce ‘yeni nesil Türk gencinden’ örnek verilebilir…</p>

<p>BİRİNCİ VE İKİNCİ KUŞAK TÜRKLER VEYA “ FEDAKAR” NESİL’ İN SORUNLARI:</p>

<p>Avrupa’da artık ‘yerleşik’ oldukları kabul edilen ve artık ‘ gurbetçi’ yerine kendilerinden &nbsp;‘Avrupa Türkleri’ olarak bahsedilen vatandaşlarımızın hali-hazırdaki durumlarını izah ettiğimiz ‘ girizgahdan’ sonra, GURBETÇİLİK tanımına daha uygun düşecek birinci ve ikinci nesil ‘ İş Gücü Göçü’’ nün sorunları çözüm bekliyor.</p>

<p>1960’ lı yılların başlarında başlayan ‘ İş Gücü Göçü’ , zamanla (aile birleşimi suretiyle yapılan göçlerle) artık sosyal bir göç’ halini alıyordu, İsviçreli ünlü edebiyatçı yazar Max FRISCH bu olguyu şöyle ifade ediyordu:” Biz İşçi getirdik, onlar insan çıktı”. İşte bu insan topluluklarının zamanla meydana gelen “yeni ihtiyaçları” doğrultusunda bazı hizmetlerin, imkanların sunulması gereği ortaya çıktı.<br />
1978 yılında yürürlüğe giren 2147 sayılı kanun ile yurt dışında yaşayan(Gurbetçiler) hizmet yıllarını borçlanmak suretiyle SGK’ dan emekli olma hakkını elde ettiler. Buna göre, Yurt dışında çalışılan süreler(günler) günlüğü 1 ABD doları karşılığında prim ödeyerek SGK Sistemine dahil olabilmek imkanına kavuşuyordu.</p>

<p>Özellikle yurt dışına ‘işçi statüsünde, misafir işçi olarak’ giden birinci ve ikinci nesil ‘ gurbetçiler’ bu imkanı kendilerine sunulan bir fırsat, bir avantaj olarak kabul ettiler…</p>

<p>1996 yılında , ( Erbakan Hükümeti zamanında) günlük prim tutarı % yüz oranında yükseltildi, 1 ABD doları olan günlük prim tutarı 2 &amp;‘ a yükseltildi.</p>

<p>Gerçekten de bu imkanı, 3.600, 5.400, 7000, veya 9000 $ dolar ödeyerek (yaş ve hizmet süresi dikkate alınarak her gün için bir ABD Doları) elde edilebilmekte iken bir ‘avantaj’ teşkil ediyordu.</p>

<p>GURBETÇİLERİN SGK’ dan ‘ HİZMET BORÇLANARAK’ EMEKLİLİĞİ ARTIK HAYAL Mİ?<br />
Yapılan müteaddit değişiklerle 1 gün 1 &nbsp;ABD Doları ‘günlük prim borçlanması’ yerine 01.01.2025 tarihinden itibaren günlük 390₺’ ye (yaklaşık 11 ABD Doları) yükseltilmiş durumda.&nbsp;</p>

<p>Yani; kademeli olarak tapılan ‘fiyat ayarlamaları ile’ günlük &nbsp;1ABD Doları prim ödeyerek , minimum 3600 gün prim gününe ulaşan , (ilk yıllarda 3600 ABD Doları ödeyerek) SGK’ dan emekli olabilen gurbetçiler artık en az (kadınlar 7200, erkekler ise 9000 gün borçlanmak suretiyle SGK’ dan emekli olabilmektedir. 7200 gün x 390.94 = 2 milyon sekiz yüz ondört bin 768₺ &nbsp;77.116&nbsp;<br />
Bu miktar erkeklerde aynı hesaplama yöntemiyle &nbsp;9000 gün &nbsp;96.396 ABD Doları’ seviyesine yükseltilmiş oldu…</p>

<p>Görüldüğü gibi 1978 yılında yürürlüğe giren 2147 sayılı yasa kapsamında 3.600 gün için ,3.600 ABD Doları ödeyerek emekli olabilen bir gurbetçi ,&nbsp;<br />
ABD Doları bazında 27 kat bir artışla (96.396 $) yapılan yeni düzenlemelerle (eğer Türkiye’ de iş hayatına başlamış değilse ) yukarıda belirtilen &nbsp;şartlara tabi olarak minimum kadınlar:77.116 $, erkekler ise 96.396 $ ödemek zorunda kalıyor.&nbsp;</p>

<p>PRİM TUTARI EŞİTLENMELİDİR.</p>

<p>Türkiye’ de yaşayan bir kişi SGK’ dan emekli olmak istediğinde ; Askerlik, doğum izni sürelerini borçlanabiliyor.<br />
Böyle bir durumda &nbsp;‘gün eksiğini ‘ ihya etmek’ isteyen bir kişi asgari ücretin %32’ si kadar (günlük 277.39₺) tespit okunurken Gurbetçiler , yurt Dışı Hizmet Borçlanması için asgari ücretin %45 ‘ i kadar (günlük 390 ₺) ödemek zorunda bırakılıyor.&nbsp;<br />
Bu &nbsp;eşitsizliğin giderilmesi ve GURBETÇİLERİN de &nbsp;‘Türkiye’ de iş hayatına başlamış olmasalar bile’ doğum tarihleri (müracaat sırasındaki yaş durumu) dikkate alınarak; 3.600 ve 5.400 iş günü prim ödeyerek emekli olabilmelidir.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 17:43:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALMANYA’DA TARİHİ SEÇİM: YÜKSEK KATILIM VE YENİ SİYASİ DENGELER</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/almanyada-tarihi-secim-yuksek-katilim-ve-yeni-siyasi-dengeler-186</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/almanyada-tarihi-secim-yuksek-katilim-ve-yeni-siyasi-dengeler-186</guid>
                <description><![CDATA[ALMANYA’DA TARİHİ SEÇİM: YÜKSEK KATILIM VE YENİ SİYASİ DENGELER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Almanya’da pazar günü yapılan erken genel seçimlerin ardından yeni siyasi tablo netleşti. Seçim, Almanya tarihinin en yüksek katılımlı genel seçimi olarak kayıtlara geçti. Yüzde 83,5’lik katılım oranı, Almanya’nın birleşmesinden bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı.</p>

<p>Seçim sonuçları büyük sürpriz yaratmadı. Yapılan kamuoyu yoklamaları, seçmenin eğiliminin bu yönde olduğunu gösteriyordu. Almanya Federal Meclisi’ne bu seçimlerde 19 Türk kökenli milletvekili girdi ve bu, göçmen kökenli siyasetçilerin temsiliyeti açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.</p>

<p>Başbakan adayı Friedrich Merz, seçim sonuçlarının ardından Paskalya Yortusu’na (20-21 Nisan) kadar SPD ile ‘siyah-kırmızı koalisyonunu’ kurarak Almanya’nın 10. Başbakanı olmayı hedefliyor. CDU’nun lideri olarak iş dünyasıyla yakın ilişkileri bilinen Merz’in ekonomi politikaları ve sosyal dengeyi nasıl sağlayacağı merak konusu. SPD-CDU Koalisyonu Türkler İçin Ne Anlama Geliyor?</p>

<p>Almanya’daki yaklaşık 3,5 milyon Türk kökenli vatandaş için SPD-CDU koalisyonunun anlamı büyük. SPD, göçmen hakları ve çifte vatandaşlık gibi konularda daha esnek bir politika izlerken, CDU göçmen entegrasyonu konusunda daha sıkı politikaları savunan bir parti. Bu nedenle kurulacak koalisyonda denge nasıl sağlanacağı önemli bir soru işareti. SPD’nin daha önce desteklediği çifte vatandaşlık yasasının uygulanabilirliği ve göçmenlerin ekonomik hayata katılımına yönelik sosyal politikalar, CDU’nun muhafazakâr çizgisiyle nasıl uzlaşacak?</p>

<p>Özellikle Almanya’da yaşayan Türklerin en çok yakındığı konular arasında yer alan, iş gücü piyasasında ayrımcılık ve camilere yönelik güvenlik tehditleri gibi meselelerin koalisyon hükümetinin öncelikleri arasında olup olmayacağı merak konusu. Ekonomik Durgunluk ve İşsizlik Nasıl Bir Rol Oynayacak? Son yıllarda Almanya’da yaşanan ekonomik durgunluk ve artan işsizlik oranları, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri oldu.</p>

<p>İşverenler, yüksek vergi yükü, enerji maliyetleri ve bürokratik engeller nedeniyle Almanya’dan çıkışı tartışırken, sanayi ve üretim sektörlerinde küçülmeler yaşanıyor. Bu durum, özellikle göçmen kökenlilerin yoğun olarak çalıştığı sektörlerde iş kayıplarına yol açıyor. SPD ve CDU’nun ekonomi politikalarında nasıl bir uzlaşmaya varacağı bu noktada kritik önem taşıyor.</p>

<p>SPD, sosyal politikalarla işsizliği azaltmayı ve işçilerin haklarını güçlendirmeyi hedeflerken, CDU iş dünyasına daha fazla alan açarak ekonomik büyümeyi teşvik etmeye odaklanıyor. Ancak bu iki yaklaşımın nasıl bir orta noktada buluşacağı belirsizliğini koruyor.</p>

<p>Ekonomik daralma ve işsizlik sorununun, özellikle düşük ve orta gelir grubundaki göçmenleri daha fazla etkilemesi bekleniyor. Yeni hükümetin, iş gücü piyasasını canlandırmak ve iş kayıplarını önlemek için nasıl adımlar atacağı, Almanya’daki Türkler başta olmak üzere göçmen topluluklar açısından büyük önem taşıyor.</p>

<p>Seçim sonuçları ve yeni hükümetin politikaları önümüzdeki haftalarda daha da netleşecek. Ancak yüksek katılım oranı ve değişen siyasi dengeler, Almanya’daki Türk kökenli seçmenin sürece doğrudan etki ettiğini bir kez daha gösterdi. SPD ve CDU’nun oluşturacağı koalisyon, Almanya’daki Türkler için yeni fırsatlar mı sunacak, yoksa mevcut sorunları derinleştiren bir tablo mu ortaya çıkacak? Bunu zaman gösterecek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 12:50:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>55 YIL SONRA YABANCI HAKEM, YARIN YABANCI YÖNETİCİ Mİ?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/55-yil-sonra-yabanci-hakem-yarin-yabanci-yonetici-mi-185</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/55-yil-sonra-yabanci-hakem-yarin-yabanci-yonetici-mi-185</guid>
                <description><![CDATA[55 YIL SONRA YABANCI HAKEM, YARIN YABANCI YÖNETİCİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye’de çeyrek asırdır “yerli ve milli” söylemleriyle yönetiliyor, ama ne hikmetse, ülkenin en büyük rekabetlerinden biri olan Galatasaray-Fenerbahçe derbisine 55 yıl sonra bir yabancı hakem atandı.</p>

<p>Sloven hakem Slavko Vincic’in yönettiği maç, sadece futbol için değil, Türkiye’deki yönetim anlayışı için de bir turnusol kağıdı niteliğinde. Peki soralım: Yıllardır “yerli ve milli” edebiyatı yapan, kendisinden olmayan herkesi dış güçlerin piyonu ilan eden iktidar, en kritik maçta neden düdüğü bir yabancıya verdi?</p>

<p>Hani bizim hakemlerimiz iyiydi? Hani her şeyimiz yerliydi? Eğer kendi hakemlerimize güvenemiyorsak, neden bu kadar yıl “yerli ve milli” naraları attınız? O zaman sadece futbolda değil, devlet yönetiminde de mi yabancıları getirelim?</p>

<p>Mesela: Christian Wulff’u Türkiye Cumhurbaşkanı yapalım, Gerhard Schröder’i Başbakan olarak atayalım, Klaus Kinkel’i Dışişleri Bakanı yapalım, Alman bir turizm bakanı da getirelim ki, Bolu’daki otelde yaşanan vahşet gibi olaylar bir daha yaşanmasın! Hani yerliydi, hani milliydi?</p>

<p>Demek ki, iş gerçekten ehliyete gelince “yerlilik” sadece bir sloganmış! Ama burada mesele sadece futbol hakemliği değil. Türkiye’nin her alanında yaşanan liyakat çöküşünün bir yansımasıdır bu. Futbol sahasında hak edenin değil, güçlü olanın kazandığı bir düzen kurarsanız, gün gelir adil bir hakem bile bulamazsınız!</p>

<p>Aynı şey devlette de geçerli değil mi? Torpille, sadakatle, “bizden olsun” anlayışıyla yönetilen her sistem eninde sonunda çökmeye mahkûmdur. Bu derbi sadece futbol açısından değil, Türkiye’deki sistemin çürümüşlüğünü gösteren bir aynadır. Eğer futbolu yabancılar yönetmek zorunda kalıyorsa, yarın ülkeyi yönetecek liyakatli insanları da dışarıda aramaya başlarsınız!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 23:51:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALMANYA SEÇİMLERİNDE TOPLUMSAL KAZANIMLAR İÇİN ADIM ATMALIYIZ</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/almanya-secimlerinde-toplumsal-kazanimlar-icin-adim-atmaliyiz-184</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/almanya-secimlerinde-toplumsal-kazanimlar-icin-adim-atmaliyiz-184</guid>
                <description><![CDATA[ALMANYA SEÇİMLERİNDE TOPLUMSAL KAZANIMLAR İÇİN ADIM ATMALIYIZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>23 Şubat 2025 tarihinde Almanya’da yaklaşık 60 milyon seçmen oy kullanacak. Bu seçmen kitlesinin yüzde 12’sini, yani 7 milyondan fazlasını göçmen kökenliler oluşturuyor. Aralarında 1 milyon Türkiye kökenli seçmen de var. Bu rakamlar, Almanya’nın siyasi geleceğinde göçmenlerin ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini açıkça ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak ne yazık ki, biz Türkiye kökenli göçmenler hâlâ karar alma mekanizmalarında, medyada ve bürokraside yeterince temsil edilmiyoruz. Sanki birilerinin bize altın tepsi içinde fırsatlar sunmasını bekliyoruz. Oysa Kur’an-ı Kerim’de Rad Suresi 11. Ayet’te şöyle buyruluyor: “Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” Bu ayet, bir toplumun kaderini değiştirebilmesi için kendi çabasıyla harekete geçmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Peki, biz Türkiye kökenli göçmenler olarak bu çabayı gösteriyor muyuz?</p>

<p><strong>GÖÇMENLERİN POTANSİYELİ VE SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Almanya’da seçim dönemleri, yalnızca siyasi tercihlerle sınırlı kalmaz; aynı zamanda toplumun geleceğini şekillendiren değerlerin de tartışıldığı bir süreçtir. Ancak bu süreçte bazı siyasi oluşumlar, yabancı düşmanlığını körükleyerek toplumu ayrıştırmakta, göçmenleri hedef alan kutuplaştırıcı bir dil kullanmaktadır.</p>

<p>Bu tür politikalar sadece göçmenlere değil, toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne de büyük zarar vermektedir. Bizler bu ayrıştırıcı politikalara karşı durmalı ve kapsayıcı, adil politikaları desteklemeliyiz. Çünkü bu yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluktur.</p>

<p><strong>GELECEK SANDIKTA NE YAPMALIYIZ?</strong></p>

<p>Göçmenler olarak, taleplerimizi net bir şekilde ortaya koymalı ve bu doğrultuda politika üreten partilere yönelmeliyiz. Öncelikle, vatandaşlık hakları konusunda çifte vatandaşlık gibi hakların genişletilmesi ve vatandaşlık yasalarının esnetilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tür düzenlemeler, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin günlük yaşamını kolaylaştırırken, toplumsal uyumu artıracaktır.</p>

<p>Ayrıca, eşitlik ve adalet ilkeleri doğrultusunda eğitimde fırsat eşitliği, sosyal adalet ve eşit işe eşit ücret gibi konular, yalnızca göçmenler için değil, toplumun genel refahı açısından da kritik bir öneme sahiptir. Bu alanlarda daha duyarlı ve adil politikaların uygulanması gerektiği açıktır. Aile birleşimi ve sosyal haklar da göçmen dostu politikaların temel taşlarını oluşturmaktadır.</p>

<p>Aile birleşimini kolaylaştıran ve sosyal hakları genişleten adımlar, Türkiye kökenli göçmenlerin sosyal hayata daha güçlü bir şekilde entegre olmasını sağlayacaktır. Bu nedenle, sandıkta geleceğimizi şekillendirecek kararları alırken, bu konularda göçmenlerle uyumlu politikalar benimseyen partilere oy vermek, hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluktur.</p>

<p><strong>SEÇİMLER, BİR SINAVDIR</strong></p>

<p>Unutmayalım ki seçimler, yalnızca bireylerin değil, toplumun vicdanının da bir sınavıdır. Bu sınavı başarıyla geçmek için bölücü değil, birleştirici bir tutum sergilemek gerekiyor. Bugün oylarımızla gösterdiğimiz irade, yarının Almanya’sını şekillendirecektir. Biz Türkiye kökenli göçmenler olarak, sandık başında güçlü bir mesaj vermeli ve adalet, eşitlik gibi değerlere sahip çıkan politikaları desteklemeliyiz. Çünkü hepimizin ortak geleceği, bugünkü çabalarımıza bağlıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Feb 2025 00:37:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AHİR ZAMANLARDAN GEÇİYORUZ. DÜNYAMIZ ÇOK DEĞİŞTİ.HER ŞEY ESKİSİ GİBİ DEĞİL ARTIK</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/ahir-zamanlardan-geciyoruz-dunyamiz-cok-degistiher-sey-eskisi-gibi-degil-artik-183</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/ahir-zamanlardan-geciyoruz-dunyamiz-cok-degistiher-sey-eskisi-gibi-degil-artik-183</guid>
                <description><![CDATA[AHİR ZAMANLARDAN GEÇİYORUZ. DÜNYAMIZ ÇOK DEĞİŞTİ.HER ŞEY ESKİSİ GİBİ DEĞİL ARTIK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden ne güzeldi herşey.Hayatımız yaşam ve Dünyamız. Şimdi ise, Günümüzde her şey hızla değişiyor. Teknoloji ilerledikçe insan ilişkileri zayıflıyor, samimiyet yerini yüzeysel iletişime bırakıyor. Eskiden mektuplarla beklenen haberler, şimdi saniyeler içinde cep telefonlarına düşüyor.</p>

<p>Ancak hızlanan iletişim, insanları birbirine daha yakın getireceğine, daha da uzaklaştırıyor. Artık bir sofrada yan yana oturan insanlar bile ekranlara bağlı göz göze gelmeden vakit geçiriyor. Eskiler sık sık "Dünya çok değişti, artık eskisi gibi değil" derlerdi. Aslında her çağda insanlar benzer davranışlarda bulunmuş, geçmişe özlem duymuştur. Ancak bugün yaşadığımız değişimler, geçmişin nostaljisinden çok daha derin ve köklü bir dönüşümü işaret ediyor.</p>

<p>Eskiden insanlar daha mutluydular. Mahalle kültürü vardı, insanlar birbirine daha çok güvenirdi. Şimdi kapılarımızı kilitlemeden uyuyamıyoruz. Yediğimiz içtiğimiz tüm gıdalardan, her şeyden şüphe duymaya başladık .zehirlimi? hormonlumu? diye.Komşuluk ilişkileri, dostluk bağları zayıfladı.</p>

<p>Eskiden mektuplar beklenirdi, telefon başında saatlerce haber alınır mı diye umut edilirdi. Şimdi bir mesajla dünyanın öbür ucundaki biriyle anında konuşabiliyoruz ama samimiyet ve derinlik kayboldu. Teknoloji hayatı kolaylaştırdı ama bizi daha da yalnızlaştırdı. Eskiden sokaklarda oynayan çocuklar vardı, şimdi ise sanal dünyaya hapsolmuş, ekran karşısında büyüyen bir nesil var. Dijital dünya, iletişimi artırırken gerçek bağları zayıflattı.</p>

<p>Ekonomi deseniz, o da başka bir mesele. Geçim sıkıntısı büyüdü, para kazanmak zorlaştı, hayat pahalılığı arttı. Eskiden azla yetinmek mümkündü, şimdi ise tüketim kültürü insanları sürekli daha fazlasını istemeye zorluyor. Doğa bile eskisi gibi değil. İklim değişikliğiyle mevsimler şaştı, doğal afetler sıklaştı. Eskiden dört mevsimi net bir şekilde yaşarken, şimdi ani sıcaklık değişimleri, kuraklık depremler ve sellerle karşı karşıyayız. Savaşlar, göçler, kutuplaşmalar...</p>

<p>Dünya her geçen gün daha da zor bir hale geliyor. Eskiden de savaşlar vardı ama insanlar bugün daha büyük bir güvensizlik içinde. Belki de asıl sorun, değişimin hızına yetişememek. Dünya değişti ama biz bu değişime nasıl ayak uyduracağımızı tam olarak bilemiyoruz. Eskisi gibi değil çünkü değerler, alışkanlıklar, yaşam biçimleri dönüşüyor. Ancak unutulmaması gereken bir şey var: Dünya nasıl değişirse değişsin, insan olmak, vicdanlı olmak, iyiliği ve doğruluğu savunmak her zaman elimizde.</p>

<p>Dünya eskisi gibi olmayabilir ama onu daha iyi hale getirmek hâlâ mümkün... Bilgi çağında yaşıyoruz ama hakikate ulaşmak her zamankinden zor. Gerçek ile yalanın iç içe geçtiği, algıların yönlendirildiği bir dönemdeyiz. İnsanlar birbirine yabancılaşıyor, bireysellik yüceltilirken toplumsal bağlar kopuyor. Aile yapısı çözülüyor, değerlerimiz kayıp gidiyor. Eskiden ayıp sayılan şeyler normalleşirken erdemli olmak neredeyse bir yük haline geliyor.</p>

<p>Ne olursa olsun, insanlık tarihte pek çok kriz atlattı ve yeniden ayağa kalkmayı başardı. Ahir zamanlardan geçiyor olabiliriz ama unutmayalım: Her karanlık dönemin ardından bir aydınlık gelir. Önemli olan, bu süreçte insan kalabilmek, doğruluk ve iyilikten vazgeçmemek…Dünya eskisi gibi olmayabilir ama onu daha iyi hale getirmek hâlâ mümkün...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>&nbsp;</h2>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Feb 2025 12:54:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALMANYA’NIN SEÇİMİ GÖÇMENLE SINAVI</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/almanyanin-secimi-gocmenle-sinavi-182</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/almanyanin-secimi-gocmenle-sinavi-182</guid>
                <description><![CDATA[ALMANYA’NIN SEÇİMİ GÖÇMENLE SINAVI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>2025 yılı Almanya için yalnızca bir seçim yılı değil; aynı zamanda ekonomik krizler, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal değişimle yüzleşeceği kritik bir dönüm noktası. Sandıklar kurulacak, oylar verilecek, ancak asıl mesele sandığın ötesinde saklı: Almanya’nın büyüyen göçmen gerçeğiyle yüzleşmeye cesaret edip edemeyeceği.</p>

<p>Yaklaşık 60 milyon seçmenin bulunduğu Almanya’da, 7 milyondan fazla göçmen kökenli seçmen sandık başına gidecek. Bu, toplam seçmen kitlesinin yüzde 12’sine tekabül ediyor. Aralarında 1 milyon Türkiye kökenli seçmen de var.</p>

<p>Bu rakamlar, Almanya’nın siyasi geleceğinde göçmenlerin belirleyici bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Ancak gerçek şu ki, göçmenler siyasette hâlâ “geçici misafir” muamelesi görüyor. Almanya’nın kalkınma yolculuğu, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden gelen işgücü göçüyle şekillendi.</p>

<p>Almanya, iş gücü ihtiyacını karşılamak için çağırdığı göçmenlerin kalıcı olacağını ancak onlarca yıl sonra kabul edebildi. Bugün ise aynı göçmenler, siyasi söylemlerde bir tehdit unsuru olarak sunuluyor. Peki neden? Çünkü Almanya’da siyaset, çözümler üretme kabiliyetini kaybettikçe, sorunun faturasını bir günah keçisine kesmek daha kolay hale geliyor. Bu kolay hedef de göçmenler oluyor.</p>

<p>Göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen AfD gibi partilerin yükselmesi tesadüf değil. Ancak mesele yalnızca aşırı sağla sınırlı değil; neredeyse tüm partiler göçmen karşıtı söylemleri, seçim malzemesi haline getirmiş durumda.</p>

<p>Çünkü korku siyaseti, en ucuz ve en etkili araç. Almanya, ekonomik olarak göçmenlere muhtaç. Yaşlanan nüfus, düşen doğum oranları ve nitelikli iş gücü açığı, Almanya’nın göçmenlere daha fazla kapı açmasını zorunlu kılıyor.</p>

<p>Almanya göçmenlere muhtaçken, siyasi partiler göçmen düşmanlığı üzerinden oy topluyor. Bu bir çelişki değil de nedir? Almanya bu seçimlerle sadece siyasi bir yol ayrımına değil, ahlaki bir hesaplaşmaya da giriyor. Sorulması gereken asıl soru şu: “Almanya, göçmenleri siyasi bir araç olarak kullanmaya ne kadar daha devam edecek?”</p>

<p>Ve daha önemlisi: “Bu siyasi manipülasyonun biriktirdiği öfke nasıl yönetilecek?” Çünkü unutulmamalı ki, bir toplumun geleceğini belirleyen sandıktan çıkan oylar kadar, o sandığa yüklenen umut ya da umutsuzluktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Feb 2025 23:42:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVRUPA’DA TÜRK GAZETELERİ NEDEN YOK OLUYOR?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/avrupada-turk-gazeteleri-neden-yok-oluyor-181</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/avrupada-turk-gazeteleri-neden-yok-oluyor-181</guid>
                <description><![CDATA[AVRUPA’DA TÜRK GAZETELERİ NEDEN YOK OLUYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>56 Yıllık Bir Dönemin Sonu: Kağıttan Dijitale Sessiz Bir Veda Avrupa’daki Türklerin gözü, kulağı ve sesi olan gazeteler bir bir sessizliğe bürünüyor. Sabah ve Hürriyet gibi köklü gazeteler, 56 yıldır süregelen basılı yayın hayatlarına Avrupa’da son verdiklerini açıkladılar.</p>

<p>Artık sadece dijital ortamda var olacaklar. Bu karar, sadece bir basın politikası değişikliği değil; Avrupa’daki Türk toplumunun belleğinde derin bir boşluk bırakan acı bir vedadır. Bu gazeteler, gurbetçilerin yalnızca haber kaynağı değil, aynı zamanda Türkiye’ye olan bağlarının bir parçasıydı.</p>

<p>Almanya’nın gri sabahlarında, Fransa’nın sessiz banliyölerinde, Hollanda’nın dar sokaklarında posta kutularına düşen o gazeteler, insanlara bir parça memleket kokusu taşırdı.</p>

<p>Sıla hasretini hafifletir, Türkiye’deki gelişmelerle hemhâl olma duygusunu canlı tutardı. Bugün ise bu kokunun yerini soğuk bir ekran ışığı aldı. Dijital dünya hızlı ve erişilebilir olabilir ama basılı bir gazetenin dokusunda saklı olan o sıcaklık, o samimi bağ artık kayboluyor.</p>

<p>Sayfaları çevirdikçe hissedilen mürekkep kokusu, köşe yazılarına kalem oynatan ustaların izleriyle doluydu. Şimdi ise bu izler bir tıkla silinebilecek kadar kırılgan hale geldi.</p>

<p>Peki bu sadece teknolojinin kaçınılmaz bir dönüşümü mü? Yoksa Avrupa’daki Türk toplumunun yavaş yavaş kendi kimliğini kaybetmeye başladığının bir göstergesi mi? Belki de her ikisi. Zira bu gazeteler, sadece haber vermedi; kültürü, dili, ortak hafızayı yaşattı.</p>

<p>Bir nesil daha gazeteyi kahvesinin yanına alıp okuyamayacak. Yeni nesil, sadece ekranda kaydırdığı bir içerikle yetinecek. Hangi dünya görüşünde olursak olalım, Avrupa’da yazılı Türk medyası bizim olmazsa olmazımızdır. Bu gazeteler, farklı seslerin buluştuğu, farklı bakış açılarının yankılandığı birer köprüydü. Bu köprülerin yıkılması sadece basının değil, aynı zamanda Avrupa’daki Türk toplumunun da yalnızlaşmasıdır.</p>

<p>Yıllardır yazıp çiziyoruz; “Yurtdışı Türkler Bakanlığı kurulsun”, “Yurtdışı seçim çevresi oluşturulsun” diye sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Ancak görüyoruz ki, hiçbir yetkili bu acı gerçekleri duymuyor, görmüyor. Avrupa’daki Türklerin varlığı sadece seçim zamanlarında hatırlanıyor; oysa biz burada her gün varız, her gün bir kimlik mücadelesi veriyoruz. Bu kapanışlar, Avrupa’daki Türk medyasının yalnızca ticari bir daralma değil, aynı zamanda bir kültürel kayıp yaşadığını da gösteriyor.</p>

<p>Basılı gazetenin yok oluşu, belki de Avrupa’daki Türk toplumunun sessiz bir yalnızlaşmasıdır. Bir dönemin kapanışına tanıklık ediyoruz. Ve bu, sadece birkaç gazetenin kapanışı değil; bir hafızanın, bir kültürel bağın solup gitmesi. Ne diyelim? Hüzünle, ama bir parça da umudun izini sürerek veda ediyoruz: Elveda.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Feb 2025 20:47:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BARIŞ DİYEREK TERÖRÜ AKLAYANLAR KİMİN HİZMETİNDE?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/baris-diyerek-teroru-aklayanlar-kimin-hizmetinde-180</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/baris-diyerek-teroru-aklayanlar-kimin-hizmetinde-180</guid>
                <description><![CDATA[BARIŞ DİYEREK TERÖRÜ AKLAYANLAR KİMİN HİZMETİNDE?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mecliste bir vekili dinlerken aklıma geldi: Güya barışı kutsuyorlarmış, ama asker ve sivilleri 40 yıldır katleden terör örgütünü destekleyenlerin barıştan anladığı şey, sadece kendi ideolojilerini meşrulaştırmak.</p>

<p>Savaşın ve şiddetin gölgesinde barış savunduklarını iddia edenler, gerçekte kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmadılar. Terörü bir hak arayışı gibi sunanlar, gerçekte sadece vahşetin kılıfını değiştiriyorlar. Bir yandan “halkların kardeşliği” derken diğer yandan masumları katleden bir yapıya arka çıkmak, ahlaki bir çöküşten başka bir şey değildir.</p>

<p>Irkçılığı ve milliyetçiliği maskeleyerek, terör üzerinden siyaset yapanlar, insanlık vicdanında çoktan mahkûm oldular. Meclis çatısı altında “barış” adı altında terör örgütlerinin propagandasını yapanları gördükçe, bu ülkenin neden yıllardır huzura kavuşamadığını daha iyi anlıyoruz.</p>

<p>Halkın oylarıyla gelen vekiller, eğer bu halkın birlik ve beraberliğine zarar veriyorsa, kim için siyaset yaptıklarını açıkça söylemelidirler. Terörle arasına mesafe koyamayan, şiddeti kınayamayan, sözde hak mücadelesi adı altında masumların ölümünü meşrulaştıran herkes, tarih önünde hesap verecektir. Çünkü bu millet ne katillerin hamiliğini yapanları ne de onların gölgesinde siyaset üretenleri unutmaz. Şaban Turhal</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 11:29:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KENDİNE EMEK VEREN İNSAN SAYISIZ HAYATIN KAPISINI ARALAR.</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kendine-emek-veren-insan-sayisiz-hayatin-kapisini-aralar-179</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kendine-emek-veren-insan-sayisiz-hayatin-kapisini-aralar-179</guid>
                <description><![CDATA[KENDİNE EMEK VEREN İNSAN SAYISIZ HAYATIN KAPISINI ARALAR.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>İnsan sadece nefes alan bir varlık değildir. Bizler Her anımizla, düşüncelerimizle, hislerimizle, ve çabalarımızla hayatımızı şekillendirebilen değerlere sahip varliklariz. İşte bu noktada “ Kendine emek veren bir insan, aslında tek bir hayat yaşamaz; kendi içinde sayısız hayatın kapısını aralar.</p>

<p>Peki, kendine emek vermek ne demektir? Bu, özümüzü keşfetmek, kendimizi tanımak ve potansiyelimizi,yeteneklerimizi keşfederek,güçlü zayif yönlerimizi ve neyi basarmak istediğimizi belirleyerek ortaya çıkarmak için çaba göstermek demektir.</p>

<p>Bunun icin belirli hedefler koymak, bu hedeflere,ulaşmak icin bir yol haritasi olusturmak önemlidir. Bu süreç, öğrenmek, denemek, hata yapmak ve her hatadan bir ders çıkararak yeniden ayağa kalkmaktır. Kendi iç dünyamızda yaptığımız her yolculuklarimiz bizleri yeni bir hayatla tanıştırır.</p>

<p>Her öğrenilen bilgi, her kazanılan deneyim, insanın içinde yeni bir benlik ve kişilik oluşturur.Tabikide bu gelişim bir gecede gerçekleşeceği bir şey değildir.düzenli ve istikrarli bir sekilde calisarak,olmaktadir.</p>

<p>Kendine emek vermenin en güzel tarafı, bunun bir sınırının olmamasıdır.Herseye rağmen karșilasilan zorluklardan pes etmemek Kendimize verilen emeğimizin ve kendimize olan güvenimizin daha çok artmasinin göstergesi olmuştur. Kendini gelistiren insanlar cevresinede olumlu etkilerde bulunur.Örneğin,Kitap okuyan biri, binlerce yazarın düşünce dünyasında gezinti yapar. Yeni bir dil öğrenen kişi, farklı bir kültürün kapılarını aralar. Bir çok sanat dalıyla resim ve müzikle ilgilenen kiṣi, her çizgide, her notada, her adımda kendini yeniden yaratır.</p>

<p>Bu, insanın sadece bedensel varlığını değil, ruhunu da doyurur. Elbette bu süreç , Hepimiz için hiç kolay değildir. Emek vermek sabır, özveri ve kararlılık ister. Bazen zorluklarla yüzleşmek, bazen de konfor alanından çıkmak gerekir. Ancak bu zorluklar, bizleri güçlendirir ve bizi gerçek anlamda yaşadığımızı hissettirir.</p>

<p>Her bir çaba, bir ödül; her bir başarı bizler için yeni bir hayattır. Sonuç olarak, insanın kendine emek vermesi, sadece bir hayata sıkışıp kalmamak demektir. Hayatı dolu dolu yaşamak, yeni deneyimlere açık olmak ve her anı değerli kılmaktır. Çünkü insan, kendini keşfettikçe çoğalır; kendine emek verdikçe büyür.</p>

<p>Ve en önemlisi, her çaba, insanın içindeki hayatları daha anlamlı kılar. Unutmayalım ki, Kendimize verdiğimiz emek, yaşayabileceğimiz en büyük zenginliktir. Bu zenginlik, bizi sadece bir ömürle sınırlı kalmaktan kurtarır ve içimizde sonsuz bir yaşam enerjisi oluşturur. Kendimize emek verelim ki, her gün yeni bir hayat yaşayalım.sevgilerimle....</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jan 2025 18:51:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜÇÜK (SU’ DAN) MESELELER.</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kucuk-su-dan-meseleler-177</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kucuk-su-dan-meseleler-177</guid>
                <description><![CDATA[KÜÇÜK (SU’ DAN) MESELELER.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ÜLKEMİZ İNSANLARI BİR TARAFTAN HAK ETMEDİKLERİ<br />
‘ŞARTLARDA’ YAŞAMAYA MECBUR BIRAKILIRKEN; BİR YANDAN DA ‘TERCİHLERİNİN’ OLUMSUZ SONUÇLARINI YAŞAMAKTADIR.</p>

<p>Sevgili okurlarım, öncelikle yeni yılınızı kutlar, şahsi planlarınız ve hedeflerinize (sıhhatli bir şekilde) erişmenizi &nbsp;temenni ederim.<br />
Bu yazımda, (SU’ dan) bazı meseleleri ele almak istiyorum.<br />
Ülkemiz insanları devlete olan saygılarından, ulu Emre itaat etme geleneğinden, devlet büyüklerimizin (veya yerel yöneticilerimizin) mutlaka bir bildikleri vardır, onların takdir ettikleriyle yetinmemiz uygundur düşüncesinden dolayı tepki verememekte her şeyi oluruna bırakmaktadırlar.<br />
İlk olarak (küçük sorunlardan) SU meselesine değinmek isterim.<br />
Su kaynaklarını devletten veya özel mülk sahiplerinden kiralayarak orada bir ‘dolum tesisi’ teşkil eden &nbsp;‘ Firma sahipleri’ , şişelenmiş suları piyasaya arzetmektedir.<br />
13 Ocak 2025 itibariyle yaptığımız bir ‘piyasa araştırmasına göre’ 0,5 litrelik (bir içimlik) su fiyatları arasında ‘uçurum derecesinde fark’ olduğunu gördük.<br />
Bu araştırmaya göre en ucuz 0,5 litrelik pet şişe su fiyatı:2.35 ₺ iken; piyasadaki en pahalı (0,5 litrelik) &nbsp;suyun fiyatı 13.95 ₺’ dir.<br />
Bize göre devletimizin ilgili kurumları bu (su’dan) meseleye el atmalıdır ve fiyatların fahiş olmasını önlemeye yönelik yaptırımlar uygulamalıdır.<br />
VERGİ KAÇAĞI DA DİKKATE ALINMALI!…<br />
Su piyasasında dönen paranın miktarı, büyüklüğü ‘ kayıt dışı’ olgusundan dolayı pek mümkün görünmese de, özellikle büfelerde, sokaklarda, yollarda satılan suların kayıt dışına ne denli ‘çanak tuttuğu’ da dikkatli gözlerden kaçmaması gerekir.<br />
Bir vatandaş (örneğin bir emekli kişi) günde iki kez dışarıdan içme suyu almak ihtiyacı hissetse (ortalama fiyatı baz alsak bile) 20 ₺ ödemek zorundadır. Bu durumun önüne geçmek devletin kontrolünde mümkündür:<br />
Şöyle bir örnek sunmak isteriz; devletin ilgili birimleri (şişelenmiş) su üreticilerini toplayarak şişelenmiş suda fiyat &nbsp;‘ üst limiti’ belirleyip bu fiyatın üzerinde satılmasını yasaklayabilir, şu firmaları piyasaya arzettikleri ürünlerin üzerine ‘ tavsiye edilen azami satış fiyatı’. İbaresi ile bayi, büfe ve bakkalların da en fazla belirten fiyata satmaları sağlanabilir.&nbsp;<br />
2. KÜÇÜK MESELE: YUNAN ADALARI’NI ‘ İHYA ETME TURİZMİ’…</p>

<p>Sevgili okurlarım, kıymetli vatandaşlar<br />
Bu yazımda sizlerin dikkatini ‘ilginç’ bir hususa çekmek istiyorum; küçük bir mesele gibi gözüken fakat Ege’ nin Türkiye kıyısındaki turizmci, otel-pansiyon işletmecisi ve restorant işletmecileri için (büyük bir mesele olan) kısa süreli ‘ eğlence turizmi amaçlı’ ‘ Ekspres vizeli ‘ Yunanistan seyahatleri nedeniyle YERLİ TURİZMCİLERİN yaşadıkları mağduriyet dikkat edilmesi gereken bir husustur ve bu ‘olguya’ bizler tüketiciler olarak imkan vermemeliyiz…<br />
Kısa süreli turlar için bir kişi 70€ vize bedeli, 500₺ yurt dışı çıkış pulu bedeli ödüyor, buna ilave olarak konaklama ücreti ve yeme,içme eğlence mekanları harcamasıyla &nbsp;üç günlük bir kısa &nbsp;seyahat ortalama olarak (kişi başı) 400 AVRO’ ya mal olmaktadır. Türkiye’ den ‘kısa süreli vize ile’ eğlence turizmi amaçlı Yunan adalarına giden vatandaşlarımızın totalde 1,5 milyar ABD Doları harcama yaptıkları tahmin edilmektedir. 2024 yılı Eylül ayı sonuna kadar 372 bin kişi ‘express vizeli seyahat’ etmek suretiyle anılan miktarda harcama yapmaktadır.&nbsp;<br />
Kıymetli okurlarım, gezmek, görmek ziyaret edip bilgi ve görgümüzü artırmak tabii ki hakkımızdır ve gereklidir de…<br />
Bizim ‘karşı olduğumuz’ veya olmasını gereksiz gördüğümüz &nbsp;Güzelim Ege sahillerimiz ve ‘Rakı balık &nbsp;Ayvalık’ keyfi yapmak yerine ; ‘taverna turizmi, OUZO tüketimi, tabak kırmaktan ibaret’ kültürel hiç bir boyutu olmayan &nbsp;(ben de gittim) demek için yapılan seyahatlerdir.&nbsp;<br />
Türk Turizmciler de kolları sıvamalı ve Türk Müşterilerini Ülkede tutmanın yollarını bulmalıdır. &nbsp;Özellikle sahil kesimlerindeki bazı ‘ esnafların’ insafsızca fiyatlarla tüketicimizin başka mecralara yönelmesine zemin hazırlamaktadır. Uzun vadede Türk Turizmini zora sokabilecek uygulamadan vazgeçilmesi için Türk Turizm İşletmecilerinin üzerine büyük sorumluluk düşmektedir…<br />
3. KÜÇÜK MESELE: ÖZEL OKUL VE ÖZEL HASTANE &nbsp;ÜCRETLERİ.<br />
Türkiye, son zamanlarda adeta özel okul işletmecileri ve özel hastane işletmecileri için adeta bir cennet olmak halini aldı .<br />
Halbuki Anayasamıza göre eğitim vermek devletin başlıca görevlerindendır. İşte ilgili madde:</p>

<p>II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi<br />
MADDE 42. — Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.<br />
Eğitim ve öğretim, Devletin başıfia gelen ödevlerindendir.<br />
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gö­<br />
zetim ve denetimi altında yapılır.</p>

<p>*********</p>

<p>- [ ] Çocuklarına iyi bir eğitim verebilmek için &nbsp;varını yoğunu ortaya &nbsp;koyan Ebeveynler, &nbsp;özel okullarda eğitim görmelerini istedikleri çocukları için yıllık 1 milyon ₺ (ve üzeri) bir ücret ödemeyle karşı-karşıya kalmaktadır. Bu durumun devam etmesi (aynı zamanda) nüfus artışını da engellemekte, pahalı hayat şartlarında çocuk eğitiminin de adeta bir yük olduğu var sayılırsa , devletin bu meseleye de el atması ve devlet okullarının eğitim kalitesinin yükseltilmesini sağlaması gerekmektedir.<br />
Diğer bir kanayan yara da Türkiye’de sağlık hizmetlerindeki erişim zorluğudur, devlet ve SGK hastanelerinde &nbsp;‘sıra gelmesini beklemek’ &nbsp;sıkıntılı bir hal aldı, buna örnek olarak bu satırların yazarına bir devlet hastanesinde muayene için 6 ay sonraya gün verildiğini &nbsp;belirtmek yeterli olur sanırım. Oysa T. C. Anayasasının 56. Maddesi açıktır:</p>

<p>“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.&nbsp;</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ekonomik gücünün çok ,çok üzerinde “yardımlar, dış yardımlar ve Mülteci (Geçici Korumaya Tabi) lere yapılan yardımlar gibi harcamaların yıllık 15 milyar ABD. Doları’nın üzerinde olduğu dikkate alınırsa Kendi vatandaşlarımızın (özellikle) eğitim ve sağlık harcamalarından kısarak yabancı ( geçici Korumaya Tabi) kişilere aktarıldığı pekala söylenilebilir…<br />
DEVLETİMİZ LÜTFEN (İTİBRDAN) TASARRUF EYLESİN…<br />
Makam aracı sayısı ‘ muadil sayılabilecek ülkelerden’ kat be kat fazla olan, cumhurbaşkanlığı uçak filosunda 13 uçak bulunan, ‘ koruma ordusuyla’ seyahat eden ve 2024 rakamlarına göre aynı yılın 11 ayında 2,1 milyar ₺ tutarında harcama yapılan ‘ koruma ordusu’ ayrıca astronomik maliyetlerle yapılan Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin &nbsp;maliyeti , devam eden harcamaları &nbsp;Marmaris Okluk Koyu’nda inşa edilen 300 odalı yazlık sarayın yolları için (yaş kesen baş keser özdeyişinin aksine) kesilen 50 bin ağaç ve inşaat maliyeti , buna ilaveten Bitlis ili Ahlat ilçesinde Van Gölü kenarında yapılan ve 2020 rakamlarıyla 221 miıyon ₺’ ye mal olan Ahlat Köşkü , Istanbul’ daki saraylar ve cumhurbaşkanlığı köşklerindeki ofislerin masrafları hesaba katılırsa bu ‘fakir milletin’ vergilerinin ne kadar isabetsiz yerlere harcandığını görmek mümkün olur.<br />
O bakımdan diyoruz ki; “lütfen şatafata, gösterişe bir son veriniz” ve ülkemizin kaynaklarını ‘rasyonel’ mecralara aktarınız.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/mustafa1.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/mustafa5.jpg" style="height:865px; width:400px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/mustafa2.jpg" style="height:865px; width:400px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/mustafa3.jpg" style="height:865px; width:400px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/mustafa4.jpg" style="height:865px; width:400px" /></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jan 2025 23:53:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bedene kazınmış yoksunluk!</title>
                <category>Ali Kayadibi</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bedene-kazinmis-yoksunluk-176</link>
                <author>alikayadibi20@gmail.com (Ali Kayadibi)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bedene-kazinmis-yoksunluk-176</guid>
                <description><![CDATA[Bedene kazınmış yoksunluk!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Köşe yazarının en önemli iki amacından biri hayatın kıyısından köşesinden yol göstermektir. Diğeri de okura günlük hayatında, sohbetlerinde kullanabileceği malzeme vermektir.<br />
Her iki amaç da gerçekleşirse yazar ve yazdıklarının değeri artar.&nbsp;<br />
Yazıyı okuyup bitirdiğinizde “böyle düşünmemiştim” diye sohbet ortamlarında kullanabileceğiniz bir bilgi ya da kişisel hayatınızda ilham verici bir rehberlik ışığı görmeniz dileğimdir.<br />
Burada konumuz tamamen günlük temel ihtiyaçların büyük kısmını karşılayacak gelire sahip olmama durumunu ifade eden yoksulluk değil.<br />
Ortalama bir yaşam bilgisini idrak edip sağlıklı duygu ve düşünce geliştirmek, bunu ilişki kurduğu diğer insanlara yansıtmaktan söz ediyorum.<br />
İnsanı diğer canlılardan ayıran kültürüdür.<br />
Dijital çağda insanın kendi ruh, beden ilişkisi ve yaşadığı dünyadaki yerini sağlıklı olarak tanımlamasının zorlukları arttı.<br />
Bu kısacak yazıda bir yazarın hedeflediği amaca ulaşmaya çaba göstereceğim.&nbsp;<br />
“Bedene kazınmış yoksunluk” başlığını bilinçli seçtim.&nbsp;<br />
Toplumda dikey hiyerarşi içindeki alt tabakaya mensup bireyin ortalama kültür ve eğitimin gerekliliğini yerine getirememesi “kültürel yoksunluk” olarak nitelendirilir.<br />
Daha açık ifade edersek; referans grubun kültürel değerlerine sahip olamamaktan kaynaklanan eziklik duygusu.&nbsp;<br />
Yoksulluk içinde yaşayan birinin maddi olanaklarının aniden artması, çoğunlukla “kontrolsüz güç” doğurur.<br />
Daha çok kazanmak, her şeye rağmen biriktirmek, yoksulluk içinde geçen hayatının boşluğunu doldurma hırsı, diğerlerine karşı duyarsızlaştırabilir.<br />
Bütün canlıların iletişim biçimi farklıdır. Sadece insan araya kültürünü koyar ve diğer canlı varlıklardan ayrılır.<br />
Maddi varlığı sürekli yükselen “sonradan görme” varlıklı birinin araya kültürünü koyamaması, insanî değerlerden yoksun bırakacaktır.<br />
Hayatına hep maddi varlıklar şekil verecektir.<br />
Bir de şöyle düşünün; yemek, içmek, hayata tutunmak için çalışmaktan ibaret bir hayat süren insan, maddi varlıkları arttıkça kültürel yoksunluk hali daha da belirginleşir.&nbsp;<br />
Ancak kültürel zenginliğine de yatırım yapması halinde gerçek anlamda zenginleşebilir.<br />
Basit bir örnekle konuyu zihninize daha da yaklaştırmak isterim.</p>

<p>İNSANI KÜLTÜRÜ ONURLANDIRIR</p>

<p>Her türlü maddi olanaklara sahip birinin, sıradan bir insanın elindekine gıpta etmesi, onu da arzulaması, sahip olmak istemesi tam olarak “bedene kazınmış yoksunluk” göstergesidir.<br />
Sıra dışı bir örnek vermek gerekirse; holding sahibinin dar gelirliler için dağıtılan devlet yardımlarından yararlanmak için talepte bulunması…<br />
Örnekleri zihninizde çoğaltabilirsiniz.&nbsp;<br />
İhtiyacı olmadığı halde başkasının hayatında olanları da istemek, yoksunluk ve yoksulluk duygusunun bedene kazınmış halidir.<br />
Sevgisiz büyümüşlerin, gerçek sevgiyi anlayamaması gibidir. Anlasa da karşılık verememesidir bedene kazınmış yoksunluk.&nbsp;<br />
Madde kullananların yoksunluğu kadar derin ve delirtici bir duygudur bu…<br />
Varlık içinde yokluktur bedene kazınmış yoksunluk.<br />
Kültür, yaşanmışlığın tortuları, hayatın kalıcı eserleridir.<br />
Yoksunluk ve yoksulluk duygusunun hâkim olduğu bir hayatın içinden kültürel birikim çıkamaz.<br />
Kültürel kimliğini tamamlayamamış bireylerden esenlikle toplum çıkmaz.&nbsp;<br />
Ancak topluluklar, gruplar, aşiretler, sınıflar oluşur.&nbsp;<br />
Toplumsal gelişmeyi engelleyen kötü gelenekler kültür adı altında yeterli görülmesi sorunları daha derinleştirir.<br />
İnsanı ve hayatı ancak kültürel zenginlik onurlandırır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jan 2025 12:32:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2021/04/ali-kayadibi-1619294080.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GURBETÇİLERİN DEĞERİNİ NE ZAMAN FARK EDECEĞİZ?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetcilerin-degerini-ne-zaman-fark-edecegiz-175</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetcilerin-degerini-ne-zaman-fark-edecegiz-175</guid>
                <description><![CDATA[GURBETÇİLERİN DEĞERİNİ NE ZAMAN FARK EDECEĞİZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük gazetelerimi takip ederken şu haber ilgimi çekti: “GURBETÇİ DEYİP GEÇME”. Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı Recep Yavuz’un, Türkiye turizminin ana pazarları hakkında hazırladığı rapordan yaptığı açıklamalar gerçekten çok değerli.</p>

<p>Gurbetçilerin Türkiye’ye sağladığı ekonomik ve sosyal katkıları gözler önüne seren bu rapor, bu insanların kıymetinin daha iyi anlaşılması gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin ekonomisi ve turizmi için büyük bir potansiyel taşıyan gurbetçiler, sadece sıla hasretiyle değil, sağladıkları doğrudan katkılarla da önemli bir yerde duruyor. Son yıllarda, tatil için Türkiye’yi tercih eden yurt dışındaki Türk vatandaşlarının sayısı hızla artarken, 2024’te bu sayının 12 milyona ulaşması bekleniyor.</p>

<p>Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı Recep Yavuz’un verdiği bilgilere göre, 2024 yılı itibarıyla Antalya’ya gelen gurbetçi turist sayısı ilk kez 1 milyonu aştı. Bu veriler, gurbetçilerin ülkeye sağladığı ekonomik katkının boyutlarını gözler önüne seriyor. Antalya’ya gelen gurbetçilerin ortalama geceleme süresi 10 günün üzerinde ve sağladıkları ekonomik katkı, sıradan bir turistin iki katı.</p>

<p>Son yıllarda Antalya’daki iki havalimanına toplamda 17 milyon 278 bin 103 yolcu gelirken, bu sayının yüzde 64’ünü Rusya, Almanya, İngiltere ve Polonya gibi ana pazarlardan gelen turistler oluşturdu. Ancak bu yıl bir fark var: Gurbetçiler, 1 milyon 119 bin 99 kişiyle Antalya turizminde önemli bir yer edinmiş durumda. Recep Yavuz, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine dayanarak, son 12 yılda yurt dışındaki Türk vatandaşlarının Türkiye’yi tercih etme oranının hızla arttığını belirtiyor. 2012’de 5 milyon 802 bin olan gurbetçi ziyaretçi sayısı, 2023 sonunda 12 milyon civarına ulaşacak.</p>

<p>Bu artış, gurbetçilerin yalnızca memleket ve akraba ziyaretleri için değil, aynı zamanda tatil amacıyla da Türkiye’yi tercih ettiklerini gösteriyor. Eskiden yalnızca köylerine gidip dönen gurbetçiler, artık otellerde konaklayarak turizmin aktif birer parçası haline geliyor. Ancak gurbetçilerin bu katkıları yeterince takdir edilmiyor. Ulaşım maliyetlerinin yüksek olması, sınır kapılarında yaşanan sorunlar ve yeterli desteği görememeleri onların ülkeye bağlarını zayıflatabilir.</p>

<p>Recep Yavuz, bu potansiyelin iyi değerlendirilmesi durumunda gurbetçi turist sayısının 15 milyona ulaşabileceğini vurguluyor. Çünkü yurt dışında yaşayan bu insanlarımız yalnızca ekonomik bir değer değil, aynı zamanda Türkiye’nin kültürel elçileri. Gurbetçinin kıymetini bilmek, sadece bir teşekkürle değil, onların sorunlarına daha kalıcı çözümler üretmekle mümkün olacaktır. Çünkü bir ülkenin gücü sadece içeride değil, sınırlarının ötesindeki vatandaşlarının bağlılığında da saklıdır. 10.01.2025 Şaban Turhal Freising</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 22:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan bedeni, ruhu  taşıyan atık mıdır?</title>
                <category>Ali Kayadibi</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/insan-bedeni-ruhu-tasiyan-atik-midir-174</link>
                <author>alikayadibi20@gmail.com (Ali Kayadibi)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/insan-bedeni-ruhu-tasiyan-atik-midir-174</guid>
                <description><![CDATA[İnsan bedeni, ruhu  taşıyan atık mıdır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TRT’de yayımlanan Gassal dizisi, evrensel ölüm gerçeğinin kaçınmadan sorgulanmasına vesile oldu.&nbsp;<br />
Dizinin içeriği, yapımcı ve oyuncu başarısı bir yana; insanın öldükten sonra fazlalık gibi görünen bedeninin “atık” değil de geri dönüşüme girmeyen şey / ruh olduğu gerçeğini perçinliyor.<br />
İnanç dünyasında ruhun ölümsüzlüğü ortak kabulleniştir.<br />
Nihayetinde ölü beden, sadece geri kalanların ona hizmet verdiği bir atık haline geliyor.<br />
Dünyevî yaşantıdaki bedenin kutsallaştırılması, ruhun kutsallaştırılmasından ve kanunlaştırılamayan karmakarışıklığından daha önemli hale gelmesi zihni bulandırıyor.<br />
Bedenle ilgili atık fikri, insan ruhunu örseliyor.&nbsp;<br />
Bu yüzden ölüye saygı hem dinî ritüel hem geleneksel kültür haline gelmiş.&nbsp;<br />
Pekiyi pratikte bu ortak kabullere riayet ediliyor mu? Hayır! Ya inançtaki samimiyet noksanlığı ya da geleneklerin dünyevî arzulara feda edilmesi gerçeği örtbas ediliyor.<br />
Hatta insan canlısı, diğer canlıların ölümüne sebep olup onları yedikten sonra “ne güzel gitti” diyerek kendisi dışındaki canlılara atık olarak bakabiliyor.<br />
Diğer canlı türlerine aynı hassasiyeti göstermeyen insan, “kendi türünün onurunu sahiplenme, ölülerine ve hatıralarına değer verme” fikriyle kendini savunabiliyor.<br />
Diziyi tamamen izlemediğim için özet üzerinden hepinizin ilgi duyacağı bir konuya varmak istedim.<br />
Şarkıcı Ferdi Tayfur’un bedenin kutsallaştırılması, acının tadına varmışların vefası, ölünün arkasından konuşulması gibi konulardan bahsedeceğim.&nbsp;</p>

<p>Ferdî acılardan kolektif bilinç çıkarmak</p>

<p>Toptancı ve aşırı genellemelere karşıyım.&nbsp;<br />
“Ferdi Tayfur’un ölümü ülkeyi yasa boğdu” gibi hatalı bir söylem bunlardan biri…<br />
Şarkılarını dinleyip hüzünlenen, neşelenen, aşk ve öfkesini aynı dozda ayarlayanların üzülmesi normal.<br />
Hatta sanatçıyı ikonlaştırıp ölümüne ikna olmayanların taşkınlığı da kabul edilebilir.&nbsp;<br />
Hislerinin hırpalandığını düşünen gençler olabilir.<br />
Nihayetinde milyonlarca hayrandan söz ediyoruz.&nbsp;<br />
Ancak yetişkin olup da beyni çocukluktan çıkamamışların taşkınlığı affedilemez.&nbsp;<br />
Ölümünün ardından kötü sözler söylemesi, özel hayatına dalması, kötü şöhretlilerle kıyaslaması vahim.<br />
Hele bunun kitle yayın araçlarından yapılması çok daha vahim!<br />
İnsan bedeni, toprağa karıştıktan sonra biyolojik dönüşüme uğrar, tabiat döngüsünün bir parçası haline gelir.&nbsp;<br />
İnsanın bir görünen (beden) bir de görünmeyen (ruh) yanı var.<br />
Ruhu taşıyan bedendir nihayetinde…<br />
Ferdi Tayfur da insan olarak her fani gibi toprağa karışacak. Sanatçının cansız bedenine ayrı bir anlam yüklenip yüceltilmesi de din bulaştırıp günah sosuyla bulanması da kabul edilemez.&nbsp;<br />
Bunlar yapıldı ve bu coğrafyada yaşayanların vicdan, ahlâk, erdem gibi insanî değerlerinin sorgulanması gerekir. &nbsp;&nbsp;<br />
“Biz ne ara bu hale geldik?” diye şaşkınlığını ifade eden her insan, suçu dışarıda değil, kendi iç dünyasında aramalı…&nbsp;<br />
Biz işte bu durumlar karşısındaki ölçüsüz, ahlaksız, vicdansız, tutarsız, umarsız, aklın dâhil edilmediği düşünce ve konuşmalarla bu hale geldik!<br />
İnsan bedeni, yaşamda anlam yaratan araçtır. Ölümden sonra bırakılan değerler ve hatıralar önemlidir.&nbsp;<br />
Bedenin geçici, etkilerinin kalıcı olduğunu söylüyorum.<br />
Her insan iyi maneviyat bırakmayabilir.<br />
Ancak tartışmalı konu şudur: İyileri korurken, kötüleri ne yapacağız?<br />
İnsan tuhaf bir varlık değil mi?<br />
İşte manevi hayatı imar eden değerler bu yüzden korunmalı…<br />
Böylesi büyük sevgi kitlesi kuran bir kişinin hatırası saygıyı hak ediyor.<br />
Özel hayatında yaşadıkları ve çocuklarına bıraktığı serveti kimseyi ilgilendirmemeli…<br />
Bir kişinin ne kadar acı çektiğini, ne kadar derin duygular taşıdığını sadece kendisi bilir.<br />
Nihayetinde bu dünyada acılar ferdî değil mi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jan 2025 15:22:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2021/04/ali-kayadibi-1619294080.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ TORBA YASA: GURBETÇİLERİN DERDİNE ÇARE Mİ, YOKSA VAATLER UNUTULDU MU?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yeni-torba-yasa-gurbetcilerin-derdine-care-mi-yoksa-vaatler-unutuldu-mu-173</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yeni-torba-yasa-gurbetcilerin-derdine-care-mi-yoksa-vaatler-unutuldu-mu-173</guid>
                <description><![CDATA[YENİ TORBA YASA: GURBETÇİLERİN DERDİNE ÇARE Mİ, YOKSA VAATLER UNUTULDU MU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Seçim öncesinde yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına yönelik birçok vaat sıralandı. Araç kullanım sürelerinin uzatılmasından bedelli askerlik bedelinin düşürülmesine kadar pek çok konuda iyileştirme sözü verildi. Şimdi ise gözler, 10-13 Ocak tarihlerinde Meclis’e gelmesi beklenen yeni torba yasaya çevrildi. Yurtdışında yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı, verilen vaatlerin bu yasa ile hayata geçirilmesini bekliyor.</p>

<p>AK PARTİ’NİN SEÇİM VAATLERİ NELERDİ?</p>

<p>Seçim döneminde AK PARTİ tarafından yurtdışında yaşayan vatandaşlara yönelik pek çok vaat sıralandı. Bu vaatler arasında özellikle şu başlıklar öne çıktı:<br />
ARAÇ: Türkiye’ye getirilen araçların yurtdışında kalış süresi 185 günden 30 güne düşürülecekti.<br />
MOBİL CİHAZ: Yurtdışından getirilen mobil cihazların kayıt süresi 120 günden 180 güne çıkarılacaktı.<br />
ASKERLİK: Yurtdışında askerlik yapanların bu hizmetinin Türkiye’de tanınması sağlanacaktı.<br />
EMEKLİLİK: Yurtdışı borçlanması yoluyla emekli olanlara yurt içinde tam zamanlı çalışma hakkı tanınacaktı.<br />
TBMM’DE TEMSİL: Yurtdışındaki vatandaşların görüş ve taleplerinin daha güçlü şekilde temsil edilmesi sağlanacaktı.<br />
ÇİFTE VATANDAŞLIK: Çifte vatandaşlık hakkı için gerekli yasal ve diplomatik adımlar atılmaya devam edilecekti.<br />
ULAŞIM: Tatil dönemlerinde THY’nin sunduğu ulaşım hizmetleriyle ilgili özel düzenlemeler yapılacaktı.<br />
KONSOLOSLUK İŞLEMLERİ: Konsolosluk işlemlerinin internet ortamında ön başvuru ile hızlandırılması sağlanacaktı.<br />
GEZİCİ KONSOLOSLUK: Gezici konsolosluk hizmetinin sayısı artırılacaktı.<br />
Avrupa’daki Türklerin sorunlarını Meclis gündemine taşıyan isimlerden biri de SAADET PARTİSİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KAYA olmuştu. Kaya, daha önce Cumhurbaşkanı Yardımcısına bu konularla ilgili soru önergesi vererek seçim öncesinde verilen vaatlerin ne zaman hayata geçirileceğini sormuş ve yurtdışında yaşayan vatandaşların beklentilerini dile getirmişti. Bu durum, sorunların iktidar tarafından bilindiğinin açık bir göstergesi.</p>

<p>SİYASİ PARTİLERE ÇAĞRI: GURBETÇİLERİN SESİNE KULAK VERİN</p>

<p>Buradan tüm siyasi partilere de önemli bir çağrımız var: Gurbetçilerin sesine kulak verin. Özellikle çifte vatandaşlığın önünü açacak olan BEDELLİ ASKERLİK BEDELİNİN 1000 EUROYA DÜŞÜRÜLMESİ, hem vatandaşlarımız için büyük bir kolaylık sağlayacak hem de savunma sanayisine ek bir gelir kaynağı oluşturacaktır. Çifte vatandaşlık konusu, yıllardır çözüm bekleyen bir mesele ve bu sorunun çözülmesi yurtdışında yaşayan vatandaşların Türkiye ile olan bağlarını güçlendirecek önemli bir adım olacaktır.</p>

<p>Yetkililere hatırlatmak gerekiyor: Seçim öncesinde verilen sözlerin artık hayata geçme zamanı geldi. Avrupa’daki vatandaşlara verilen vaatler bu torba yasa görüşülürken göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu insanlar sadece seçim zamanı hatırlanmak değil, sürekli olarak Türkiye ile bağlarını güçlü tutmak istiyor.</p>

<p>SÖZ UÇAR, YAZI KALIR</p>

<p>Seçim döneminde verilen vaatlerin hayata geçirilmesi, hükümetin Avrupa’daki vatandaşlara verdiği değerin en somut göstergesi olacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/saban12.jpg" style="height:657px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/saban13.jpg" style="height:657px; width:800px" /></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 21:16:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İLKELERİN YOK SAYILDIĞI BİR SİYASET AHMET TÜRK ÖRNEĞİ</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/ilkelerin-yok-sayildigi-bir-siyaset-ahmet-turk-ornegi-172</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/ilkelerin-yok-sayildigi-bir-siyaset-ahmet-turk-ornegi-172</guid>
                <description><![CDATA[İLKELERİN YOK SAYILDIĞI BİR SİYASET AHMET TÜRK ÖRNEĞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>DEM Partili Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması ve Ahmet Türk’ün “terör iltisakı” gerekçesiyle görevden alınması, ülkemizin siyaset sahnesindeki tutarsızlıkların bir başka örneğini oluşturuyor. Ne var ki, Ahmet Türk’ün aynı zamanda devlet tarafından “akil kişi” olarak kabul görmesi ve halen kritik süreçlerde rol alması, bu çelişkiyi daha da derinleştiriyor.</p>

<p>Bir yanda terörle ilişkilendirilip görevden alınan bir isim, diğer yanda çözüm süreçlerinde devletin baş tacı ediliyor. Bu nasıl bir anlayıştır? Eğer kendisi terör iltisakı nedeniyle kayyum atanmasını gerektirecek kadar tehlikeli görülüyorsa, bugün neden devletin en üst kademelerinde aktif bir şekilde yer alıyor?</p>

<p>Yok, eğer muteber bir isimse, neden belediye başkanlığı görevinden alınıyor? Siyaset; günü kurtarmak için yapılan konjonktürel hamlelerle değil, tutarlı ve adil bir yaklaşım sergileyerek yürütülmelidir.</p>

<p>Devlet aklı, böylesine çelişkili kararlarla ne içeride ne dışarıda itibar kazanabilir. Bugün bir isim üzerinden sergilenen bu tutarsızlık, aslında siyasetin genel ahlak ve ilke yoksunluğunun açık bir yansımasıdır. Unutulmamalıdır ki, çözüm süreçleri veya terörle mücadele politikaları, toplumun her kesiminde güven yaratmalıdır.</p>

<p>Eğer halk, kararların ilkesel olmadığına inanırsa, hem devletin meşruiyeti hem de toplumsal birlik zarar görür. Ahmet Türk örneği, sadece bireysel bir vaka değil, sistemin genelindeki çürümenin göstergesidir. Biz, Saadet Partisi olarak, siyasette tutarlılığı ve ilkeli duruşu savunmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Adaletin olmadığı, ilkesizliğin hüküm sürdüğü bir ortamda hiçbir politika başarıya ulaşamaz. Bugün karşı karşıya olduğumuz bu çelişkiler, yarının adalet temelli siyasetini kurma mücadelemizi daha da güçlendirmelidir. Toplumsal barışın ve adaletin tesisi için her daim ilkeli duruşun savunucusu olacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Jan 2025 00:39:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KENDİ İŞİNE BAK, MUSK!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kendi-isine-bak-musk-171</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kendi-isine-bak-musk-171</guid>
                <description><![CDATA[KENDİ İŞİNE BAK, MUSK!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Elon Musk’ın Almanya’nın iç işlerine dair yaptığı açıklamaları hem haddini aşan bir müdahale hem de tehlikeli bir algı operasyonu olarak değerlendiriyorum. Musk’ın Welt am Sonntag gazetesine yazdığı makale, yalnızca aşırı sağcı bir parti olan AfD’yi övmekle kalmamış, aynı zamanda Almanya’nın sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerine açıkça bir saldırı niteliği taşımaktadır.</p>

<p>Bu durum, dışarıdan bir müdahaleyi kabul etmeyen bir birey olarak benim için kabul edilemez. Musk, Almanya’nın iç politikasına akıl vermeye çalışmadan önce kendi ülkesine ve meselelerine odaklanmalıdır. Dünyanın en zengin insanlarından biri olabilirsiniz, hatta teknoloji alanında öncü projelere imza atabilirsiniz; ancak bu, size başka ülkelerin demokrasi kültürüne ya da siyasi dinamiklerine müdahale etme hakkı vermez.</p>

<p>Almanya, yüzlerce yıllık bir demokrasi geleneğine sahip, köklü ve bilinçli bir toplumdur. Alman halkı, dışarıdan gelen dayatmalara ve manipülasyonlara karşı oldukça dirençlidir. Musk’ın AfD’ye yönelik “Bu ülke için son umut kurtarıcı AfD’dir” ifadesi ise sadece gereksiz bir popülizm çabasıdır.</p>

<p>Alman halkı, kendi kararlarını demokratik yollarla verir ve bu tür söylemlere boyun eğmez. Musk’ın bu sözleri, ancak demokrasi ve bilinç düzeyi düşük olan ülkelerde etkili olabilir; Almanya gibi güçlü bir demokrasiye sahip bir ülkede değil. Almanya’nın politik bağımsızlığına yönelik bu söylemleri şiddetle reddediyorum.</p>

<p>Elon Musk’ın açıklamaları, sadece bir partiyi desteklemekle kalmamış, aynı zamanda Alman toplumunun değerlerine de zarar verebilecek bir müdahale anlamına gelmiştir. Musk, Brandenburg’daki Tesla fabrikasına yaptığı yatırımlarla Almanya’nın ekonomik dinamiklerine katkı sağladığını düşünüyor olabilir, ancak bu ona iç siyasete müdahale etme hakkını vermez.</p>

<p>Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Elon Musk neden bir aşırı sağ partiye bu kadar yakın durmaktadır? Bunun ardında yalnızca ticari çıkarlar mı yatmaktadır, yoksa daha büyük bir stratejik oyun mu oynanmaktadır? Musk’ın bu açıklamaları, yalnızca kendi çıkarlarını korumak isteyen bir zihniyetin göstergesidir. Bu tür girişimler, demokrasiye inanan insanlar tarafından her zaman sorgulanmalı ve karşısında durulmalıdır.</p>

<p>Almanya, dışarıdan gelen dayatmaları kabul etmeyecek kadar güçlü ve köklü bir ülke. Senin tavsiyelerin ancak kendi şirketlerinle ve projelerinle sınırlı kalsın, çünkü Almanya’nın meseleleri seni ilgilendirmez, Musk! Bu tür girişimlere karşı dikkatli olmak, toplumsal değerlerimizin korunması için bir zorunluluktur. Almanya, dışarıdan gelen bu tür söylemleri bertaraf edecek kadar bilinçli bir halk ve güçlü bir sistemle yoluna devam edecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jan 2025 23:50:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kendinize yeni  dertler edinin !</title>
                <category>Ali Kayadibi</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kendinize-yeni-dertler-edinin-170</link>
                <author>alikayadibi20@gmail.com (Ali Kayadibi)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kendinize-yeni-dertler-edinin-170</guid>
                <description><![CDATA[Kendinize yeni  dertler edinin !]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ciddiyim bu sözümde. Dertsiz insan olmaz.&nbsp;<br />
Siz de “dünya yansa umurumda olmaz. Gamsız, dertsizim” diyorsanız; insan değilsiniz!<br />
Sorunlarla dolu dünyada bireysel ve toplumsal olarak payımıza düşeni alırız. Çok duyarlıysanız kişisel dertlerinizin sınırı genişler. Aynı zamanda içinde yaşadığınız toplumun ve dünyanın sorunlarına da duyarsız kalamazsınız.&nbsp;<br />
Baştan belirtiyorum, bu bir yeni yıl yazısı değildir.<br />
2024’ten 2025’e geçiş travması için bir hatırlatmadır.<br />
Her yaştaki insan, her yeni yılın hayattan beklentilerini karşılayacağına inanmak ister.&nbsp;<br />
Tüm benliğiyle inanmak hem akıl dışı hem de travmatik sonuçlar doğurur.<br />
Az ya da çok hepimizin travması vardır.&nbsp;<br />
Önce kişisel travma…<br />
Yaşı 50’yi aşanlar “travma” sözcüğünü 20 yaşından önce pek duymamıştır.&nbsp;<br />
Oysa hayatı travmalarla şekillenmiş de olabilir.<br />
Amerikan Psikiyatri Birliği, 1980’de kişinin beklenmedik bir olaya sınırlarını zorlayan şekilde maruz kalmasını “psikolojik travma” olarak tanımladı. Yani normal insan deneyiminin ötesinde seyreden olaylar karşısındaki acizlik durumu…<br />
Savaş, doğal afet, trafik kazası, yangın, saldırı, tecavüz, işkence, aile içi şiddet, çocuklukta yaşanan taciz gibi durumlar ruhsal travmaya neden olabilir.</p>

<p>SAVAŞ; SEÇİLİ TRAVMA<br />
&nbsp;<br />
Terör, göç, çatışma, savaş gibi toplumsal gerilim yaratan olayların kıyısındaki bir coğrafyada yaşıyoruz.&nbsp;<br />
Toplumsal travmayı tam olarak tanımlayalım:<br />
Belli bir topluluğa yönelik insan eliyle sistematik olarak uygulanan, o topluluğun sosyal, kültürel, psikososyal ve ekonomik yapı taşlarını sarsan, geçmişini ve geleceğini tahakküm altına almayı amaçlayan müdahalelerin yol açtığı toplumsal sonuçlardır.<br />
İsrail – Filistin meselesi gibi başlayıp Arap Yarımadası ve Ortadoğu ülkelerini etkileyen olaylar zinciri bugün kopsa bile; kırıldığı yerden yeni sorunlar üretir.&nbsp;<br />
Buradaki savaş, soykırım gibi olağanüstü düzeyde otaya çıkan, kuşaklar boyu sürebilen “seçili travmalar” olarak tarihe geçecektir.<br />
Fiziksel yaralar kapansa da psikolojik travmaların açtığı yaralar nesilden nesile aktarılacak.<br />
İnsanlık dışı saldırılar sonucu ailesini, tanıdıklarını kaybedenler, yaşam koşullar normale dönse bile aynı insan olarak yaşayamayacak.&nbsp;<br />
En çok da sağ kalım suçluluğu, mizaç değişikliği, şüphecilik, hafıza sorunları, yakın ilişki kurma güçlükleri gibi sendromlar (belirti) görülecek.<br />
Toplumsal travmalar, sadece kurtulanları değil, sonraki kuşakları da etkiliyor. Travma, “ikincil travmatizasyon” ve “empatik travma” denilen kavramlarla ifade edilen ikinci kuşağa aktarılıyor. Üçüncü kuşağı etkilemesi de “travmanın kuşaklar arası aktarımı” olarak adlandırılıyor.&nbsp;<br />
Sosyal travmalar bulaşıcıdır. Ebeveynler bilinçli olarak yapmasa da pasif sigara içiciliği gibi çocuklara aktardığı şeyin kendisi de travmatik olabiliyor.<br />
İkincil travmatizasyon, aslında Holoks (Yahudi Soykırımı) etkisi yaşayan mağdurların çocuklarında bazı psikiyatrik belirtilerin gözlenmesiyle literatüre girmiştir.<br />
Vietnam Savaşı, Amerikan yerlileri, Afro-Amerikalılar, Avusturalyalı Aborjinler, Balkan ve Afrika topluluklarında olduğu gibi dünyada pek çok “seçili travma” aktarımının sonuçlarını görebiliyoruz.</p>

<p>YILBAŞI REKLAMLARI BİTTİ!</p>

<p>Sözü uzatmayalım. Kalanını zihninizde tamamlayacağınızdan eminim.<br />
Filistin halkına soykırım yapanlar, ne yaptığını gayet iyi biliyor.&nbsp;<br />
Düşmansız yaşayamayan İsrail, gelecekteki düşmanın cesaretini kırıp esarete hazırlıyor. Ancak yaşattığı acı, kendi ülkesinin vicdanlı insanlarının da canını yakacak.<br />
Travma aktarımının sınırları dijital çağda bir ülkeyle sınırlı kalmıyor.&nbsp;<br />
Yahudi soykırımını konu alan filmler, bugünün dijital aygıtların etki gücüne asla ulaşamayacak.<br />
Buraya tam oturacak Eduardo Galeano’nun sözünü koyalım:<br />
“Tarih asla elvadâ demez. İleride görüşürüz der.”<br />
Kişisel pek çok derdimiz var, kabul! Bunları kontrol edebiliyorsak, ne mutlu bize…<br />
Kaygı duyuyor ve üzülüyorsak; insanız!<br />
Bu yetmez. Dünyanın neresinde olursa olsun travma yaşayan milyonlarca insanın dertleriyle de dertlenmek gerek.<br />
Son söz:<br />
Bir reklam filminin vaat ettiği şey sadece ürünün kendisi değildir. O ürünün işaret ettiği yaşam biçimi, ifade ettiği farklı görünme, sosyal varlık kabul edilme umududur.&nbsp;<br />
İnsan bir reklamı izleyerek ürünü alırken beklentisi vaat edilmiş bir hayat tarzıdır. Gerçek ise elinde kalandır.&nbsp;<br />
Ne satın aldığınıza dikkat edin.&nbsp;<br />
Aklınızla mı, gönlünüze düşen umudun kadife karanlığında mı seçiyorsunuz?<br />
Zira biri gerçeklikle tanıştırıyor. Yani yaşanmışlıkla…&nbsp;<br />
Bunun yerine 2024’te yaşadıklarınızı, tercihlerinizi ve sonuçlarını koyabilirsiniz.<br />
Umudunu 2025’e aktaranlar, hâlâ mutluluk içeren iyi şeylerin sizi gördüğünüz en son tepenin ardında bekliyor sanıyorsanız, büyük yanılgıdasınız.<br />
İşte hayat burada ve seçim sizin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jan 2025 21:21:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2021/04/ali-kayadibi-1619294080.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ YILA GİRERKEN</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yeni-yila-girerken-169</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yeni-yila-girerken-169</guid>
                <description><![CDATA[YENİ YILA GİRERKEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz Acılariyla, sevinçleri ve hüzünleriyle neşeleriyle, doğumlarıyla, ölümleriyle,Savaşlarıyla, felaketleriyle koskoca bir yılı daha geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Gelecek olan Yeni yılda ümit ediyoruz ki, Kötülüklerden ,Savaşlardan, İnsan ,kadın ve hayvan cinayetlerinden , felaketlerden uzak , tüm insanlığa Barış ,sevgi dostluk, mutluluk ,huzur getirsin. Yeni bir yıl yeni bir Umut demektir.</p>

<p>Bir yıl daha geride kalırken, zamanın hızla akıp gittiğini bir kez daha fark ediyoruz. Takvim yapraklarının değişmesi, sadece bir tarih değişikliği değil; aynı zamanda umutların, hedeflerin ve hayallerin yenilenmesi için bir fırsat oluyor bizlere.</p>

<p>Yeni yıl, bizlere her zaman yeni bir başlangıç şansı sunar. Peki bu șansı bizler nasıl değerlendirebiliriz? Tabiki de geçmişten ders alarak. Geride bıraktığımız yıl boyunca yaşadığımız deneyimleri gözden geçirerek, hangi konularda ilerlediğimizi ve nerelerde başarısız kaldığımızı anlayabilmek gerekiyor.</p>

<p>Geçmişe saplanıp kalmadan, geleceğe daha güçlü adımlarla yürüyebilmek için geçmişi fazla düsünmeden An'ı yașamalıyız. Her yıl aslında ,bizlere geride bıraktığımız yıl boyunca Yeni bir yıl, hedef koymak için mükemmel bir fırsattır.</p>

<p>Ama bu hedeflerin gerçekçi, ölçülebilir ve bize anlam katan hedefler olmasına özen göstermeliyiz. Belki daha sağlıklı bir yaşam, belki yeni bir beceri öğrenmek ya da daha fazla insanın hayatına dokunabilmek... Hedeflerimiz, bizi daha iyi bir versiyonumuza dönüştürmeli.</p>

<p>Hayatın telaşı içinde çoğu zaman küçük mutlulukları gözden kaçırıyoruz. Oysa ki İçtiğimiz bir fincan kahvenin sıcaklığı, bir dostumuzla yapılan sohbetin samimiyeti ya da doğanın sessizliği, mutluluğun gerçek kaynaklarıdır. Yeni yılda bu An'ların kıymetini bilmek, hayatımıza daha fazla anlam katabilir.</p>

<p>Geçtiğimiz yıllar, dünyanın ne kadar hızlı değişebileceğini ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Yeni yılda bireysel ve kendi mutluluğumuzin yanı sıra, çevremizdeki insanların da yaşamlarına dokunmaya çalışalım. Paylaşmak, en büyük zenginliktir. Yeni bir yıla başlamak, yeni bir umut demektir. 2025 yılı, hepimiz için sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yıl olsun. Her yeni gün, yeni bir başlangıç; her yeni yıl, yepyeni bir umut demektir.</p>

<p>Bu umutla yeni yıla "Merhaba" diyelim. Mutlu yıllar! DEĞERLI DOSTLAR.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 13:05:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YURTDIŞINDAKİ VATANDAŞLARIMIZ VE MİLLİ SORUMLULUĞUMUZ</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yurtdisindaki-vatandaslarimiz-ve-milli-sorumlulugumuz-168</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yurtdisindaki-vatandaslarimiz-ve-milli-sorumlulugumuz-168</guid>
                <description><![CDATA[YURTDIŞINDAKİ VATANDAŞLARIMIZ VE MİLLİ SORUMLULUĞUMUZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarımız, kimlikleri ve kültürleriyle bulundukları toplumlarda hem bir köprü hem de bir güç unsuru oldular. Anadolu’nun alın terini, azmini ve vatan sevgisini dünyanın dört bir yanına taşıyan bu kardeşlerimiz, bulundukları ülkelerde adeta birer Türkiye elçisi oldular. Bugün Almanya’dan Hollanda’ya, Fransa’dan Belçika’ya kadar her köşede, ülkemizin adını başarıyla temsil eden milyonlarca yurttaşımız bulunuyor.</p>

<p>Ancak ne yazık ki bu kardeşlerimizin yıllardır çözüm bekleyen sorunları, hak ettikleri ölçüde dikkate alınmamış ve çözülmemiştir. Onlar, yalnızca Türkiye’ye ekonomik katkı sağlayan insanlar değil, aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa’daki sesi ve gücüdür.</p>

<p>Onların sorunlarına kayıtsız kalmak, yalnızca bireyleri değil, milletimizin geleceğini de ihmal etmek anlamına gelir. Bu nedenle yurtdışındaki vatandaşlarımızın meselelerini çözmek, sadece bir siyasi vaat değil, milli bir sorumluluktur. Bugün yurtdışındaki vatandaşlarımız çifte vatandaşlık haklarından askerlik bedeline, konsolosluk hizmetlerinin yetersizliğinden yüksek uçak bileti fiyatlarına kadar çeşitli sorunlarla karşı karşıya.</p>

<p>Çifte vatandaşlık konusundaki engeller, gençlerimizi iki ülke arasında sıkışmış bir duruma sokuyor. Askerlik bedelinin yüksekliği ise ailelere maddi bir yük bindiriyor. Yurtdışında yaşayan Türklerin hem kendi ülkelerinde hak ettikleri saygıyı görmeleri hem de yaşadıkları ülkelerde güçlü bireyler olarak varlık göstermeleri için bu sorunların çözülmesi gerekiyor.</p>

<p>Özellikle Bavyera gibi yoğun Türk nüfusunun yaşadığı bölgelerde sorunlar daha da belirgin hale geliyor. Münih Başkonsolosluğu’nun yetersizliği, Freising, Landshut ve Augsburg gibi şehirlerde yaşayan vatandaşlarımızı mağdur ediyor.</p>

<p>Bu büyük bölgeye hizmet götürmek için mobil konsolosluk hizmetlerinin devreye sokulması elzemdir. Pasaport yenilemeden noter işlemlerine kadar her konuda vatandaşa yakın olmak, devletin sıcak elini hissettirmek demektir. Aynı şekilde bu bölgelerde kalıcı konsolosluk ofisleri açılmalı ve bürokrasi vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak şekilde yeniden düzenlenmelidir.</p>

<p>Bir diğer büyük sorun ise uçak bileti fiyatlarıdır. Bayramlarda, düğünlerde ve cenazelerde Türkiye’ye gitmek isteyen vatandaşlarımız, fahiş fiyatlar nedeniyle bu isteklerini gerçekleştiremiyor. Bu durum, hem bireysel olarak insanlarımızı mağdur ediyor hem de Türkiye’ye olan bağlarını zayıflatıyor. Devlet, havayolu firmalarıyla iş birliği yaparak bu soruna kalıcı bir çözüm getirmek zorundadır.</p>

<p>Ayrıca gençlerimiz için askerlik bedelinin makul seviyeye çekilmesi, aileleri büyük bir ekonomik yükten kurtaracaktır. Saadet Partisi olarak önerimiz, askerlik bedelinin 1000 Euro seviyesine indirilmesidir. Bu, yurtdışındaki gençlerimizin hem ekonomik anlamda rahatlamasına hem de Türkiye ile bağlarını güçlendirmesine katkı sağlayacaktır. Saadet Partisi olarak biz, yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunlarını yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan meseleler olarak görmüyoruz.</p>

<p>Bizim için bu insanlar, Anadolu’nun bir uzantısı, Türkiye’nin kalbinin attığı birer temsilcisidir. Onların ihtiyaçlarına samimiyetle eğilmek, sorunlarını çözmek ve Türkiye ile bağlarını güçlendirmek bizim en büyük önceliklerimizden biridir.</p>

<p>Son olarak, şunu asla unutmamalıyız: Yurtdışındaki seçmen, Türkiye’nin Avrupa’daki sesi ve gücüdür. Onların sorunlarını çözmek, sadece siyasi bir görev değil, aynı zamanda milli bir sorumluluktur. Saadet Partisi olarak bu bilinçle hareket ediyor ve adil, birleştirici ve çözüm odaklı bir anlayış ile yurtdışındaki kardeşlerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 21:29:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ YIL, ‘YENİ’ BAŞARILAR GETİRSİN</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yeni-yil-yeni-basarilar-getirsin-167</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yeni-yil-yeni-basarilar-getirsin-167</guid>
                <description><![CDATA[YENİ YIL, ‘YENİ’ BAŞARILAR GETİRSİN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BAŞARIYA ULAŞMAK iÇİN &nbsp;‘HEDEF’ ORTAYA KOYMALI VE MÜCADELE ETMELİYİZ.</p>

<p>Yeni Yıl Kutlamalarını bir yıl boyunca bekleyen , ‘31.12 gecesini 01.01. gününe bağlayan’ zaman dilimine insanlar ve topluluklar ne mana yüklemek isterlerse istesinler yeni bir takvim yılına girilmekte olmak bakımından önemlidir ve bizce de&nbsp;<br />
‘kutlanulası’ bir olgudur. Bu manada; şahsım (ve Adnan Tokuç’ un yüksek müsaadeleriyle) Habervizyon ailesi adına , Türk İslam Aleminin ve tüm insanlığın yeni yılını tebrik ediyor, barış, huzur ve saadetler getirmesini temenni ediyorum.</p>

<p>TÜRKLERDE YENİ YIL KUTLAMALARI:<br />
Tarih boyunca insanlar belirli tabiat olaylarından esinlenerek çeşitli şölenler ve toylar düzenlemiş, bayramlar kutlayagelmişlerdir. Türk Toplulukları da başta Nevruz bayramı olmak üzere çeşitli kutlamalar yapmışlardır.&nbsp;<br />
Konuyla ilgili Anadolu Ajansı’ na kapsamlı bir röportaj veren Prof. Dr. Salih Yılmaz’ ın çalışmalarının sonucuna YouTube ve AA kaynaklarından ulaşılabilir.</p>

<p>Türkler'de "yıl döngüsü" olarak da nitelendirilen Nardugan Bayramı nedir?<br />
Doğu toplumlarında önemli kutlamalardan birisi de karanlık ve aydınlığın 3 günlük savaşı olarak kabul edilen 22 Aralık günü gün ışığı başlayan, 24 Aralık akşamına kadar süren yıl döngüsü kutlamasıdır. Bu kutlamaya göre en uzun gece sona erip günler uzayacak ve Güneş daha fazla görünecektir. Güneş'in daha fazla görünmesi ise tanrının insanlara hediyesidir. Aslında bu olay bilimsel bir gerçeklikken insanoğlu tarihten beri bugünü, geleneksel bir törene dönüştürmüştür. Bu törenler toplumlar arasında farklı biçimde uygulanmıştır. Örneğin, bugünü ilk kutlayanlardan birisi de Türklerdir.</p>

<p>'Noel Baba'dan önce Ayaz Ata vardı'<br />
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz, "Türk kültüründeki Ayaz Ata geleneği, Hristiyanlık'taki Noel Baba veya Ruslardaki Ded Maroz mitolojisiyle alakalı değil, eskiye dayanan mitolojik bir gelenektir." dedi.</p>

<p>Sizlere bu konuyla ilgili bir kaynak sunumundan sonra sadede gelmek isterim:&nbsp;<br />
Bizler şahsi planda da kendi ‘ gün döngümüzü’ planlamalı, yeni yıla yeni hedefler ve yeni bir çalışma temposu ile girmemiz gerektiğinin bilinciyle hareket etmeliyiz.<br />
Okul-tahsil hayatımızı, zamanı, maddi imkanları, bilgi ve becerilerimizi en ‘optimum’ şekilde kullanabilecek bir planlamayı yapmalı ve hedef odaklı çalışmalıyız. Aynı şekilde iş hayatında olanlar da çalıştıkları iş yerinde beceri ve kabiliyetleri doğrultusunda en iyiye ulaşabilmek için gayret sarfetmeli, mesleki gelişimlerini tamamlayıcı eğitim imkanlarını araştırmalı ve ‘ konumunun en iyisi olmak’ hedefini hiç aklından çıkarmamalıdır.<br />
Kendimiz için ve sorumluluklarını üstlendiğimiz çocuklarımız, aile bireylerimiz ve ‘etki alanımızdaki herkesi’ ister öğrenci, ister meslek erbabı,ister tüccar, isterse de beyaz yakalı olsun herkes ‘ kendi yeni yılını ‘maksimum verimlilikle’ sonlandırma hedefiyle hayatını sürdürmelidir.&nbsp;<br />
Avrupa Türkleri’ne de bütün bu tavsiyelerimizle birlikte hassasiyetle üzerinde durmaları gereken bir tavsiyede daha &nbsp;bulunmak isterim.</p>

<p>Türk Kültürünü, Türk Dilini, Türk Tarihini iyi öğreniniz ve yaşayınız ve yaşatınız. Çok beğendiğiniz bir siyasi iktidar dönemi yaşıyorsanız da, muhalif olsanız da bu sizlere vatan &nbsp;sevgisi, Türk Kültürü ve Diliniz ile ilgili hassasiyetlerinizi ihmal etme hakkını vermez.&nbsp;<br />
Avrupa’da, Amerika’ da veya dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşasanız da ‘köklerinizin’ bilincinde olmalı , bir ayağı Avrupa’ da, beyni ve gönlü Türkiye’ de olmalısınız. Bu sorumluluk duygusu ve aidiyet sizin bulunduğunuz yerde sağlam basmanızı sağlayacağı gibi ülkenizle olan bağlarınızı da güçlendirecektir…<br />
Çağımızın Dede Korkut’ u ünvanının sahibi merhum Ozan ARİF bir ‘ dörtlüğünde’ ifade ettiği gibi;</p>

<p>Şu dünyaya Türk gelmenin,<br />
Türk yaşayıp, Türk ölmenin.&nbsp;<br />
İslamı da HAK bilmenin,<br />
Hiç tadına doyulur mu?</p>

<p>Yüce Peygamberimiz Hz Muhammed &nbsp;(S.A.V.) bir hadislerinde &nbsp;şöyle buyurmuştur:”Vatan Sevgisi İmandandır”</p>

<p>Bu şiir sizlere armağan olsun!<br />
Kıymetli dostum, ağabeyim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eski Genel Müdürü Osman Öztürk’ ün bana ilettiği Halk Ozanımız merhum Aşık Veysel’ in aşağıdaki şiiri bize yol gösterici olmalıdır.<br />
.<br />
BANA KÂFİDİR..<br />
Ünlü halk ozanımız Aşık Veysel Kurtuluş Savaşı'na görme engelli olduğu için katılamadı ve bu hüzünlü durum karşısında şu şiiri yazmış:</p>

<p>Bir küçük dünyam var içimde benim<br />
Mihnetim ziynetim bana kafidir<br />
Görenler dar görür geniştir bana<br />
Sohbetim ülfetim bana kafidir</p>

<p>İstemem dünyanın saltanatını<br />
Süslü giyimini Arap atını<br />
Bilirsem Türklüğün var kıymetini<br />
Vatanım milletim bana kafidir</p>

<p>İsterdim hayatta düşmanla savaş<br />
Milletime kurban olaydı bu baş<br />
Nasip değil imiş şehitlik kardaş<br />
İmanım niyetim bana kafidir</p>

<p>Dünya geniş olsun ister dar olsun<br />
Yeter ki kalbimde iman var olsun<br />
Her zaman milletim bahtiyar olsun<br />
Rütbemle mesnedim bana kafidir</p>

<p>İçimde beslerim bir büyük ordu<br />
Çiğnesin düşmanı yükseltsin yurdu<br />
Azmi zihniyeti Veysel'in derdi<br />
İşte bu niyetim bana kafidir.</p>

<p>&nbsp; &nbsp;AŞK VEYSEL ŞATIROĞLU..</p>

<p>Merhum halk ozanımız Âşık Veysel'in ruhu şad, mekânı cennet olsun...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 17:32:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bugün Münchener Merkur gazetesinde yayımlanan Almanca yazımın Türkçesi şöyledir:</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bugun-munchener-merkur-gazetesinde-yayimlanan-almanca-yazimin-turkcesi-soyledir-166</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bugun-munchener-merkur-gazetesinde-yayimlanan-almanca-yazimin-turkcesi-soyledir-166</guid>
                <description><![CDATA[Bugün Münchener Merkur gazetesinde yayımlanan Almanca yazımın Türkçesi şöyledir:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Münchener Merkur gazetesinde yayımlanan Almanca yazımın Türkçesi şöyledir:</p>

<p>Magdeburg’daki Noel pazarına bir aracın girmesi sonucu aralarında bir çocuğun da bulunduğu beş kişinin hayatını kaybettiği ve çok sayıda kişinin yaralandığı trajik olay hepimizi derinden sarstı. Bu insanlık dışı saldırıyı en güçlü şekilde kınıyorum.</p>

<p>Bu tür eylemler yalnızca masum insanları hedef almakla kalmıyor, aynı zamanda Almanya’daki birlikte yaşama kültürünü ve toplumsal barışı zedelemeyi amaçlıyor. Ancak barış ve dayanışma ruhunu koruyarak bu tür provokasyonlara en güçlü yanıtı verebiliriz. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına en derin taziyelerimi iletiyor, yaralılara ise acil şifalar diliyorum.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/merkur.jpg" style="height:500px; width:500px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Dec 2024 14:41:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalabalıktan yalnızlık çıktı!</title>
                <category>Ali Kayadibi</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/kalabaliktan-yalnizlik-cikti-165</link>
                <author>alikayadibi20@gmail.com (Ali Kayadibi)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/kalabaliktan-yalnizlik-cikti-165</guid>
                <description><![CDATA[Kalabalıktan yalnızlık çıktı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dijital çağın hastalıkları hızla ruhumuzu sardı.</p>

<p>Tee 1960’lı yılların başında bestesi Teoman Alpay’a, güftesi Hikmet Münir Ebcioğlu’na ait nihavent makamındaki “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım” şarkısında insanın yalnızlığına işaret edilmiş.&nbsp;</p>

<p>Yalnızlığın yozlaştırıcı, sosyal varlık olan insanın tek başına kalmışlığını kederli, hüzünlü sözlere döken bu duygu, günümüzde kadere dönüştü. Hem de kendi ellerimizle…<br />
Önceki yazımda dijital etkilerin insan beyninde yarattığı etkiyi anlaşmıştım.&nbsp;Oxford Sözlüğü, “Brain Rot”u 2024’ün kelimesi seçti. Yani beyin çürümesi! &nbsp;</p>

<p>Beyinsel mekanizmaların ekran karşısında felce uğradığını, eleştirel düşünce ve sorunlarla baş etme çabası göstermeden içerikler arasında kaybolma durumunu anlatıyor. Türk Dil Kurumu (TDK) 2024 yılının kelimesini “kalabalık yalnızlık” olarak belirledi. &nbsp;</p>

<p>TDK ve Ankara Üniversitesi İletişim Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (İLAUM) işbirliğiyle halk oylamasına sunuldu. Yaklaşık 1 milyon kişinin oylamasında kalabalık yalnızlık tercih edildi.&nbsp;</p>

<p>Kalabalık yalnızlık bugünkü hayatın özeti.</p>

<p>Teklik ifade eden yalnızlık ve çokluğu anlatan kalabalık, birbirine zıt gibi görünüyor. Ancak bir arada var olabiliyor.<br />
Sosyolojik, psikolojik ve iletişim kavramlarıyla açıklanabilen bu durum, aslında bireylerin günlük hayatında kurdukları ilişki biçimlerinin sonucu…</p>

<p>İlk bakışta yaşam alışkanlıkları içinde kalabalık, yalnızlık duygusundan kurtuluş için bir çözüm gibi görünüyor.&nbsp;<br />
Yalnızlık hissini artıran tehdit, dijital dünyanın kuşattığı yaşam biçiminden geliyor.&nbsp;<br />
,</p>

<p>Gelip geçici ilişkiler, yalnızlık hissini derinleştiriyor.</p>

<p>Sosyal medya ortamında takipçi ve beğeni sayısına önem atfedilmesi, sanal kalabalıklar oluşturmasının yanıltıcı darbesiyle kişiyi yalnızlaştırıyor.&nbsp;<br />
Sosyolojik olarak hayat hızının artması, insan ilişkilerinin hareketliliği toplumsal bağları zayıflatıyor.&nbsp;</p>

<p>Bu karmaşa içinde bağ kurmakta zorlanan bireyler, kalabalıklar içinde canlı, içten ve insanî bağlar kuramamanın hazin sonucuyla yüzleşiyor.&nbsp;<br />
Hatta aynı ev içinde aile bireylerinin olması, aynı yemek masasında yalnız hissetmeyi engelleyemez hale geliyor.</p>

<p>BENZERLERİN FARKLILIĞI</p>

<p>Oxford Sözlüğü’nün, “Brain Rot”u, yani beyin çürümesini 2024’ün kelimesi seçtiğini belirttik ya başta… Hah işte bizim TDK’nin seçtiği kalabalık yalnızlık da aynı dijital mecranın eseri…&nbsp;</p>

<p>Sosyal medyayı eğlencelik ve gereksiz kullanmayla beyni uyuşturan içeriklerin sonsuza kadar kaydırılarak izlenmesinin yarattığı “beyin çürümesi” ile kendini beğeni ve takipçi sayısıyla sosyal varlık kabul eden “kalabalık yalnızlık” kavramı aynı çelişkinin ürünü…</p>

<p>Son olarak şunu da ekleyelim; TDK’nin 2024’te yılın kelimesine aday gösterdiği diğer sözcükleri de verelim.</p>

<p>Sosyal medyada sorumlu davranmayı ifade eden “ağırbaşlı”, bir ürünün fiyatını talebi göre değiştirmeyi belirten “dinamik fiyatlandırma”, arka plan bilgisi olup kolektif ifade biçiminde kullanılan “lore”, romantizm ve fanteziyi birleştiren kurgun türünü niteleyen “romantasy” ve yapay zekayla üretilmiş düşük kaliteli içerikler için kullanılan “slop” oldu.<br />
Tee 1960’larda yalnızlık acısını göklere çıkaran şiirsel anlatım, bugün yeryüzüne hatta içimize işledi. Hem de hayat gerçeği olarak!<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Dec 2024 15:01:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2021/04/ali-kayadibi-1619294080.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GURBETÇİNİN KISMETİ: YAĞMURLU GÜNLERİN ŞEMSİYESİ OLMAK!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetcinin-kismeti-yagmurlu-gunlerin-semsiyesi-olmak-164</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetcinin-kismeti-yagmurlu-gunlerin-semsiyesi-olmak-164</guid>
                <description><![CDATA[GURBETÇİNİN KISMETİ: YAĞMURLU GÜNLERİN ŞEMSİYESİ OLMAK!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mobil ofisimde günlük gazeteleri okurken Avrupa Milli Gazete’deki şu haber gözüme ilişti: “CDU’NUN GÖZÜ AŞIRI SAĞ OYLARDA MI? ÇİFTE VATANDAŞLIKTA İPTAL TEHLİKESİ!”.</p>

<p>Almanya’da çifte vatandaşlık tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi, yıllardır verdiğimiz mücadelenin nasıl bir risk altında olduğunu bir kez daha hatırlattı. Daha önce defalarca çifte vatandaşlık yasasının önemini yazdım. “Almanya beklediğimiz çifte vatandaşlık yasasını çıkardı!” diye umut dolu yazılar kaleme aldım.</p>

<p>Fakat hep şunu söyledim: Türkiye, bu konuda üzerine düşeni yapmalı! Mavi kartlı vatandaşlarımız bir dilekçe ile Türk vatandaşlığına kabul edilmeli, bedelli askerlik ücreti 1000 Euro’ya düşürülmeli. Ancak maalesef bu çağrılarımız Türkiye’de hiç dikkate alınmadı.</p>

<p>Bugün geldiğimiz noktada, CDU ve AfD gibi partilerin çifte vatandaşlığı iptal etme vaatleriyle karşı karşıyayız. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için Büyükelçimize çağrıda bulunduk. İstanbul Milletvekilimiz Mustafa Kaya, Meclis’te konuyu gündeme taşıdı.</p>

<p>Saadet Avrupa Başkanı Samet Sami Temel, basın açıklamalarıyla dikkat çekmeye çalıştı. Ben de Milli Gazete köşemden, internet haber portallarından Haber Vizyon, Gurbet Postası, Vitrin Haber ve sosyal medyadan defalarca yazdım.</p>

<p>Senelerdir aynı şeyi söylüyoruz: Yurtdışı Türkler Bakanlığı kurulmalı, yurtdışı seçim bölgesi oluşturulmalı ve hatta siyasi partilerde yurtdışı Türklerden sorumlu bir genel başkan yardımcılığı mutlaka olmalı. Bu talepleri her fırsatta dile getirdik, yazdık, çizdik; ama ne yazık ki bu hayati konular hâlâ gereken önemi görmedi.</p>

<p>Bu tutum, Almanya’daki milyonlarca Türk’ün çifte vatandaşlık hakkını kaybetmesiyle sonuçlanabilir. Halbuki bu hak, sadece bir formalite değil, bir kimlik, bir aidiyet, bir bağdır. Şimdi tüm siyasi aktörlere sesleniyorum: Gurbetçilerin sesini duymak için daha ne bekleniyor? Yağmurdan sonra güneş açmasını mı?&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/sabann1.jpg" style="height:1151px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Dec 2024 00:58:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1000 EURO BEDELLİ ASKERLİK: ALMAN VATANDAŞI GENÇLER VE STRATEJİK BAĞLAR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/1000-euro-bedelli-askerlik-alman-vatandasi-gencler-ve-stratejik-baglar-163</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/1000-euro-bedelli-askerlik-alman-vatandasi-gencler-ve-stratejik-baglar-163</guid>
                <description><![CDATA[1000 EURO BEDELLİ ASKERLİK: ALMAN VATANDAŞI GENÇLER VE STRATEJİK BAĞLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Çifte vatandaşlığın önünü açmak amacıyla yurtdışında askerlik bedelinin bir defaya mahsus 1000 euro olarak belirlenmesine dair Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya’nın kanun teklifinde yeterince konuşulmayan bir konuya dikkat çekmek istiyorum.</p>

<p>ALMAN VATANDAŞI OLAN GENÇLERİMİZ HALİHAZIRDA ASKERLİKTEN MUAF TUTULMAKTADIR. DOLAYISIYLA, BU TEKLİF SADECE EKONOMİK DEĞİL, AYNI ZAMANDA SOSYAL BAĞLARI GÜÇLENDİRMEYE YÖNELİK STRATEJİK BİR HAMLEDİR.</p>

<p>Bedelli askerliğin 1000 euro olarak belirlenmesi talep edilmektedir. Bu, Almanya’da yaşayan gençlerimiz için oldukça stratejik bir adım niteliğindedir. Çünkü bu gençlerin büyük bir kısmı mavi kart sahibidir. Mavi kart, seçme, seçilme ve askerlik dışında Türkiye’de birçok hakka erişim sağlamaktadır.</p>

<p>Ancak yüksek askerlik bedelleri nedeniyle bu gençlerimizin çifte vatandaşlık istememesi gayet anlaşılır bir durumdur. Bu teklif, gençlerimize çifte vatandaşlık yolunu açmanın yanında, savunma bütçemize mevcut olmayan bir kaynaktan katkı sağlamayı da hedeflemektedir. Aidiyet duygusunun eksikliği, bireylerde çeşitli sosyal ve psikolojik sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Bu bağlamda, yurtdışında yaşayan gençlerimizin Türkiye ile daha güçlü bir bağ kurmalarını sağlamak, hem sosyal hem de ekonomik bir kazanç olacaktır. Bu teklifin hayata geçirilmesi, gelecekte gençlerimizin güvenlik ve beka sorunları oluşturmasının önüne geçecektir. Almanya’da euro kazanıldığı, Türkiye’de ise TL ile geçim sağlandığı yönünde getirilen eleştiriler, bu bağlamda yersizdir.</p>

<p>Çünkü Alman vatandaşı olan gençlerimiz şu an zaten askerlikten muaf tutulmaktadır. Dolayısıyla, bu teklif yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bağları güçlendirme amacını taşımaktadır. TL-euro tartışması bu bağlamda anlamsızdır. Yapılacak bu düzenleme, yurtdışındaki gençlerimizin Türkiye ile bağlarını güçlendirirken aynı zamanda adil ve sürdürülebilir bir çözüm sunacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak, bu teklif hem yurtdışındaki gençlerimizin aidiyet duygusunu güçlendirecek hem de ülkemizin savunma bütçesine katkı sağlayacaktır. Bunun stratejik bir adım olduğunu ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Dec 2024 22:18:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TIR ŞOFÖRLERİNİN GÜMRÜKLERDEKİ ÇİLESİ VE SILA YOLU SORUNLARI</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/tir-soforlerinin-gumruklerdeki-cilesi-ve-sila-yolu-sorunlari-162</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/tir-soforlerinin-gumruklerdeki-cilesi-ve-sila-yolu-sorunlari-162</guid>
                <description><![CDATA[TIR ŞOFÖRLERİNİN GÜMRÜKLERDEKİ ÇİLESİ VE SILA YOLU SORUNLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Sıla yolu ile ilgili yazılarımı internetten takip eden tır şoförlerinden gelen videolar ve mesajlar, bu güzergâhtaki çilenin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 6 Aralık 2024’te Sırbistan’dan Hırvatistan’a geçişte 3 gündür 25 kilometrelik kuyrukta beklediklerini aktardılar. 12 Aralık 2024’te ise Sırbistan’dan Bulgaristan’a geçerken en az 15 kilometrelik kuyrukta beklediklerini ve bu çileyi sürekli yaşadıklarını ifade ettiler.</p>

<p>Bu sorunlar, hem ticari hem de insani açıdan büyük kayıplara neden olmaya devam ediyor.</p>

<p>GÜÇLÜ DOSTLUKLAR, SOMUT ÇÖZÜMLER BEKLİYOR</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Macaristan ve Sırbistan gibi ülkelerle kurduğu güçlü dostluklar dikkat çekici. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın 2023 genel seçimlerinde “Erdoğan’ın kazanması için dua ettik” sözleri ya da Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in Erdoğan’a olan hayranlığını açıkça dile getirmesi, bu dostlukların samimiyetini gösteriyor. Ancak burada şu soruyu sormadan edemiyoruz: Bu güçlü ilişkiler, neden sıla yolunda tır şoförlerinin ve gurbetçilerin yaşadığı sorunlara çözüm üretmekte yetersiz kalıyor?</p>

<p>AVRUPA İLE TİCARET: GÜMRÜKLERDEKİ ÇİLE</p>

<p>Türkiye’nin Avrupa ile toplam ticaret hacmi 211 milyar dolara ulaşırken, bunun 60 milyar doları Almanya ile gerçekleşiyor. Bu dev ticaret hacmi, yolların ve gümrüklerin stratejik önemini daha da artırıyor. Ancak gerek lojistik gerekse gurbetçilerin geçişleri sırasında yaşanan kuyruklar, ticaretin omurgasını zedeliyor. Özellikle Sırbistan, Bulgaristan ve Hırvatistan gibi geçiş noktalarında yaşanan 20-25 kilometrelik kuyruklar, ciddi ekonomik kayıplara yol açıyor. Peron sayısının yetersizliği, personel eksikliği ve altyapı sorunları hâlâ çözülememiş durumda.</p>

<p>SILA KULESİ: ÇÖZÜMÜN ANAHTARI</p>

<p>,Bu güzergâhların tam orta noktasında bulunan Niş gibi bölgelerde modern bir Sıla Kulesi kurulmalıdır. Bu proje, yalnızca bir dinlenme tesisi değil, aynı zamanda bölgedeki tır şoförleri, gurbetçiler ve otobüs yolcularının ihtiyaçlarına cevap veren bir operasyon merkezi olmalıdır. Bu merkezde şu hizmetler sağlanabilir: •Konsolosluk Hizmetleri: Pasaport, vize ve resmi işlemler için bir temsilcilik. •Kaza ve Arıza İrtibat Merkezi: Yol kazalarında ve araç arızalarında hızlı müdahale. •Dinlenme ve Sağlık Tesisleri: Şoförlerin dinlenebileceği, sağlık kontrolü yaptırabileceği bir alan. •Koordinasyon ve Destek: Yol boyunca oluşabilecek yoğunlukların tespiti ve alternatif güzergâhlar için yönlendirme.</p>

<p>DİPLOMATİK GİRİŞİMLERİN ÖNEMİ</p>

<p>Cumhurbaşkanımızın Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan liderleriyle güçlü ilişkileri, sıla yolundaki bu sorunların çözümü için fırsata çevrilmelidir. Gümrüklerde peron ve çalışan sayısının artırılması, özellikle tır peronlarının genişletilmesi için diplomatik girişimlerde bulunulmalı ve Avrupa Birliği’nden lojistik altyapı desteği istenmelidir. Türkiye’nin Avrupa ile ticari ilişkilerindeki bu büyük pay, bu sorunların acilen çözülmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>SONUÇ: SOMUT ÇÖZÜMLER</p>

<p>Avrupa ile 211 milyar dolarlık ticaret hacmi olan Türkiye, sıla yolu gibi stratejik güzergâhlardaki altyapı sorunlarını görmezden gelemez. Türkiye’nin Balkanlar’daki güçlü dostlukları, yalnızca ticaret masalarında kalmamalı; gurbetçilerin ve tır şoförlerinin yıllardır yaşadığı bu çileyi bitirmek için somut adımlara dönüştürülmelidir.</p>

<p>Sıla yolu boyunca kurulacak bir Sıla Kulesi ve gümrüklerde yapılacak iyileştirmeler, Türkiye’nin güçlü liderliğini bir kez daha kanıtlayacaktır. Tır şoförlerinin ve gurbetçilerin bu çilesine kayıtsız kalınmamalı, modern lojistik çözümlerle yolculukları kolaylaştırılmalıdır. Güçlü dostlukların, güçlü çözümler getirmesi artık bir zaruret haline gelmiştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Dec 2024 18:40:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SURİYE’DEN SONRAKİ OYUNLARI BOZMAK İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/suriyeden-sonraki-oyunlari-bozmak-icin-tarihi-bir-firsat-161</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/suriyeden-sonraki-oyunlari-bozmak-icin-tarihi-bir-firsat-161</guid>
                <description><![CDATA[SURİYE’DEN SONRAKİ OYUNLARI BOZMAK İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde TBMM’de, Saadet Partisi İSTANBUL Milletvekili Sayın MUSTAFA KAYA’nın konuşmasını dinleme fırsatı buldum. KAYA, SURİYE’deki gelişmeler üzerine yaptığı açıklamada son derece dikkat çekici ve stratejik bir teklif sundu.</p>

<p>Bu teklif, yalnızca TÜRKİYE’yi değil, tüm bölgeyi ilgilendiren hayati bir meseleydi: TÜRKİYE, MISIR, İRAN ve PAKİSTAN arasında bir saldırmazlık anlaşması imzalanması. KAYA, bu dört ülkenin stratejik önemine vurgu yaparak şunları ifade etti: “Bugün bölgemizin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, bu ülkelerin birbirine düşman hale getirilmek istenmesidir. Eğer bu durum engellenmezse, bölgede kaos kaçınılmaz olacaktır.</p>

<p>TÜRKİYE, MISIR, İRAN ve PAKİSTAN bir an önce saldırmazlık anlaşması imzalamalıdır. Bu adım, yalnızca bugünkü krizleri değil, gelecekte ortaya çıkabilecek riskleri de ortadan kaldıracaktır.” KAYA’nın bu tespiti, aslında sadece bir uyarı değil, aynı zamanda bölgenin kaderini değiştirebilecek tarihi bir fırsat sunuyor. SURİYE’deki kriz, bölgede oynanan büyük oyunların bir parçası olarak, ülkelerin iş birliğine ne kadar ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>KAYA’nın dikkat çektiği gibi, bu oyunları bozmanın yolu, bölge ülkelerinin aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp barış ve iş birliği için ortak hareket etmelerinden geçmektedir.</p>

<p>GELECEĞİN ÖNÜNÜ AÇACAK TARİHİ ADIM</p>

<p>Saldırmazlık anlaşması, yalnızca bugünü değil, geleceği de kurtaracak bir adımdır. Bunun gerçekleşmesi için bölge liderlerinin güçlü bir irade göstermesi gerekmektedir. Tarih, bizlere her zaman iş birliğinin önemini hatırlatmaktadır. Eğer bu dört ülke bir araya gelip ortak bir zemin oluşturabilirse, dış müdahalelerin ve bölge üzerindeki baskıların da önü kesilecektir.</p>

<p>Sayın MUSTAFA KAYA’nın TBMM’de yaptığı bu konuşma, yalnızca bir teklif değil, aynı zamanda bölgenin kaderini değiştirebilecek stratejik bir çözüm önerisidir. Barış ve iş birliği için atılacak her adım, yalnızca bu coğrafyada değil, dünya genelinde kalıcı bir denge sağlayabilir. Ancak bu fırsat değerlendirilmezse, tarih yine büyük acılara tanıklık edebilir. Zaman daralıyor. MUSTAFA KAYA’nın sunduğu bu teklif, yalnızca bu dört ülkenin değil, tüm insanlığın ortak geleceği için tarihi bir adımdır. Bu çağrıya kulak vermek, tüm parti liderlerin omuzlarındaki tarihi bir sorumluluktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Dec 2024 11:17:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin çürümesi ya da kültürel kıyamet!</title>
                <category>Ali Kayadibi</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/beyin-curumesi-ya-da-kulturel-kiyamet-160</link>
                <author>alikayadibi20@gmail.com (Ali Kayadibi)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/beyin-curumesi-ya-da-kulturel-kiyamet-160</guid>
                <description><![CDATA[Beyin çürümesi ya da kültürel kıyamet!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Oxford Sözlüğü, “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Brain&nbsp;Rot</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">”u </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>2024</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">’ün kelimesi seçti. Bu terimin kayıtlı ilk kullanımı </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>1854”te Henry David</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"> </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Thoreau</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">’nun </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Walden</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"> adlı eserine kadar uzanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Entelektüel standartlarda düşüşü ifade etmek için kullanılan sözcük, karmaşık fikirlerin daha az değer gördüğüne dikkat çekiyor. Bu aynı zamanda </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>1840</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">’larda </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Avrupa</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">’daki “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>patates çürümesi</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">” ile mukayese ediliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Günümüzdeki şöhreti niye 2024 yılına damgasını vuracak ölçüde arttı?</span></span></p>

<p><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Dijital çağın yol açtığı zihinsel yorgunluğu iki sözcükle kavramlaştırmak için…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Bu terim, beyinsel mekanizmaların ekran karşısında felce uğradığını, eleştirel düşünce ve sorunlarla baş etme çabası göstermeden içerikler arasında kaybolma durumunu anlatıyor.</span></span></p>

<p><span style="color:#202122">“</span><span style="color:#202122"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Yılın kelimesi</strong></span></span></span><span style="color:#202122"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">” olmayı hak edecek “</span></span></span><span style="color:#202122"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Beyin çürümesi</strong></span></span></span><span style="color:#202122"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">”, bireyin beynini ve enerjisini düşük kaliteli, profesyonellikten uzak içeriklerle tüketmesi anlamı taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Kalitesiz, insan için kültürel değer üretmeyen internet içeriğine sürekli mâruz kalan kişinin olumsuz psikolojik ve bilişsel kaybına dikkat çekiliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Bilişsel sağlık</strong></span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"> deyip geçmeyelim. Zihinsel fonksiyonların, özellikle düşünme, öğrenme, hafıza ve dikkatin en uygun şekilde kullanılması bilişsel sağlıkla mümkündür.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Çevrenizde </span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>“dikkatimi toplayamıyorum, zihnim karışık, her şeyi unutuyorum, yaşamaktan zevk alamıyorum…”</strong></span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"> diye konuşanları aklınıza getirin ya da kendi durumunuzu gözden geçirin.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>ALFA KUŞAĞI’NIN DÖNÜŞÜMÜ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Aslında Twitter kullanıcılarının sözlüğüne 2007’de girmişti beyin çürümesi kelimesi… Flört, video oyunları ve “</span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>çevrimiçi takılmayı</strong></span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">” anlatmak için kullanıldı. 2024’te çevrimiçi kültüre aşırı dalmış olan </span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Alfa Kuşağı’nın</strong></span></span></span><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"> dijital alışkanlıklarını eleştirmek için daha sık tekrarlandı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Bu makaleyi ne kadar okunacağından kaygı duymadan yazıyorum. Bilgiyi temellendirme ve sorgulama (epistomolojik), ontolojik yani varlıkların en temelini sorgulama, didaktik (öğretme amacına yönelik) düşünme ve konuşma tarzımın sadece akademik dünyada değer göreceğini idrak ediyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Bu tercihimden dolayı beyin çürümesiyle ilgili görüş beyan etme hakkı talep etmiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Anlaşılır, akıcı, sade ve ana dili doğru kullanma çabam tamamen beyin çürümesi sonucu kültürel çözülme girdabından korunmak içindir. Zira dil, sadece iletişim aracı değil, bireysel ve toplumsal dönüşümlerin anahtarıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Beyin çürümesi de, dijital akımına kapıldığımız günümüz dünyasında insanın ruh halini iki sözcükle etkili bir kavrama dönüştürdü. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Bireyin ve toplumun kolayca ulaşabildiği bilgiyi kullanacak zihinsel gelişmeye dönüştüremediği gerçeğini bu sözcük net biçimde ifade ediyor. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>BRAIN&nbsp;ROT 2024’TE KALMAZ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Dijital dünyada bilgi kirliliğinin insan beyninde yarattığı gri tonlu tortuların silinmeyeceği de bir gerçek.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Dijital medya ve sosyal ağlar, aynı fikirleri mâruz bıraktığı bireyleri entelektüel çeşitlilikten mahrum edecek, zihinsel çabalarını engelleyip kültürel gelişmelerini durduracak. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Hızlı tüketim kültürüyle bireylere yüzeysel bilgiye dayalı davranışı öğretecek. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Eğitim sistemleri derin sorunlarla baş etmekte zorlanacak. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Beyin çürümesi sadece bireyler değil, toplum üzerinde de ağır sorunlar oluşturacak. Yanlış bilgilendirilmiş bireylerin siyasi tercihleri kolayca manipüle edilebilir. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Eleştirel düşünce kaybı yüzünden farklı görüşlere tahammül azalıp, toplumda çatışmalar artabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium">Beyin çürümesine karşı önlemler başka bir yazı konusu olsun diyerek nokta koyalım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#1f1f1f"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:medium"><strong>Sonuç olarak “Brain Rot” 2024’te kalmayacak! </strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 20:21:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2021/04/ali-kayadibi-1619294080.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GURBETTEKİ EMEĞİN HİKAYESİ: GÖZYAŞLARIYLA KURULAN KÖPRÜLER</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetteki-emegin-hikayesi-gozyaslariyla-kurulan-kopruler-159</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/gurbetteki-emegin-hikayesi-gozyaslariyla-kurulan-kopruler-159</guid>
                <description><![CDATA[GURBETTEKİ EMEĞİN HİKAYESİ: GÖZYAŞLARIYLA KURULAN KÖPRÜLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>63 yıl önce başlayan bir hikaye… Avrupa’nın dört bir yanına umut dolu bavullarla gönderilen genç Türk işçileri… Kim bilir hangi hayallerle, hangi umutlarla otobüslere, trenlere bindiler? Bir gurbet hikayesi, milyonlarca yüreği ikiye böldü: Bir yarısı sıla hasretiyle yandı, diğer yarısı yeni bir hayat kurma mücadelesiyle yoğruldu. Yurt dışına gönderilen işçiler yalnızca kendi ailelerini değil, aynı zamanda Türkiye’yi de ayakta tuttu.</p>

<p>Bu fedakarlıklar sayesinde Türkiye’nin kalkınmasında büyük bir rol oynadılar. Çocuklarının geleceği için kendi gençliklerini feda ettiler; birikimlerini Türkiye’ye gönderdiler, memleketlerinde evler, köprüler, yollar inşa edildi. Bu noktada rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Hürriyet’e verdiği röportajdaki şu tarihi sözleri yüreklerimizde yankılanıyor:</p>

<p><strong>“TÜRKİYE GURBETÇİNİN PARASIYLA YAPILDI.”</strong></p>

<p>“Bize döviz gönderen işçilerimiz, Türkiye’nin bugünlere gelmesinde en büyük kahramanlardır. O dövizler gelmeseydi, Türkiye ekonomik sıkıntılardan çıkamazdı.” Her kuruş, her alın teri, Türkiye’nin geleceği için taş üstüne taş koymuştu.</p>

<p>Ancak tüm bu fedakarlıkların karşılığı verildi mi? İşte asıl soru bu. Hükümetlerden “Seçim bölgesi istiyoruz” dedik, “Yok” dediler. “Yurtdışı Türkler Bakanlığı istiyoruz” dedik, “O da yok” dediler. Siyasi partilere “Yurtdışı Türklerden sorumlu genel başkan yardımcısı istiyoruz” dedik, “Buna gerek yok” dediler. Sanki 10 milyon gurbetçi hiç yokmuş gibi davranıyorlar.</p>

<p>Oysa gurbetçilerin gönderdiği her kuruş, Türkiye’yi kalkındırdı. Ama bu emeğin karşılığında hak ettikleri değer ve temsil hâlâ verilmiş değil. Bir düşünün… Ellerinde kısıtlı imkanlarla Almanya’nın, Fransa’nın, Belçika’nın fabrikalarında uzun saatler çalıştılar. Yabancı bir dilde, yabancı bir kültürde, kendi kimliklerinden ödün vermeden bir hayat kurdular. Ancak kalpleri hep Türkiye’deydi.</p>

<p>Gönderilen her kuruşun ardında bir umut vardı: “Bir gün döneceğiz.” Bugün dördüncü, hatta beşinci kuşak gurbetçilerimiz var. Ancak ilk kuşak, o büyük fedakarlığı yapan nesil, hiçbir zaman unutulmamalı. Onlar yalnızca ekonomik katkı sağlamadı, aynı zamanda kimliğimizi, kültürümüzü ve gururumuzu taşıyan birer bayraktı. Onların hikayesini sadece para gönderen insanlar olarak değil, memleket hasretiyle yanıp tutuşan kahramanlar olarak hatırlamalıyız.</p>

<p>Çünkü o ilk neslin fedakarlığı olmasaydı, belki de bugün Türkiye çok daha farklı bir yerde olacaktı. Her gurbetçinin bir hikayesi var, bir özlemi, bir acısı… Ve bu hikayeler hepimizin geçmişinde yankılanıyor. Unutmayalım: Türkiye’yi geleceğe taşıyan köprüler, gurbetçinin katkıları ile inşa edildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/sabanof.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Dec 2024 15:28:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BERLİN BÜYÜKELÇİSİ GÖKHAN TURAN’A ÇAĞRIM: ÇİFTE VATANDAŞLIK SÜRECİNDE STK’LARIN ROLÜ ÇOK ÖNEMLİ</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/berlin-buyukelcisi-gokhan-turana-cagrim-cifte-vatandaslik-surecinde-stklarin-rolu-cok-onemli-158</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/berlin-buyukelcisi-gokhan-turana-cagrim-cifte-vatandaslik-surecinde-stklarin-rolu-cok-onemli-158</guid>
                <description><![CDATA[BERLİN BÜYÜKELÇİSİ GÖKHAN TURAN’A ÇAĞRIM: ÇİFTE VATANDAŞLIK SÜRECİNDE STK’LARIN ROLÜ ÇOK ÖNEMLİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Sayın Büyükelçim, Öncelikle yeni görevinizden dolayı sizi tebrik ediyor, Almanya’daki vatandaşlarımız için yapacağınız hizmetleri şimdiden kutluyorum. Bu önemli görevinizde başarılar dilerken, çifte vatandaşlık süreciyle ilgili yaşanan zorlukları ve çözüm önerilerimi paylaşmak istiyorum.</p>

<p>Daha önce bu konuyu gazetede yayımlanan köşe yazımdan Berlin Büyükelçisi Sayın Ahmet Başar Şen’e hitaben yazmıştım. Ancak, ne yazık ki bu konuda bir geri dönüş alamadım. Belki sizden bu konuda bir girişim ve somut bir adım görme şansımız olur.</p>

<p>Ayrıca, yazımın içeriğine benzer bir şekilde Avrupa Saadet Partisi Başkanı Sayın Samet Sami Temel Bey’in de bu konuda önemli açıklamalarını okumuştum. Çifte vatandaşlık sürecindeki zorlukların çözümü için STK’ların rolüne dair çağrılarının oldukça isabetli olduğunu düşünüyorum.</p>

<p>Çifte Vatandaşlık Sürecinde Karşılaşılan Sorunlar Almanya’da yaşayan Türk vatandaşları için çifte vatandaşlık hakkı büyük bir fırsat olmuştur. Ancak, özellikle Alman vatandaşlığına başvurularda yaşanan yoğunluk nedeniyle sistem tıkanmış durumdadır. Bu durum, Türk vatandaşlığına yeniden geçiş süreçlerinde görme imkânı yok gibi. Birçok vatandaşımız, dijital işlemler ve başvuru evraklarının tamamlanması gibi teknik zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır.</p>

<p>STK’ların Sürece Katkısı Bu noktada, Berlin Büyükelçiliği’nin sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yaparak bu süreci kolaylaştırması büyük önem taşımaktadır. STK’ların bu süreçte aktif bir şekilde yer alması, vatandaşlarımızın başvuru işlemlerini daha hızlı ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlayabilir.</p>

<p>Öneriler •Sivil toplum kuruluşlarıyla istişare toplantıları düzenlenerek sürece dair bilgi paylaşımı yapılmalıdır. •STK’ların vatandaşlara başvuru süreçlerinde rehberlik etmeleri için gerekli destek verilmelidir. •STK ofislerinde hafta sonları gönüllü personel desteğiyle başvuru yapmak isteyen vatandaşlara yardımcı olunmalıdır. •Sivil toplum kuruluşlarında, çifte vatandaşlık başvurularının yanı sıra diğer konsolosluk işlemleri için kalıcı destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.</p>

<p>Birlikte Daha Güçlü Bir Toplum Sayın Büyükelçim, çifte vatandaşlık gibi tarihi bir hak, ancak doğru yönlendirme ve etkin destek mekanizmalarıyla toplumumuz için gerçek bir fırsata dönüşebilir. Bu süreçte sizin öncülüğünüzde atılacak adımlar, Almanya’daki Türk toplumunun birliğini güçlendirecek ve Türkiye ile olan bağlarını daha da sağlamlaştıracaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Dec 2024 18:40:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAYAT... BEDENİMİZLE, ZİHNİMİZLE, RUHUMUZLA YAPTIĞIMIZ SEÇİMLERDİR</title>
                <category>Gülten Abacı</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/hayat-bedenimizle-zihnimizle-ruhumuzla-yaptigimiz-secimlerdir-157</link>
                <author>abaci1966@gmail.com (Gülten Abacı)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/hayat-bedenimizle-zihnimizle-ruhumuzla-yaptigimiz-secimlerdir-157</guid>
                <description><![CDATA[HAYAT... BEDENİMİZLE, ZİHNİMİZLE, RUHUMUZLA YAPTIĞIMIZ SEÇİMLERDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz biliyoruz ki, Hayat yalnızca nefes alıp vermek ya da zamanın akışı içinde var olmaktan ibaret değildir. Hayat, anlam arayışı, seçimlerimiz ve bu seçimlerin yarattığı etkilerdir. Her an, Bedenimizle, ruhumuzla ve zihnimizle verdiğimiz kararlarla şekillenir ve derinleşir.</p>

<p>Insanlar Doğa'nın en muhteşem varlıklarıdır. Bizi biz yapan, sadece fiziksel ve bedensel varlığımız değil; Ruhumuzun derinlikleri, zihnimizin karmaşık yapısı ve bu üçlü arasındaki uyumdur. Hayat yolculuğumuz boyunca, Bu üç unsurun dengede olması, sağlıklı, huzurlu ve anlamlı bir yaşam sürmemizi sağlayan en güclü anahtarlardır. Bedenimiz, yaşamla kurduğumuz fiziksel bağdır. Ona nasıl davrandığımız, nasıl koruduğumuz, aslında hayata ne kadar değer verdiğimizin bir göstergesidir.</p>

<p>Sağlıklı bir beden, yaşam enerjimizi yükseltir, hayallerimizi gerçekleştirme yolunda bizi güçlü kılar enerjik ve üretken olmamızı sağlar. Fiziksel sağlığımıza dikkat etmediğimizde, bu ihmal yalnızca bedenimizi değil, ruhumuzu ve zihnimizi de olumsuz etkiler. Unutulmamalıdır ki, bedenimiz bize verilen bir emanettir; ona iyi bakmak, hayatımızı değerli kılmak demektir. Ruhumuz ise, Hayatınımızın duygusal ve manevi boyutunu temsil eder.</p>

<p>Sevgi, mutluluk, acı, umut gibi duygular, ruhumuzun derinliklerinden yükselir. Ruhumuzu beslemek; sanatla, doğayla, müzikle,sevgiyle ve içsel huzurla mümkündür. Ruhsal denge, yaşamın anlamını bulmamızda bize yol gösterir. Zihin, düşüncelerimizin merkezi, hayatı nasıl algıladığımızın belirleyicisidir. Pozitif düşüncemizle sorgulama yetkisi ve öğrenme arzusu ile zihnimiz daha güçlü hsle gelir.Zihnimizi beslemek, yaşamı anlamlandırmamızı sağlar ve geleceğimizi şekillendirir.</p>

<p>Hayatımızın gerçek zenginliği, bu üç unsurun yani — beden, ruh ve zihin —sağlığının uyum içinde çalışmasıyla ilgilidir. Bu dengeyi kurduğumuzda, hayat yalnızca var olmakla değil, Mutlu bir şekilde yaşanır hale gelir. Yaşamda bedenimize iyi bakmalı, ruhumuzu beslemeli ve zihnimizi sürekli geliştirmeliyiz. Çünkü sağlıklı bir beden, huzurlu bir ruh ve berrak bir zihin, gerçek anlamda dolu dolu bir yaşamın anahtarıdır. Hayat yolculuğumuzda bu dengeyi kurduğumuzda, sadece var olmakla kalmaz, gerçekten sağlıklı ,huzurlu ve Mutlu bir şekilde yaşamamızı sağlamış oluruz.Kalben sevgilerimle....</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Dec 2024 12:07:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/09/gulten-abaci-1757350122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MHP ÜLKE YÖNETİMİNE TALİP OLMALIDIR.</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/mhp-ulke-yonetimine-talip-olmalidir-156</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/mhp-ulke-yonetimine-talip-olmalidir-156</guid>
                <description><![CDATA[MHP ÜLKE YÖNETİMİNE TALİP OLMALIDIR.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE, MHP FİKRİYATINININ İKTİDARA GELMESİNE MUHTAÇ; TÜRKÇÜ- MİLLİYETÇİ KADROLAR DA HİZMETE HAZIRDIR.&nbsp;</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kökleri-mazisi tarihin derinlikleriyle ifade edilen, 7 bin yıllık bir çınar, muhteşem bir geçmişe sahip bir milletin, kültürün, medeniyetin varisidir.<br />
Türkiye “bölgesel bir güç” olmanın yanısıra, bir “ Süper Güç olabilme” imkan ve kabiliyetine de sahiptir.<br />
Bu sebepledir ki; dahili ve harici düşmanlar “ işbirliği halinde” Türkiye’yi güçsüz düşürmeye, gücünü başka noktalara kanalize etmeye mecbur bırakılmaktadır.<br />
1970-1980 yılları arasında sağ, sol mücadelesi &nbsp;ile 5 bin vatan evladını “hayatlarının baharında” anarşiye kurban veren Türkiye, 70’ li yılların ortalarından itibaren de &nbsp;onlarca Diplomatımız Ermeni Teröristler (ASALA TERÖR ÖRGÜTÜ) tarafından şehit edilmesiyle “ kolu-kanadı kırılmak suretiyle” güçsüzleştirilmek istenmiştir.</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ nin 1970’li yıllarda CIA Ankara Büro Şefi olan Paul Henze &nbsp;12 Eylül 1980 Askeri darbesinin başarıyla sonuçlanmasını dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ a “ Bizim Çocuklar Başardı” diye müjdelemesi ile<br />
Türkiye’de yeni bir dönem başlatıldı.<br />
ABD güdümlü 12 Eylül darbesi &nbsp;ABD’ nin “ kolayca kullanabileceği kişilerin” siyasi iktidarı ele geçirmesine imkan hazırladı.<br />
Bu dönemde Ülkücü-Milliyetçi Kesimin “ Beyin Takımı, Gençlik Liderleri ve Eğitimcileri” Mamak zindanlarına tıkılırken” &nbsp;Sol’ un “ ayak takımı” da ceza evlerinde konuk edildi. 12 Eylül &nbsp;darbecileri o kadar “ eşitlikçi” davranıyordu ki; bir sağdan, bir soldan &nbsp;mantığıyla gençlerimiz dar ağacına gönderiliyordu…<br />
12 Eylül askeri darbesi sonrası darbeci generaller “ vazifesini çok iyi yapmış”<br />
Apolitik bir gençlik yetişmesine imkan hazırlamış, darbe ürünü partilerden Anavatan Partisi de üzerine düşeni yaparak “ köşe dönmek, kolay para kazanmak, çalışmadan servet edinmek” gibi kişisel hedeflere yönelmiş , ülke meselelerine bigane, apolitik, hedefsiz bir gençlik ortaya çıkmasına imkan sağlamıştır…</p>

<p>1978 yılında Diyarbakır’ın Lice İlçesinde kurulan Kürdistan İşçi Partisi(PKK) ilk yıllarda bazı şehir eylemleri yaparak palazlandı, 1984 yılında ise Türkiye’nin “başına bela bir örgüt olarak” ortaya çıktı.<br />
Bilinen gerçekleri yinelemek yerine hep birlikte yaşadığımız 40 yılın bilançosunu vererek yetinmek istiyorum:<br />
8 bin 600’ ü asker, polis, korucu ve güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 15 bin şehit vermemize mal olan bu dönemde hain teröristler kahraman asker ve güvenlik güçlerimizle girdikleri çatışmalarda 46 bin kayıp vermişlerdir.&nbsp;<br />
PKK Terörü yüzünden hayatını kaybetmiş olanların sayısı 61 bin kişiyi aşmıştır.<br />
Türk Devleti terörle mücadelede &nbsp;1 trilyon ABD Doları harcama yapmıştır.</p>

<p>Türkiye’ nin devlet ve özel sektör tüm dış borçlarının 600 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa “ sadece maddi tahribatın bile” ne denli yüksek olduğu ve bu “ terör harcaması olmamış olsaydı”&nbsp;<br />
Türkiye’ nin ne kadar daha geniş imkanlara sahip olabileceğini hesaplamak zor olmasa gerek…</p>

<p>ÜLKÜCÜ KADROLAR &nbsp;HİZMETE HAZIR.<br />
MHP GÖREVDEN KAÇAMAZ!…<br />
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)bilinen “Şanlı” mazisi, Yetişmiş kadroları, var olan yetişmiş elemanları, bürokrasideki deneyimli kadroları ile Türkiye’yi yönetebilecek yetkinlik ve kabiliyettedir.</p>

<p>Milliyetçi Hareket Partisi mevcut gücü ve “ ağırlığıyla” iktidar alternatifi olarak görülmese de; hakikat tam da öyle değil.<br />
Bugün şu gerçeği dost, düşman herkes biliyor ki, “ Ülkücü Kadrolar” başta CHP olmak üzere bütün partilerde siyaset-hizmet yapma imkanı bulmakta, hatta tercih edilmektedirler. Bunun dışında, “ hayatının bir döneminde MHP’ de &nbsp;siyaset yapmış” Milliyetçi, Ülkücü vatan evladı, BABA OCAĞI bildikleri Milliyetçi Hareket Partisi’nde gerekli şefkati görmek şöyle dursun adeta dışlanmış, partiyi terk etmeye zorlanmış hatta ihraç edilmiş olmalarından dolayı başka oluşumlarda kendilerine yer bulmuşlardır.&nbsp;<br />
Kerhen de olsa &nbsp;başka partilerde siyaset yapmak veya köşesinde oturup partisinin “ gerçek kimliğine geri dönmesini bekleyen “ milyonlarca Ülkücü, &nbsp;“büyük günün kucaklayıcı çağrısının özlemiyle “ yanıp tutuşmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Sayın BAHÇELİ bir “GÖNÜL SEFERBERLİĞİ” ilan etmeli bütün Ülkücüleri Birlik olmaya ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) saflarına katılmaya davet etmelidir.</p>

<p>MHP , davet sonrası gerçekleşecek katılımlarla &nbsp;oluşacak “birlik olma ruhu” ve özgüveniyle tüzük, parti proğramı ve yeni katılımcıların seçilmesine imkan tanıyacak şekilde “ büyük kurultaya” gitmeli, gerekirse bir hafta sürebilecek geniş katılımlı bir kurultay ile partinin ve ülkenin geleceği ile ilgili “ beyin fırtınası” yaparak ideal bir parti tüzüğü ve proğramı ile “ Yeni MHP’yi Türk Milleti’ nin beğenisine sunmalıdır.&nbsp;<br />
MHP, parti içi demokrasinin uygulandığı bir parti olmalı sözde değil özde “ Türk Asrının” teoride ve pratikte yoğrulduğu-kotarıldığı bir yuva, bir ocak olmalıdır.&nbsp;<br />
Küçük olsun benim olsun anlayışını terkederek, Büyük Buluşmayı gerçekleştirmek zorunda olduğumuzun bilinciyle hareket etmeliyiz.</p>

<p>Milliyetçiliği, Ülkücülüğü ön plana çıkartan &nbsp; Büyük Önder Atatürk, Ziya Gökalp ve Alparslan Türkeş’ in anladığı manada Türkçü-Milliyetçi &nbsp;fikirlerin hakim olduğu bir parti proğramı ve Dokuz Işık Doktrini’nin milletimize anlatılması suretiyle geniş bir teveccühe mazhar olacaktır.</p>

<p>Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’ in siyasi mirası, bugün irili ufaklı partiler tarafında bölünmüş bir şekilde yüzde 25’lik bir oy potansiyeline sahiptir.&nbsp;<br />
Milliyetçi Hareket Partisi,<br />
Milliyetçi-Ülkücü Partileşmenin ilk ve en güçlü partisi olduğuna göre; dağılmış, başka partilere gitmiş, hatta; “partisini arayan” milyonların gönlünde bir zamanlar yer etmiş olan MHP bir “ öze dönüş hareketine” öncülük etmeli ve “büyük daveti” başlatmalıdır.<br />
Hiç bir komplekse kapılmaksızın, daveti gerçekleştirmek, gerekirse defalarca çağrıda bulunmak ve bölünmüşlüğü sonlandırarak &nbsp;“BİRLEŞİP İKTİDARA YÜRÜMEK “ yüce milletimize karşı yerine getirilmesi &nbsp;gereken bir görevdir.</p>

<p>Tavanda meydana gelebilecek bir “ kucaklaşma” tabanda da teveccüh bulacak ve oluşacak sinerji ile Milliyetçi Kadrolar hep birlikte iktidar alternatifi olabilecek çalışmaları ortaya koyabilecektir.<br />
Başta &nbsp;MHP Genel Başkanı Sayın &nbsp;Dr. Devlet Bahçeli ve partinin üst düzey yöneticileri , “mahkeme Kadı’ya Mülk Değildir” özdeyişinde ifade edildiği gibi SİLKİNMELİ, eğer kendilerinde Türkiye’ yi idare edebilecek EFORU görmüyorlarsa işgal ettikleri mevkileri genç, dinamik, idealist ve “ teslimiyetçi olmayan” Türkçü-Ülkücü kadrolara terketmesini bilmeleri, tarihi bir vebalden kurtulmaları için bir fırsattır.&nbsp;</p>

<p>Aksi halde Türkiye, meçhule doğru gidecek olması muhtemel bir yolda olmaya devam edecek demektir.</p>

<p>Türkiye İdealist, “Her şey Türk için, Türk’e göre ve Türk Tarafından” şiarıyla hareket eden kadroların iş başına gelmesine her zaman olduğundan daha fazla ihtiyaç duymaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Nov 2024 11:48:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YURTDIŞINDAKİ TÜRKLER: YAĞMUR YAĞINCA HATIRLANAN ŞEMSİYE Mİ?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/yurtdisindaki-turkler-yagmur-yaginca-hatirlanan-semsiye-mi-155</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/yurtdisindaki-turkler-yagmur-yaginca-hatirlanan-semsiye-mi-155</guid>
                <description><![CDATA[YURTDIŞINDAKİ TÜRKLER: YAĞMUR YAĞINCA HATIRLANAN ŞEMSİYE Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Yurtdışında yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısına sağladıkları katkılarla her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Döviz transferlerinden kültürel bağların güçlendirilmesine kadar pek çok alanda bu vatandaşlar, Türkiye’nin gücüne güç katmıştır.</p>

<p>Ancak, Türkiye siyaseti açısından bakıldığında, bu milyonlarca insanın gündemdeki yeri genellikle seçim dönemleriyle sınırlı kalıyor. Yurtdışındaki Türkler seçimlerde ve krizlerde hatırlanmamalı; onların sorunları ve beklentileri, siyasi ve toplumsal karar süreçlerinin sürekli bir parçası olmalıdır.</p>

<p>Adeta yağmur yağınca akla gelen bir şemsiye gibi…</p>

<p><strong>SİYASİ PARTİLERDE TEMSİLİYET EKSİKLİĞİ</strong></p>

<p>Bugün yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları, İstanbul ve Ankara’dan sonra en büyük seçmen kitlesini oluşturuyor. Ancak siyasi partiler, bu gerçeği kendi yapılarında yeterince yansıtmıyor. Neden hiçbir siyasi partide yurtdışındaki Türklerden sorumlu bir genel başkan yardımcısı yok? Bu, yurtdışındaki vatandaşların sorunlarını ve beklentilerini doğrudan siyasetin merkezine taşıyacak bir adım olmaz mı?</p>

<p>Eğer gerçekten yurtdışında yaşayan Türklerin sesini duyurmak istiyorsak, siyasi partilerin öncelikle kendi içlerinde bu temsil mekanizmalarını kurmaları gerekiyor.</p>

<p><strong>DELEGASYON SİSTEMİNDE BÜYÜK EKSİKLİKLER</strong></p>

<p>Ayrıca, siyasi partilerin delegasyon sistemlerinde de büyük bir eksiklik göze çarpıyor. İstanbul ve Ankara’dan sonra en büyük seçmen kitlesi yurtdışında bulunmasına rağmen, yurtdışındaki seçmenler için neden en az bir İzmir kontenjanı kadar delege ayrılmıyor? Bu durum, milyonlarca yurttaşın sadece seçim zamanı hatırlandığı algısını daha da pekiştiriyor.</p>

<p>Yurtdışı seçim bölgesi veya Yurtdışı Türkler Bakanlığı talepleri dile getirilirken, siyasi partiler bu anlayışı önce kendi bünyelerinde hayata geçirmeli. Ancak o zaman bu talepler samimiyet kazanır.</p>

<p><strong>SİYASETTE SİSTEMATİK DEĞİŞİM GEREKLİLİĞİ</strong></p>

<p>Yurtdışında yaşayan Türklerin, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal geleceğinde etkin bir rol oynayabilmesi için sistematik bir değişime ihtiyaç var. Bu değişimin ilk adımı da siyasi partilerin kendi iç yapılarında bu temsiliyeti sağlamasından geçiyor. Eğer yurtdışı Türklerin önemi gerçekten anlaşılıyorsa, bu önem önce partilerin karar alma mekanizmalarına yansımalı.</p>

<p>Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız artık sadece bir “seçmen” olarak değil, Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi bireyler olarak görülmeli. Ayrıca bu vatandaşlar, kriz ve seçim dönemlerinin dışında da sürekli olarak gündemde tutulmalı; Türkiye’nin geleceğine dair tüm kararlara aktif katkı sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır.</p>

<p><strong>YURTDIŞINDAKİ TÜRKLER: ŞEMSİYE DEĞİL, KÖPRÜ OLMALI</strong></p>

<p>Türkiye siyasetinin yurtdışındaki Türkleri artık bir “şemsiye” olarak değil, daimi bir köprü olarak değerlendirme zamanı çoktan geldi. Çünkü bu milyonlarca insan, yalnızca seçim dönemlerinde değil, her zaman ülkenin bir parçasıdır.</p>

<p>Siyaset, bu gerçeği kabul edip buna uygun adımlar atmalı. Yurtdışındaki Türkler, Türkiye’nin küresel bir güç olarak ilerleyişinde vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu rolün hakkını vermek, yalnızca söylemlerde değil, icraatta da belirgin bir şekilde görülmelidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Nov 2024 18:31:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALMANYA’DA İFLAS DALGASI BÜYÜYOR: ÇEVRECİLER NEDEN SESSİZ?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/almanyada-iflas-dalgasi-buyuyor-cevreciler-neden-sessiz-154</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/almanyada-iflas-dalgasi-buyuyor-cevreciler-neden-sessiz-154</guid>
                <description><![CDATA[ALMANYA’DA İFLAS DALGASI BÜYÜYOR: ÇEVRECİLER NEDEN SESSİZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’da iflas dalgası büyümeye devam ediyor. Artan maliyetler, düşük talep ve ekonomik belirsizlikler yalnızca küçük işletmeleri değil, dev şirketleri de sarsıyor. Bosch, Ford ve Thyssenkrupp gibi sektör devleri binlerce işçiyi işten çıkarma planları yaparken, Federal İstatistik Ofisi’nin verilerine göre Ekim ayında iflas başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre %22,9 oranında artış gösterdi.</p>

<p>Bu yılın sonunda 20 binden fazla şirketin iflas etmesi bekleniyor. Durum bu kadar ciddi bir hal almışken şu soruları sormak gerekiyor: Nerede Yeşiller ve çevreciler? Şirketler bu ekonomik krizle mücadele ederken neden sessizler? Çevrecilerin Almanya’daki binlerce işsiz gencin ve kapanan şirketlerin sorunlarına yönelik somut bir çözüm önerisi sunmamaları dikkat çekiyor.</p>

<p>Şehir merkezlerinde hız limitlerini 30’a indirmek, Münih’de üçüncü pist inşaatına karşı çıkmak gibi konulara odaklanan çevreciler, binlerce kişinin işsiz kalması ve şirketlerin hayatta kalma mücadelesini görmezden geliyor. Almanya’nın ekonomik yapısını sarsan bu dalganın, sadece bireyler için değil, ülke ekonomisinin tamamı için ciddi bir tehdit oluşturduğu açıkça ortada.</p>

<p>Bunca iflasın yaşandığı bir ülkede, özellikle Münih Havalimanı’nda üçüncü pistin inşasının engellenmesi Almanya’nın çıkarına mı? İhracata dayalı bir ülke olan Almanya için güçlü bir hava ulaşımı altyapısı, küresel rekabet gücünü artıran en önemli unsurlardan biridir. Havalimanların kapasite sorunlarının çözülmemesi, Almanya’nın uluslararası ticaretteki avantajlarını kaybetmesine neden olabilir.</p>

<p>Çevrecilerin bu gerçeği göz ardı etmesi, ekonomik sürdürülebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasındaki dengeyi kaçırdıklarını gösteriyor. Almanya’nın ekonomik gerçeklerini unutmamak gerekiyor. Bu ülkenin petrol yatakları yok. Sanayi ve ticaret, Almanya’nın ekonomik lokomotifidir.</p>

<p>Eğer bu lokomotif durursa, çevre projelerine destek bulmak da imkânsız hale gelir. Çevrecilerin sadece çevresel sürdürülebilirliği değil, ekonomik sürdürülebilirliği de göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Şirketlerin iflası ve işsizlik oranlarının artışı sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda Almanya’nın ekonomik ve çevresel hedeflerini baltalayan bir krizdir. Dengeli bir yaklaşım, Almanya’nın geleceği için hayati önem taşımaktadır. Şaban Turhal</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 19:52:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MAVİ KARTLILAR NEDEN BU KADAR ZORLANIYOR?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/mavi-kartlilar-neden-bu-kadar-zorlaniyor-153</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/mavi-kartlilar-neden-bu-kadar-zorlaniyor-153</guid>
                <description><![CDATA[MAVİ KARTLILAR NEDEN BU KADAR ZORLANIYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de izinli olan Ali İmamoğlu gibi kıymetli bir dostun telefonuyla öğrendiğim bu hikâye, yaşanan benzer pek çok olay gibi, Türkiye’deki bürokrasinin insan hayatını nasıl karmaşıklaştırabildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Gurbetçi bir aile, Türkiye’de yaşamayı seçmiş. Eşlerden biri Alman vatandaşı ve mavi kart sahibi, diğeriyse Türk asıllı. Çifte vatandaşlık için Türk vatandaşlığına başvuruda bulunmuşlar.</p>

<p>Ancak süreç, tamamlanmış gibi görünse de, son anda karşılarına çıkan bir bürokratik engel yüzünden adeta bir çıkmaza girmiş. Tüm belgeler hazırken, Almanya’dan medeni hali belgeleyen “apolettli” bir belge talep edilmiş. Ancak ailenin ikameti Türkiye’de. Bu belgeyi temin etmek için Almanya’daki bir akrabalarına vekâlet vermişler. Ne var ki, Almanya’da başvurulan ilgili makamlar, “burada yaşamıyorlar, adresleri yurtdışında, bu belgeyi veremeyiz” diyerek süreci tıkamış.</p>

<p>Peki ellerinde evlilik cüzdanı varken, hâlâ medeni hal belgesi neden isteniyor? İnsanların zaten evliliklerini kanıtlayan resmi bir belge mevcutken, bu belgelerin tekrar tekrar talep edilmesi neden? Daha da önemlisi, bu engelleri çıkaran sistem, aynı zorlukları Suriyeli sığınmacıların vatandaşlık işlemlerinde de uyguluyor mu? Yoksa Türk asıllı Alman vatandaşlarına mı özel bir bürokratik zulüm var? Mavi kart sahipleri, Türkiye’ye aidiyet hisseden ve burada yaşamak isteyen insanlardır.</p>

<p>Onlara zorluk çıkarmak yerine, süreçlerin daha kolaylaştırıcı ve teşvik edici olması gerekmez mi? İnsanların ülkemize olan bağlılığını pekiştirmek varken, neden onları bürokratik labirentlerde boğuyoruz? Bu tür olaylar, ülkenin vatandaşı ya da vatandaşı olmak isteyen insanlar üzerinde büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Türkiye, bu kadar karmaşık ve yıpratıcı süreçlerle kendi insanını ve geleceğini kaybetme riskiyle karşı karşıya.</p>

<p>Ne yazık ki, benzer zorlukları Almanya’da yaşayan bizler de sıklıkla tecrübe ediyoruz. Türkiye’de yaşanan bu tür bürokratik engeller, yurtdışında yaşayan milyonlarca Türk’ün yaşadığı sorunların bir yansıması Bürokrasi, çözüm için değil, engel çıkarmak için mi var? Bu soruların cevabını aramak ve gerekirse çözüm için sesimizi yükseltmek hepimizin görevi. Çünkü bu sistem yalnızca bireyleri değil, Türkiye’nin geleceğini de kaybetme riski taşıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Nov 2024 18:48:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sayın Bilge Başkanım Temel Karamollaoğlu’na</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/sayin-bilge-baskanim-temel-karamollaogluna-152</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/sayin-bilge-baskanim-temel-karamollaogluna-152</guid>
                <description><![CDATA[Sayın Bilge Başkanım Temel Karamollaoğlu’na]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sayın Bilge Başkanım Temel Karamollaoğlu’na, Yeni nesil siyasetin Saadet Partisi’nde artık çok adaylı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. Bu adımı, sizin liderliğinizde gerçekleştirmek, partimiz adına güçlü bir başlangıç olacaktır. Adaylar için adil bir zemin hazırlanmalı ki, adaletsizliğe mahal verilmesin.</p>

<p>Saadet Partisi’nin geleceği için köklü bir dönüşüm sürecine girmesi gerektiğini düşünüyorum. Saadet Partisi ve Millî Görüş hareketi, uzun yıllardır lider merkezli bir yapıyla varlığını sürdürdü. Bu yapı, güçlü bir liderin rehberliğinde şekillenen bir hareket anlayışını temel aldı. Merhum Necmettin Erbakan Hocamız, bu hareketin öncüsü olarak yalnızca siyasi çizgiyi değil, aynı zamanda ideolojik yönü de belirleyen bir liderdi.</p>

<p>Onun önderliğinde, parti kongreleri genellikle tek aday üzerine kuruluydu; lider belliydi ve onun çizgisi tartışmasız kabul ediliyordu. Ancak Erbakan Hoca’nın vefatından sonra bu liderlik anlayışı doğal olarak sorgulanmaya başlandı. Onu izleyen dönemde, sizin gibi bilge bir başkanımızın önderliğinde, sağlık nedeniyle bir kongre yapma kararı alındı. Saadet Partisi’nde yeni bir liderlik tarzının gerekliliği daha da belirgin hale geldi. Bugün, partiyi sadece bir kişinin karizması ve vizyonu ile değil, ortak akıl ve kadro hareketiyle yönetmenin vakti gelmiştir.</p>

<p>Kongrelerimizde artık çok adaylı bir yapının benimsenmesi, partimize yeni bir dinamizm kazandırma potansiyeline sahiptir. Bu süreçte adayların ortak bir listede yer alması ve anlaşmaya varan adayların tek bir liste üzerinden seçime katılmaları, kaybedeni olmayan bir yapı oluşturulmalıdır. Böylece adaylar, projeleriyle birbirini destekleyen ve tamamlayan bir üslupla yarışacak, partinin geleceği için daha sağlam bir zeminde rekabet edecektir. Parti başkanının söylemleri, yalnızca hareketi ileriye taşıyacak projelerle şekillenmeli ve bu projeler doğrultusunda bir vizyon sunulmalıdır.</p>

<p>Ortak akıl ve ekip çalışmasına dayalı bir yönetim anlayışı, partimizin hem iç işleyişinde hem de toplumsal düzlemde daha sağlam bir zemine oturmasını sağlayacaktır. Bu dönüşüm, Saadet Partisi’nin gelecek döneminde kolektif bir yönetim anlayışına geçişin göstergesi olarak, partimizi daha güçlü ve daha katılımcı bir yapıya kavuşturacaktır. Şimdi kongre vakti;hareket yeni başkanıyla yoluna devam edecek.</p>

<p>Üç aday ile seçime gireceğiz. İlk aday, genel başkan yardımcısı ve parti sözcüsü B. İkinci aday, Genel Başkan’ın adayı Mahmut Arıkan Üçüncü aday, YİK üyesi ve eski genel başkan. Üçü de birbirinden kıymetli, her biri farklı özellikleriyle öne çıkıyor. Ben olayların izlediği su yoluna bakar, yolun nereye çıktığını tahmin eder, varsa öngörümle uyarırım. İktidarın “muhalefeti yerli ve milli yapacağız” söylemi, CHP ve İYİ Parti kongrelerine yansıdı. Yerli ve milli muhalif olmak; yani doldurulmuş kuş olmak istemiyorum.</p>

<p>Birol Aydın, partimizin son yirmi yıllık hafızasına sahip, Erbakan Hocamızla çalışmış, badireli süreçlerde önemli sorumluluklar üstlenmiş bir değerimizdir. Aynı şekilde Mahmut Arıkan da öyle. Anlaşılan tek adaylı bir kongre mümkün görünmüyor.</p>

<p>Hem sizin hem de partimizin dışarıya güçlü bir görüntü vermesi, iki adaylı kongreye rıza göstermekle mümkün olacaktır. Aksi takdirde az sayıda olan teşkilatımızın önemli bir kısmının kırılmasına sebep verebilir. Bu yazıyı yazan tabandan biri olarak, 1982 yılından beri kutlu davamızdan zerre kadar sapmadım ve gönlümde de en ufak bir değişim olmadı, şükürler olsun. Bu yazıyı okuyanlar bilsin diye söylüyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2024 11:06:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medeniyetle uzlaşmadan  milletin kalbine girilmez</title>
                <category>Ali Kayadibi</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/medeniyetle-uzlasmadan-milletin-kalbine-girilmez-151</link>
                <author>alikayadibi20@gmail.com (Ali Kayadibi)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/medeniyetle-uzlasmadan-milletin-kalbine-girilmez-151</guid>
                <description><![CDATA[Medeniyetle uzlaşmadan  milletin kalbine girilmez]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>ABD</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">’de milyonlarca seçmen, </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Demokrat Kamala Haris</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">’in karşısında rakibi </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Cumhuriyetçi Donald Trump</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">’tan yana tercih yaptı.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Kimin seçildiği kadar kendi ilgi alanıma göre dikkatimi adayların ilk sözlerine yönelttim. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Mesleğim gereği dünya liderlerinin konuşmalarını takip ederim. Kriz anlarında neler söylüyorlar, zafer ya da yenilgi karşısında hangi sözlerle halkın karşısına çıkıyorlar, zor zamanda konuşmayı nasıl başarırlar… Bütün bunlara bakarım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">ABD bu açıdan verimli… Dünyayı sarsan sözlerin hep zor zamanlarda söylendiği dikkatimi çekmiştir. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Liderleri yakından tanımak isteyenler, sözlerine bakmalı. Emin olun, retorik gücü sahip olduğu başarının anahtarıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Medeniyetin şifresi de tam olarak buradadır. Bütün medeniyetlerin ortak özelliği bir toplumun fikir ve sanat yaşamıyla eriştiği düzey, maddi ve manevi varlıkları bir arada sunar.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Medeniyet, her insanın uzun tarihi boyunca ulaşmayı arzuladığı kolektif hedeftir. Zira onun içinde bütün insani değerler vardır.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Şimdi konuyu özetleyelim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Medeniyetsiz bir demokraside kişinin ve toplumun hak ettiği saygı yoktur. Seçim sadece kimin yöneteceğini gösterir.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Ancak medeniyet temelinde oluşmayan toplumlarda yönetim biçimi ne olursa olsun kişilerin kendini güvenlik ve esenlik içinde hissetmesi zordur.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Bunun en bariz örneğini seçim sonucunda adayların birbiri hakkında söylediklerine dikkat ederek görebilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Ben bir sözün dünyayı değiştireceğine inananlardanım.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>SÖZLERİN GÜCÜ</strong></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Dönelim ABD’deki seçimlerin sonunda adayların sözlerine… 2016’da Demokrat adayı </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Hillary Clinton</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">, rakibi </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Donald Trump’a</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"> karşı kaybetti. Sözlerine kitabımda “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>siyaset iletişimi</strong></span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">” bölümünde yer vermiştim.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Rakibini nezaketle tebrik eden Clinton, sonucun ülke yararına olacağına inandığını belirterek, medeniyetin demokratik seçimlerden daha önemli olduğunu gösterdi. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Gelelim son seçime… Rakibini arayıp seçim başarısını kutlayan </span></span><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Kamala </span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Harris, “</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Seçimin sonuçlarını kabul etmeliyiz</strong></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">“<span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Daha kesin değil, sandıklarda hile var” gibi sözlerle çamura yatmıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Gösterilen ilgiden dolayı herkese teşekkür ediyor. “</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Kalbim bugün çok dolu” diyor duygusal tonla…</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large"><strong>Başka ne diyor? Özetle, “Seçimin sonucu istediğimiz şey değildi ancak Amerikan Rüyası'nın ışığı her zaman parlak yanmaya devam edecek. Amerikan demokrasisinin temel prensibi olarak, seçimi kaybettiğimiz zaman sonucu kabul ederiz. Bizi monarşiden ayıran şey budur. Barışçıl bir şekilde yönetimi Trump'a devredeceğiz. Trump'la görüşüp onu tebrik ettim. Bu seçimi kaybetmeyi kabul ettim. Ama bu mücadelemizin duygularını kaybetmedim. Hiçbir zaman pes etmeyeceğim. Amerika için mücadele edeceğim. Demokrasiden, adaletten, hukukun üstünlüğünden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.” </strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Başkan </span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Biden da, Trump’ı seçim zaferinden dolayı tebrik etti. </span></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Seçim kampanyasında birbirine ne kadar ağır sözlerle ithamlarda bulunmuşlardı. Düşman yaratmada dünyada üstüne olmayan ABD’de bir seçimin sonucunda adayların sözlerine dikkat edin. Kendi içinde baş döndürücü bir barış rüzgarı estiriyor. İşte bu ortamı tek başına demokrasinin başarısı kabul etmek imkansız. Medeniyetsiz demokrasi olmaz! </span></span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,serif"><span style="font-size:large">Bu bir sözle dünyanın yıkılacağının, bir sözle dünyanın yeniden inşa edilebileceğinin bariz örneğidir.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">&nbsp; </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Nov 2024 11:17:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2021/04/ali-kayadibi-1619294080.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SEÇİMLE GELENLER KARARLA GİDİYOR NEREDE KALDI ADALET?</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/secimle-gelenler-kararla-gidiyor-nerede-kaldi-adalet-150</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/secimle-gelenler-kararla-gidiyor-nerede-kaldi-adalet-150</guid>
                <description><![CDATA[SEÇİMLE GELENLER KARARLA GİDİYOR NEREDE KALDI ADALET?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ahmet Türk’ün belediye başkanlığı serüveni, Türkiye siyasetinin derin çelişkilerini ve demokrasiye dair sorgulamalarını gözler önüne seriyor. Üç kez halkın iradesiyle belediye başkanı seçilen Ahmet Türk’e üç kez kayyum atanması, akıllara birçok soruyu getiriyor.</p>

<p>Dahası, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “rahatsızlığından dolayı” hapisten çıkmasına yönelik açıklamaları, daha sonra hapisten çıkarılıyor. Halk üç kez onu seçiyor, ancak bu iradenin her seferinde kayyum atamaları ile bozulması, demokrasinin işleyişine dair ciddi soru işaretleri doğuruyor.</p>

<p>Evet, suçlu olur ve kayyum atanır, bunu anlarım. Ancak adam üç kez aday oluyor ve seçiliyor. Madem suçlu, neden aday olmasına izin veriliyor? Bu durum, ortada bir oyun ve plan olduğunun göstergesi değil mi? Eğer bir kişi suçlu ise ve suçları net ise neden aday olmasına izin veriliyor?</p>

<p>Eğer suçlu değilse, neden seçildiği anda yetkileri elinden alınıyor? Hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilkeleri, seçimle iş başına gelenlerin yasal süreçler çerçevesinde görevlerini sürdürebilmesini gerektirir. “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.</p>

<p>Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide Suresi, 8. Ayet) Ahmet Türk’ün tekrar tekrar aday olup seçilmesi ve her seferinde görevden alınarak kayyum atanması, demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığı gerçeğini hatırlatıyor. Sandığa giden halkın iradesi, yalnızca seçim günü değil, seçim sonrasında da korunmalıdır.</p>

<p>Aksi takdirde, seçime katılma ve seçilme hakkı ile halk iradesinin temsil edilmesi, sadece bir gösteriden ibaret hale gelir. Eğer Ahmet Türk bir suçtan dolayı suçlu bulunmuş olsaydı, aday olmasına izin verilmemesi gerekirdi. Aday olabiliyor ve halk tarafından seçilebiliyorsa, bu durumda görevden alınma gerekçesi nedir? İşte bu sorular, hukuk ve demokrasi anlayışımızın nerede durduğunu ve hangi ölçütlerle hareket ettiğimizi sorgulatıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 17:35:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖDER’İN OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜ KORUMA HAMLESİ BENİ DE DOĞRULADI</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/soderin-otomotiv-sektorunu-koruma-hamlesi-beni-de-dogruladi-149</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/soderin-otomotiv-sektorunu-koruma-hamlesi-beni-de-dogruladi-149</guid>
                <description><![CDATA[SÖDER’İN OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜ KORUMA HAMLESİ BENİ DE DOĞRULADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yazılarımı takip edenler bilir ki, daha önceki bazı yazılarımda içten yanmalı motorlar ve havacılık sektöründe yaşanan altyapı eksikliklerine, özellikle Münih’te üçüncü piste karşı çıkanlara yönelik eleştirilerde bulunmuştum. Bu konuda Söder gibi bir liderin de aynı görüşleri paylaşması, doğru yolda olduğumu gösteriyor.</p>

<p>Volkswagen’in fabrika kapatma kararı, Alman otomotiv endüstrisinde büyük yankı uyandırdı. Bu kararın ardından, CSU lideri Markus Söder’in sektörü desteklemek amacıyla yaptığı “Otomotiv Marshall Planı” çağrısı, Almanya’nın güçlü olduğu otomotiv sektörünün geleceğini yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Söder, bu krizin Yeşiller’in “yeşil ekonomi” politikalarının bir sonucu olduğunu belirterek, Almanya’nın rekabet gücünün zayıfladığını vurguladı. Ayrıca, AB’nin içten yanmalı motor yasaklarını kaldırması ve otomobil ihracatına uygulanan vergilerin sona erdirilmesi gerektiğini ifade etti. Söder’in açıklamaları, hem otomotiv hem de havacılık alanında mevcut sorunlara çözüm arayışlarını hızlandırabilir. Alman otomotiv sektörü, yılların birikimi olan bilgi, deneyim ve teknolojiye sahiptir.</p>

<p>Bu güçlü sektörü gerçekçi olmayan politikalarla baltalamak yerine, Almanya’nın uluslararası rekabet gücünü korumak için desteklemek zorundayız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Oct 2024 22:11:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TAŞ DEVRİ’NDEN GÜNÜMÜZE ÇEVRECİ MASALLARLA OTOMOTİV SEKTÖRÜNE DARBE VURULUYOR</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/tas-devrinden-gunumuze-cevreci-masallarla-otomotiv-sektorune-darbe-vuruluyor-148</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/tas-devrinden-gunumuze-cevreci-masallarla-otomotiv-sektorune-darbe-vuruluyor-148</guid>
                <description><![CDATA[TAŞ DEVRİ’NDEN GÜNÜMÜZE ÇEVRECİ MASALLARLA OTOMOTİV SEKTÖRÜNE DARBE VURULUYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bu bizim Almanları anlamada zorlanıyorum. Ey çevre duyarlılığını istismar edenler! Unutmayın, yasal olan her zaman doğru olmayabilir. İçten yanmalı motorlar üzerine yapılan bu tartışmalar, Almanya’nın güçlü otomotiv sektörüne zarar vermek isteyen bazı çevrelerin oyununu gözler önüne seriyor.</p>

<p>Amerikan yapımı bir çizgi film karakteri olan Fred Çakmaktaş ve ailesinin Taş Devri’nde, Bedrock kasabasında yaşamaları gibi yaşamak isteyen iklim hassasiyeti olan vatandaşlarımız var. Ancak, gerçekler bu kadar basit değil. Dizel motorlar yeni bir buluş değil; yıllarca üretildi, binlerce araç yollarda. Neden kimse bu zamana kadar sesini çıkarmadı? Sorun şimdi mi ortaya çıktı?</p>

<p>Üstelik modern dizel motorlar hem daha çevre dostu hem de daha verimli. Almanya’nın ekonomik can damarı olan içten yanmalı motorları hedef almak, ülkenin geleceğine bir darbe indirmek değil de nedir? Araba imalatı yapılan bölgede bile içten yanmalı motorlu araçlar bazı yerlerde yasaklanıyor. Bu akıl kârı değil; hem bu sanayiden milyarlarca vergi alacaksın hem de yasaklarla bu sektöre darbe vuracaksın.</p>

<p>Üç beş çevreci hatırına alınan bu kararları bir düşünün. Münih’teki bir caddeyi bahane ederek, Avrupa genelinde hava kirliliğinden ölen insan sayısını bu durumla kıyaslamaya çalışanlar, gerçekleri çarpıtıyor. İçten yanmalı motorlar ve sürüş yasakları yıllardır gündemde, ancak şehir yasalarını uygulamada yetersiz kalan bu çevreciler, kolay yoldan “sürüş yasakları” ile amacına ulaşmaya çalışıyor. Neden farklı çözümler düşünülmüyor?</p>

<p>Dahası, insanlar sadece hava kirliliğinden ölmüyor; savaşlar, açlık ve katliamlar yüzünden hayatını kaybeden milyonlarca insana gözlerini kapayanlar, basit meselelerle uğraşıp mahkemeleri meşgul ediyor. Güçlü olduğumuz motor sanayisini yıpratma girişimleri neye hizmet ediyor? Üç beş kişinin egosunu tatmin etmek uğruna, ekonomik dengeleri bozmak doğru bir yaklaşım değil.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Oct 2024 00:26:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UMUDUN TÜKENİŞİ Mİ? DEVLET BEY “YOLUNUZ,  YOLUMUZ DEĞİL ARTIK”</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/umudun-tukenisi-mi-devlet-bey-yolunuz-yolumuz-degil-artik-147</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/umudun-tukenisi-mi-devlet-bey-yolunuz-yolumuz-degil-artik-147</guid>
                <description><![CDATA[UMUDUN TÜKENİŞİ Mİ? DEVLET BEY “YOLUNUZ,  YOLUMUZ DEĞİL ARTIK”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>UMUDUN TÜKENİŞİ Mİ? DEVLET BEY&nbsp;“YOLUNUZ, &nbsp;YOLUMUZ DEĞİL ARTIK”</p>

<p>ZİYA GÖKALP, HAMDLLAH SUPHİ TANRIÖVER , ÖMER SEYFETTİN VE MUSAFA KEMAL’ DEN BAŞLATIRSAK 115 YILLIK, NİHAL ATSIZ ,ALPARSLAN TÜRKEŞ , REHA OĞUZ TÜRKKAN VE ARKADAŞLARINDAN BAŞLATIRSAK 85 YILLIK, ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN MİLLİYETÇİLİĞİ “SİYASİ BİR AKSİYON HALİNDE” TÜRK SİYASİ HAYATINA DAHİL ETTİĞİ 1969 YILINDAN BAŞLATIRSAK 55 YILLIK BİR MÜCADELE, “BİR FANİNİN TESLİM OLMASIYLA” SONLANDIRILAMAZ!…</p>

<p>Türk Töresinde “Devlet ebed müddet” yani devletin ebediyyen yaşatılması düstüru bir temenniden çok bir ülkü, bir hedeftir.&nbsp;<br />
Türk hükümdarlar, liderler, ilhanlar, hakanlar, &nbsp;kaanlar millete hizmet ederken ; Devlete de bir kutsiyet atfetmişlerdir. Halk(budun) da, daima devlete kutsallık Hakan’a da bir çeşit kut atfetmiş, yakıştırmıştır.&nbsp;<br />
Tarihin her döneminde var olan Türk Milleti &nbsp;“ Millet olma bilinciyle hareket &nbsp;eden” ilk milletlerden biridir. Öyle ki ; Göktürk Yazıtlarında Bilge Kağan’ın : “Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer denizi delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir?”<br />
Vecizesi , bir slogandan öte, birlik olmak gerektiği hususunda bir yol göstericidir.<br />
Binlerce yıllık şanlı bir tarihe sahip, tarihin hiç bir döneminde hiç bir topluma inancı, dini, dili kökeni üzerinden baskı yapmamış, tam tersine “farklılıkların korunması için” güvence olmuş Türk Devletleri ve onların devamı olan Türkiye Cumhuriyeti &nbsp;Büyük Önder Atatürk’ ün ifadesi &nbsp;ile “ Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ni kuran halka Türk denir” ve “Ne Mutlu Türk’üm Diyene “ sözleri Türkiye’ nin kuruluş manifestosu olmuştur.</p>

<p>MİLLİYETÇİLİK SİYASİ BİR AKSİYON.<br />
1965 Yılında merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ ne (CKMP) katılımıyla kendisine bir yuva bulan Türkçü-Milliyetçi Kadrolar , milli şuur sahibi vatandaşlarımız &nbsp;ve “ bir avuç milli değerlere sahip genç - üniversite öğrencisi” 1948’ de merhum Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ ın kurduğu Millet Partisi(MP) temelleri üzerinde isim değişikliği yaparak faaliyetlerini CKMP olarak sürdüren “ partilerini” sahiplendiler. Felsefi/Fikri planda Türkçülük akımının siyasetteki tensilcileri olan Alparslan Türkeş ve arkadaşları (usta, çırak münasebetiyle ) eğittikleri, yetiştirdikleri &nbsp;gençlerin bu “ milli aksiyonu” sahiplenmelerini sağladılar.</p>

<p>Merhum Başbuğumuzun ifadesiyle ;“ Benim üç eserim var: Milliyetçi Hareket Partisi, (MHP),Ülkü Ocakları ve Avrupa Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu ( Türk Federasyon) anılan yapılar, bizzat Alparslan Türkeş tarafından veya &nbsp;O’nun talimatıyla kurulmuştu. İşte dostun da düşmanın da hayranlık ve gıpta ile izlediği, halkıyla bütünleşmiş, milletinin değerleriyle barışık, devletine aşık, mücadeleci, mütevazı ama vakur &nbsp;“Ülkücü Gençlik “ kendilerini, “şahsi ikballerini hiçe sayarak” 1968 yılından itibaren “ kökü dışarda fikirlerle” mücadele ortamında buldular.&nbsp;<br />
Bu dönemde zÜlkücüler;” Kanımız Aksa da Zafer İslamın” derken siyasal islamcılar Türkiye’ yi kastederek “Dinsiz Devlet Yıkılacak Elbet” &nbsp;SSCB &nbsp;güdümündeki MARKSİT/ LENİNİST Sol akım ve MAO’ cular PROLETERYA DEVRİMİ(İşçi Sınıfının devrimi) için mücadele ediyordu.<br />
Türkiye’nin yakın geçmişini daha fazla irdelemeden sadede gelmek istiyorum:&nbsp;</p>

<p>GELELİM SAYIN BAHÇELİ’ NİN “ TALİHSİZ” BEYANINA!<br />
Sayın Bahçeli’nin “ bile isteye Türkiye’ yi bölünmeye götürebilecek bir eylemi yapabileceğine ihtimal vermeyiz tabii ki!&nbsp;<br />
Faka son bir haftadır Türkiye kamuoyunu meşgul eden ifadeleri “ Milliyetçi, bütünleştirici birleştirici bir partinin genel başkanına hiç yakışmayacak ifadelerdir.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları ,Milliyetçi Hareket Partisi ‘ne (MHP) yüzde ile fade edersek %%10-18 arası oy vermiştir. Amma vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti (MHP’ ye oy vermeyenler dahil) söz konusu Türkiye’ nin güvenliği ve bütünlüğünün korunması olursa “ en güvendikleri parti olarak MHP’ yi ve “ Ülkücü Gençliği” görmektedir.<br />
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’ in 1997 yılında vefatının ardından MHP Genel Başkanlığı’ na seçilen Dr.Devlet Bahçeli camia içerisinde kısa zamanda gerekli desteği bulmuş, MHP’ nin ve merhum Alparslan Türkeş’in 35 yıllık mücadelesinin “ semeresini” 1999 genel seçimlerinde toplamış ve MHP’ nin %18 oy almasını ve TBMM’ de temsil edilen 2. &nbsp;büyük siyasi parti olmasını sağlamıştır.<br />
Dr. Devlet Bahçeli 1997 yılı son baharında Almanya’nın Dortmund şehrinde yapılan TÜRK FEDERASYON BÜYÜK KURULTAYInda ilk kez Avrupa Türkleri önünde “ görücüye çıkmış” ve kendisini takdim ederken şu ifadeleri kullanmıştır:”Merhum Başbuğumuzun ardından MHP genel başkanlığı koltuğunu doldurmak, O’ nu aratmamak mümkün değil, O “ Son Başbuğ’ dur” ve yeri doldurulamaz, ben MHP kurultay delegelerinin teveccühü ile genel başkan seçildim, LİDER olmayı hak edip etmediğimizi zaman gösterecek”<br />
Bundan 27 yıl önce söylenen yukarıdaki sözler ne ölçüde cevap bulmuştur? Henüz belli değil!.. Acaba genel başkan olarak seçilen Kişi LİDER olabilmiş midir?</p>

<p>Parti içi Demokrasiyi rafa kaldırmak, meşvereti/ istişareyi terketmek , çoğunluğun sesine kulak tıkamak (mesela: Merhum Alparslan Türkeş’in’ sağlığında &nbsp;geçerli olan parti tüzüğüne göre Kurultay delegelerinin %20 ‘ sinin imza toplamasıyla &nbsp;“ olağanüstü kurultay toplamak” mümkün olurken bu oran Sayın Bahçeli döneminde %50+ 1 delegenin oyunu almayı mecbur haline gelmiştir. Bu da yetmedi , &nbsp;istenilen miktarda “ delege desteği bulan” gruplar yıldırılarak partiden uzaklaştırılmıştır. Türkiye’ de Milliyetçi/Ülkücü olarak kendisini tanımlayan halkın % 25’ i &nbsp;değişik partiler adı altında faaliyet göstermekte ve “ TÜRKEŞ’ in siyasi mirası paramparça bir görüntü vermektedir.<br />
Bütün bu olanlarla birlikte “ Ülkücüleri sokaktan çekmek “ bahanesiyle &nbsp;yüzlerce &nbsp;Ülkü Ocakları şubesini kapattıran &nbsp;Lise ve Üniversite gençleri ile ülkücü fikirlerin buluşturulmasını adeta engelleyen kişi olarak acaba kimi mes’ ul tutmak lazım?<br />
MHP’ yi iktidara taşımamak gibi bir görevi olsa bir genel başkan acaba Sayın Bahçeli’ den farklı mı davranırdı?</p>

<p>MHP, Türk Milleti’ nin umudu, geleceğinin teminatı, hatta Türk Dünyası’nın &nbsp;umudu olmaya mecburdur.<br />
Bu idealleri taşı(ya)mayan, kendisini yetersiz gören kimselerin MHP gibi bir kuruluşun yönetici kadrolarında bulunmaya hakları yoktur.<br />
Bugün kendisini Milliyetçi, Ülkücü çizgide gören, hayatını bu “ kutsal davaya adamış” yüzbinler kendilerine “ yeni bir adres(yuva) “ arıyorsa bunun vebalini MHP’ yi 27 yıldır yönettiğini zanneden idareci kadrolar taşımaktadır.&nbsp;<br />
Ülkücüler, devleti yönetebilecek kadrolara sahipken , onlara bürokraside ve idarede hak ettikleri yeri çok gören İktidar Partisine, ses çıkarmayan MHP yöneticilerinin de sorumluluğu vardır.<br />
MHP’ yi , “adım-adım milletimizin umudu olmak halinden çıkartmaya çalışan” bu kadronun 5 bin Ülkücü Şehidin, istikbalini hiçe sayan on binlerce Ülkücü vatan evladının “ sessiz feryadını” duyması gerekir.<br />
Türkiye eğer ait olduğunu iddia ettiği Batı Uygarlığı’ nın bir parçası olsaydı , siyasi partiler kanunumuz “ biraz” olsun demokratik olsaydı MHP’ de &nbsp;“Her şey Türk için, Türk’ e göre ve Türk Tarafından “ yapılıyor olsaydı &nbsp;hem HAREKET olarak hem de ÜLKE olarak bu sıkıntıları yaşıyor olmazdık.</p>

<p>UMUDUMUZU YİTİRMEYELİM<br />
Türkiye, dahili ve harici düşmanlar tarafından parçalanmak isteniyor, en muhkem durması beklenilen yapılar -belki de mental yorgunluğun etkisiyle- olması gerektiği gibi bir mücadele vermiyor.&nbsp;<br />
Bizler, taşıdığımız değerin farkında olarak, ve Atatürk’ ün Gençliğe Hitabesi’nden &nbsp;kendimize vazife çıkartarak hareket etmeliyiz.&nbsp;</p>

<p>Demokratik yollardan, “Ülkücü İnisiyatifi ele alarak” ve her platformda “ Milliyetçi Hareket Partisi’ nin Türk Milliyetçilerinin siyasi sahadaki &nbsp;adresi olduğunu” haykırarak Türkçülük’ ten nasibini alamamış kadroların elinden “emaneti “ &nbsp;geri almanın yollarını aramalıyız.</p>

<p>Emin olunuz ki ; Milliyetçi Hareket Partisi<br />
“ Devlet Bey’ siz” de şimdikinden çok daha iyi yönetilir, MHP Devlet Bey’ siz olur, fakat ; “TÜRK, DEVLET’ SİZ OLMAZ”<br />
Bölücübaşı, Bebek Katili’ni Meclis Kürsüsüne çağırmak belki Cumhur İttifakı’ nın son çaresidir amma ,milyonlar daima bir UMUT sahibi olmak gerektiğini bilmeli ve ona göre davranmalıdır</p>

<p>ULU ÖNDER ATATÜRK: ”Arkadaşlar! Gidip, Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiç bir güç ve kuvvet asla bizi yenemez."<br />
İşte bizler, bu veciz ifadeden ilham alarak mücadeleyi bırakmamalıyız.<br />
Ülkücüler, önce MHP’yi , mevcut yöneticilerden kurtarıp TÜRKÇÜ bir yönetim kadrosunu iş başına getirmeli, kurtarılmış MHP ile ; Türkiye’yi yönetmeye talip olmalıdır.<br />
Ezcümle, Sayın Bahçeli, lütfen 27 yıldır işgal ettiğiniz koltuğun ya hakkını verip “ Tüm dava arkadaşlarımızı kucaklayarak” birlikte bir “ çıkış yolu” bulunuz, veyahut da MHP yönetimine gerçek manada TÜRKÇÜ/ ÜLKÜCÜ kişilerin gelmesine imkan tanıyınız.<br />
Biliniz ki ; Türkçüler, &nbsp;“ hiç bir şart altında Bebek katili , 40 bin kişinin ölümünden mes’ ul APO’ yu, bulunduğu yerden çıkartıp Meclis Kürsüsünden hitap etmesine müsaade etmez.</p>

<p>Sırası gelmişken merhum dava arkadaşımız, büyüğümüz Ali GÜNGÖR’ ün 57. T.C. Hükümeti sırasında MHP’ nin takip ettiği politikayı eleştirmesi üzerine Sayın Bahçeli’ nin talimatıyla MHP’ den ihraç edilmesinden de söz etmek isteriz:</p>

<p>Büyük dava adamı Ali Güngör partiden uzaklaştırıldıktan sonra, 2003’ de yapılan MHP Büyük Kurultayı öncesi bizzat Dr.Devlet Bahçeli tarafından telefonla aranarak Partiye davet edilmiş, aynı şekilde 2011 genel seçimleri öncesi davet yinelenmiştir. Ali Güngör Bey, vaki davetlere “ yazılı” bir cevap vermiş ve şu ifadelerde bulunmuştur:</p>

<p>“ Tüzük ve program kurultayı olarak büyük kongreyi toplayıp Ziya GÖKALP’IN, Büyük ATATÜRK’ÜN ve TÜRKEŞ’İN yolunda taahhütlerinizi yenileyin.<br />
Bu durumda kimseden davet ve hiçbir makam ve mevki beklemeden varımla yoğumla MHP’İN iktidarı için çalışırım.”<br />
Şu anda “ Partisini arayan ÜLKÜCÜLER de aynı beklenti içerisindedir.</p>

<p>ALPARSLAN TÜRKEŞ’ İN ÜLKÜCÜLERE HİTABEN SÖYLEDİKLERİ:<br />
*Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız.<br />
Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.<br />
*Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 23:23:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>POLİTİZE OLMADIKLARINI İDDİA EDENLERİN SİYASİ TUTARSIZLIĞI!</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/politize-olmadiklarini-iddia-edenlerin-siyasi-tutarsizligi-146</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/politize-olmadiklarini-iddia-edenlerin-siyasi-tutarsizligi-146</guid>
                <description><![CDATA[POLİTİZE OLMADIKLARINI İDDİA EDENLERİN SİYASİ TUTARSIZLIĞI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Eş dost görelim, biraz sohbet edelim, dertleşelim diye camiye gittim; hem de vakit namazını cemaatle kılalım istedik. Namaz sonrası, bildiğiniz gibi, lokal bölüme geçildi. Kahveler, çaylar derken, yine malum ileri geri konuşmalar başladı. Camilere siyaseti bulaştırmadıklarını iddia eden bazı kişiler, aslında siyasetin tam merkezinde yer almışlar.</p>

<p>Kendilerini AK Parti’yi övgülerle anarken buluyorum, muhalefet hakkında ise tek bir olumlu söz edemiyorlar. “Biz politize olmaktan uzak duruyoruz,” diyorlar ama gerçekte Saadet Partisi’nden ve Erbakan Hoca’nın izinden çıktıklarını söyleyemedikleri için bu söylemi tutturmuşlar. Namaz sonrası herkes yavaş yavaş dağılınca, üç arkadaş kaldık ve sohbet derinleşti.</p>

<p>Bir arkadaş, “Şaban, bu hastanelerdeki bebek ölümleri hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordu. “Çürümeyen kurum kalmadı,” dedim. “O hastane, eski sağlık bakanına aitmiş,” deyince hemen bir başkası, “Sözcü Gazetesi mi yazdı bunu?” diyerek konuyu sulandırmaya çalıştı. Bu örnek aslında genel bir durumu özetliyor: Bir milletvekilimiz, gurbetçilerin sorunlarıyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısına bir soru önergesi verdi.</p>

<p>Aldığı cevap ise tam bir trajedi: “Bizim ilgi alanımıza girmiyor” denilerek geri gönderildi. Bu, devlet kurumlarının nasıl içinin boşaltıldığını ve milletin temel sorunlarının nasıl görmezden gelindiğini açıkça gösteriyor. Ancak yine bir bilmiş çıkıp milletvekilini suçladı: “Soru önergesini nereye vereceğini bilmiyormuş,” dedi. Ona da dedim ki, “Ben bir işçi olarak Bavyera Eyalet Başbakanına yazdım, bana bile cevap geldi; ilgili bakanlığa yönlendirdiler.</p>

<p>Demek ki sorun neredeymiş, çözüm neredeymiş, biliyor olmak lazım.” Hatta dedim, politize olmadığınızı iddia ettiğiniz için geçen sene teravih namazına geldiğimde, Saadet Partisi’nin CHP ile el sıkışmasını eleştirerek, “Alçakça 6’lı masanın altında PKK’yı arıyordunuz,” dedim. Bana, “Terörist DEM partili geldi,” demişlerdi bu masadan kendini bilmez birisi dedim.</p>

<p>Ama şimdi, Cumhurbaşkanı ve Bahçeli, o elleri sıktığında masanın altına saklanıp ses çıkarmıyorsunuz. Eleştiri yapmamanız ve yanlışlara ses çıkarmamanız, sizin adil bir şahit olmadığınızı gösteriyor. Bu da aslında sizin ne kadar politize olduğunuzu en net şekilde ortaya koyuyor.</p>

<p>Sonuç olarak, siyaseti camilere sokmadıklarını iddia edenler, en derin siyasi tutarsızlıkların ve tarafgirliğin içinde yer alıyorlar. Yanlışlara karşı durmak yerine, yanlışın peşine düşüyorlar. Milletin sorunlarını çözmek yerine, siyaset cambazlığı yapmayı tercih ediyorlar. İşte esas trajedi bu! Saygı ve sevgilerimle…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 22:10:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVRUPA’DAKİ PROTOKOL SELFİCİLERİ, SORUNLARDAN HABERSİZLER</title>
                <category>Şaban Turhal</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/avrupadaki-protokol-selficileri-sorunlardan-habersizler-145</link>
                <author>saban.turhal@hotmail.com (Şaban Turhal)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/avrupadaki-protokol-selficileri-sorunlardan-habersizler-145</guid>
                <description><![CDATA[AVRUPA’DAKİ PROTOKOL SELFİCİLERİ, SORUNLARDAN HABERSİZLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Münih Havalimanı’na dönüş yolculuğumda, uzun zamandır görmediğim, havalimanında otobüs şoförlüğü yapan bir arkadaşımla karşılaştım. Kendisi bana, “Seni sık sık Ankara’dan dönerken görüyorum,” dedi. Ben de, “Ankara’ya, iktidarın gurbetçileri insan yerine koymadığı meseleleri anlatmaya gittim,” dedim. “Mesela Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, gençlerimizi çifte vatandaşlığa özendirmek için bir kanun teklifi verdi,” diye ekledim.</p>

<p>Arkadaş ne dese beğenirsiniz? “Zaten 1000 Euro,” demesin mi? Bu cevap oldukça dikkat çekiciydi çünkü bu arkadaş hem AKP’ye sıkı sıkıya bağlı birisi hem de büyük bir sivil toplum kuruluşunda yönetici konumunda. Düşünün ki, iktidarın en sadık savunucuları bile halkın arasına karışıp onların sorunlarıyla dertlenmiyor. Bu durum beni derinden üzdü, çünkü bu kişileri bakanlar geldiğinde fotoğraf karelerinde, konsoloslarla selfie çekerken ve protokollerde görüyoruz, ancak sorunları çözmeye yönelik somut adımlar atmıyorlar.</p>

<p>Peki, bu insanlar yurt dışında yaşayan milyonlarca Türk vatandaşının sorunlarına nasıl çare olacaklar? Aslında arkadaşın cümlesi durumu çok iyi özetliyor: İktidar, vatandaşın taleplerini duyuyor ama harekete geçmiyor, çünkü selfie çekenlerden bir ses çıkmıyor. Nasıl olsa herkes memnun diye düşünüyorlar. Oysa bu selfie meraklıları, kendi çıkarlarına hizmet eden politikalar dışında bir çözüm üretme niyetinde değiller. AKP hükümeti, yıllardır yurt dışında yaşayan Türklerin sorunlarını çözeceğini vaat ediyor, ancak attıkları somut bir adım yok.</p>

<p>Saadet Partisi, gençlerimize 1000 Euro’luk bir askerlik ücreti teklifi ile çifte vatandaşlığa teşvik etmek için önemli bir adım atarken, AKP yetkilileri bu konuda sessiz kalıyor. Azılı AKP’lilerin bile bu gerçekleri görmemeleri düşündürücü. Durum bu kadar barizken, gurbetçilerin sorunlarının bu iktidar tarafından çözülmesini beklemek ne kadar gerçekçi? İşte karşımızda bu acı tablo var: Yurt dışındaki vatandaşların dertleri sadece seçim zamanlarında hatırlanıyor, sonrasında ise unutuluyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Oct 2024 21:16:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2023/11/saban-turhal-1700035163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU TÜRKLER DE ÇOK OLUYOR ARTIK</title>
                <category>Mustafa Fındık</category>
                <link>https://www.habervizyon.de/makale/bu-turkler-de-cok-oluyor-artik-144</link>
                <author>mfindik.bilgereklam@hotmail.com (Mustafa Fındık)</author>
                <guid>https://www.habervizyon.de/makale/bu-turkler-de-cok-oluyor-artik-144</guid>
                <description><![CDATA[BU TÜRKLER DE ÇOK OLUYOR ARTIK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Milleti olarak “ Millet olma şuuru ile” varlığımız 7 bin yıllık bir maziye dayanıyor.&nbsp;<br />
Batılı tarihçilerin ve bazı “ kompleksli” Türk tarihçilerinin gündeme getiremediği bu konu son zamanlarda gündemi meşgul etmeğe başlaması&nbsp;sevindirici bir husustur.</p>

<p>Öyle ki; Sümer’ lerin Türk olduklarına dair bulgular &nbsp;“Batılı &nbsp;tarihçiler &nbsp;tarafından” görmezden geliniyor. Bu tür “ tarihi gerçekler ortaya çıktıkça” ısmarlama tarihçilerin ve “ yapay batı uygarlıklarının” uykularının kaçacağı aşikardır.</p>

<p>Tarih hangi dönemi ele alınacak olursa olsun TÜRKLER’ siz yazılamaz. Millet olma bilinci Türklerde binlerce yıldır var olan bir olgu. Bu hususta Dünyaca tarihçilerimşz Prof.Halil İNLCIK, Prof.İlber ORTAYLI ünlü Sümerolog &nbsp;Prof. Muazzez İlmiye ÇIĞ (Allah sağlıklı uzun ömür versin) ve Kazım MİRŞAN başta olmak üzere (Komplekssiz, bilim namusu sahibi) bütün tarihçilerimizi saygıyla anıyoruz.&nbsp;</p>

<p>Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’ un şu dizeleri;</p>

<p>Bir zamanlar bizl de millet hem nasıl milletmişiz,<br />
Gelmişiz dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz.</p>

<p>Ne kadar haklı ve yerinde ise, Çağımızın Dede Korkutu merhum Ozan ARİF’ in aşağıdaki dörtlüğü de bizlere benliğimizle iftihar &nbsp;etmemiz gerektiğini hatırlatıyor:</p>

<p>Şu dünyaya Türk gelmenin, Türk yaşayıp, Türk ölmenin,<br />
İslamı da hak bilmenin,<br />
Hiç tadına doyulur mu?</p>

<p>Kıymetli “ağabeyimiz” duayen Turizmci &nbsp;Hava Yolu Yöneticisi &nbsp;Maden mühendisi Erdoğan CENGİZ Bey , Prof. Tuncer GÜLENSOY’ un “ BARBAR TÜRKLER” kitabının kısa bir özetini tarafıma iletmesiyle bu “ makalenin” daha geniş kitlelere ulaştırılması gerektiğine kanaat getirdim ve yazıyı istifadenize, bilgilerinize sunmayı uygun gördüm. Erdoğan CENGİZ Bey’ e teşekkürlerimizi sunuyoruz, &nbsp;nerhum Hocamız Prof. Tuncer Gülensoy’ u da rahmetle yadediyoruz.</p>

<p><br />
BARBAR TÜRKLER !</p>

<p>Prof. Dr. Tuncer Gülensoy –kitap özeti-</p>

<p>Metali eriterek demir işlemişler,<br />
Demire su vererek ÇELİK haline getirmişler,<br />
Kendilerine özgü milli KÖK TÜRK ALFABESİ,ni Icat ederek yüzlerce taşyazıt/ kitabe ortaya koymuşlar,<br />
Tekerleği ve arabayı icat ederek konar-göçer hayatı kolaylaştırmışlar,<br />
Keçe evlerde (yurtlarda) yaşayarak aile hayatlarını güçlendirmişler,<br />
Atın etini yiyip, sütünü içerek sağlıklı bir hayat sürdürmüşler,<br />
Demir ve toprak eşyalar üreterek hayat tarzlarını geliştirmişler,<br />
Tezgahlarda HALI, KİLİM, KUMAŞ dokuyarak giyinmiş ve kuşanmışlar,<br />
İlk defa hareketli hurufat sistemi ile kitaplar basmışlar,<br />
Barutu icat ederek şenliklerde havai fişek atmışlar,<br />
Bugün İngilizceden alıntı (futbol) adı verilen ayaktopu oyununa TEPİK adını vererek bu oyunu oynamışlar,<br />
Ata bindikleri için UM adını verdikleri uzun paçalı giyecekler (pantolon) giyerek bacaklarını korumuşlar,<br />
Yıkanmak için HAMAMLAR yapmışlar, seyyar hamamları arabalar uzerinde taşımışlar,</p>

<p>DAHA NELER Mİ YAPMIŞLAR:</p>

<p>Bütün halklara insanlığı öğretmişler,<br />
Yoksulun ve bilim adamlarının yanında olmuşlar,<br />
M.Ö. 4500 yılından beri Dünya üzerinde çeşitli devletler kurarak TÜRK adını yaşatmışlardır.</p>

<p>Peki o çağlarda Avrupa,da yaşayan ve Ari ırktan beyaz tenli, mavi gözlü, sarışın; Hint-Avrupa dil ailesi içinde de birbirleriyle akraba (!) beyaz adamlar,ın ataları olan Gotlar, Vizigotlar, Ostrogotlar, Vandallar, Vikingler, Danlar, Britonlar ve başka kavimlerin medeniyetleri nasıldı?&nbsp;</p>

<p>Nerelerde , nasıl yatıp kalkıyorlar, nasıl evleniyorlar, ne işler yapıyorlardı?&nbsp;<br />
Evlenen genç kızların gerdek gecelerine giren 'lordlar' , 'krallar' o beyazlar değilmiydi?&nbsp;</p>

<p>''Yüzyıl savaşları'' adı altında birbirlerini boğazlıyan; ''Haçlı seferleri'' adı altında düzenledikleri seferlerle Avrupa,dan Kudüs,e ''Frengi'' ,"Kara veba" ve çiçek gibi hastalıkları taşıyan , binlerce Türk ve Müslüman Arap'ı kesip biçerek öldüren beyazlar kimlerdi?&nbsp;</p>

<p>Amerikanın keşfinden sonra gemilerle o yeni topraklara giderek MAYA, AZTEK ve İNKA gibi olağanüstü medeniyetleri yakıp yıkan, insanların etlerini kızartıp yiyenler o beyezlar değilmiydi?&nbsp;</p>

<p>Günümüzden iki yüz yıl öncesine kadar Amerika topraklarında yaşayan binlerce Kızılderili yerli halkı öldürenler, yerlerinden sürenler, içki ve fuhuşa sürükleyenler, çiçek ve frengi hastalıgını onlarada bulaştıranlar, sonrada Kuzey ve Güney' de yaşayanları birbirlerine kırdırıp " İç savaşla kıtayı kana bulayanlar o beyazlar değilmiydi?<br />
Bugünkü Amerikan halkı nereden geldi biliyor musunuz?&nbsp;</p>

<p>Onların ataları , Avrupa'nın her ülkesinden sürgüne gönderilen azılı katiller, cahiller, hırsızlar ve fahişeleridi.&nbsp;<br />
Fransa'dan sürülenler' de " Bastil" zindanlarından çıkarılıp gemilere doldurulan en azılı erkek ve kadınlardı.&nbsp;</p>

<p>1789 Fransız ihtilalinde birbirlerini boğazlayan, o da yetmeyince Asya ve Afrika'daki sömürgelerindeki insanlara soykırımı uygulayanlar; Çin insanını afyonla uyuşturup öldürenler, Japonyanın tepesine iki atom bombası atarak bir ırkı yok edenler o beyazlar değilmiydi?</p>

<p>İşte o beyaz adam şimdi Afganistan'da , Orta Asya'da , Irak'ta , Kafkasya' daki halklara ve Anadolu' nun güneyinde yaşayan TÜRK halkına kan kusturuyor.&nbsp;</p>

<p>O beyaz adam ne dedelerinin , ne de kendi çocuklarının yaptıklarının hesabını verebilecek durumda değildir. Ama bir gün o "beyaz adam" ve ona hizmet edenler yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.</p>

<p>Türk tarihi bu kadarla bitmemektedir. Tanrı ömür verdiği sürece nice bilgileri gençlerimize anlatabilmek, onları aydınlatabilmek dileği ile.</p>

<p>Prof. Dr. Tuncer Gülensoy -BARBAR TÜRKLER kitabından alıntıdır.&nbsp;</p>

<p>Rahmetli Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, "Barbar Türkler" adlı eserinde, Batılıların "barbar" sıfatını yakıştırdıkları Türklerin gerçek kimliklerini tarihî belge ve bilgilere dayanarak ortaya koymaktadır.<br />
Bu eser Türk, Türklük ve Türk uygarlığı hakkında sizlere rehber olacaktır.</p>

<p>Prof Dr Tuncer Gülensoy</p>

<p>Saygıdeğer Hocamızı saygı ve rahmetle anıyoruz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.habervizyon.de/public/images/detay/barbart%C3%BCrkler.jpg" style="height:1157px; width:800px" /><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Oct 2024 21:21:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.habervizyon.de/images/kullanicilar/2025/10/mustafa-findik-1761138744.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
