Bugün, İslam’ın izzetini kendi ikballeri için paspas edenlere, "kul hakkı" denilince kafasını çevirenlere ve kamu malını "ganimet" sofrasına meze yapanlara karşı hakikatin kılıcını kuşanma vaktidir. Birilerinin lüksü, milyonların açlığı ve mahrumiyeti üzerine kurulmuşsa; orada dinden değil, ancak dini maske edinmiş bir yağma düzeninden bahsedilebilir.
1. Mahkeme-i Kübra’nın Şaşmaz Terazisi
İslam hukukunda Allah, kendi hukukuna karşı işlenen hataları (şirk hariç) dilerse affedeceğini müjdeler. Ancak mevzu "kul hakkı" olduğunda, Yüce Yaratıcı aradan çekilir ve hükmü hak sahibine bırakır. Bu, ilahi adaletin en sarsıcı gerçeğidir.
Delil (Hadis-i Şerif):
"Müflis kimdir bilir misiniz? O, kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelir. Ancak şuna sövmüş, buna iftira atmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüştür. Sonunda iyilikleri bunlara dağıtılır. İyilikleri tükenince, hak sahiplerinin günahları ona yüklenir ve cehenneme atılır." (Müslim, Birr 59)
Senin rızkını çalan, sadece parana el koymamıştır; senin ve ailenden çaldığı huzuru, geleceği ve emeği de sırtına yüklenmiştir. O yükün altında ezilmek, onun kaderidir.
1. Kamu Malı: Milyonların Ahı, Mahşerin Vebali
Şahsi malın hırsızlığı bir kişiyle hesaplaşmayı gerektirir; ancak kamu malını (beytülmali) yağmalamak, 85 milyonun hakkına girmektir. Kamu malından bir hırka bile çalanın cenaze namazını kılmayan bir Peygamber’in ümmeti olduğunu iddia edenler, bugün trilyonları "minareye kılıf" uydurarak yutuyorlar.
Delil (Ayet):
"Kim emanete hıyanet ederse (kamu malından çalarsa), kıyamet günü hıyanet ettiği şeyle (o malı boynuna yüklenmiş olarak) gelir." (Âl-i İmrân, 161)
Kamu malını yemek, sadece bir suç değil, devasa bir toplumsal cinayettir. Bu hakkı helal etmek, gelecek nesillerin rızkının çalınmasına onay vermektir.
1. Kâbe ve İbadetler "Günah Aklama" Makinesi Değildir
Haram parayla alınan ihram, mazlumun kanıyla yıkanmış gibidir. Kursağında haram lokma olanın ne secdesi makbuldür ne de duası semaya ulaşır. Haram servetle Kâbe’ye koşanlar, Allah’ı (hâşâ) kandıracaklarını mı sanıyorlar?
Hz. Peygamber’in uyarısı nettir:
"Haramla beslenen bir vücuda ancak ateş layıktır." (Tirmizî, Cum'a 79)
Zalimlerin gösterişli ibadetleri, sadece kendi vicdanlarını uyuşturmak için kullandıkları birer afyondur. İlahi adalet, "parayı verip günah sıfırlama" üzerine kurulu bir borsa değildir!
1. Din Tüccarları ve "Helal Et" Operasyonu
Etrafımızda "Affetmek büyüklüktür, sevap kazanırsın" diyerek zalimi korumaya alan, makamların, paranın ve sofraların uydusu olmuş hoca kılıklı sahtekârlar türedi. Bu zevat, dini; hırsızın kaçış yolu, mazlumun ise sus payı olarak pazarlıyor.
Hakkını helal etmeni isteyen bu güruh, aslında zulmün çarkına yağ sürüyor. İslam, "İzzet Müminlerindir" der. Kendi hakkını savunmayan, kendisine yapılan zulme ses çıkarmayan kişi, zalimin iştahını kabartır. Hakkını çiğnetmek merhamet değil, acizliktir; zalime cesaret vermektir.
Sonuç: Mahşerde Görüşmek Üzere!
Sevgili kardeşim; eğer hakkını bilerek, isteyerek ve utanmadan yiyen birileri varsa; sakın "Boşver" deme. Helal etme! * O hakkı helal etmemek, adalete olan sadakatindir.
* O hakkı helal etmemek, zalime "dur" demektir.
* O hakkı helal etmemek, "Benim Rabbim adildir, senin yanına bırakmaz" demektir.
Gerekirse hesabı mahşere bırak. Çünkü o gün, paranın geçmediği, torpilin işlemediği, sadece "hak" konuşulduğu o büyük günde; senin bir "Hayır, helal etmiyorum!" sözün, onların tüm sahte saltanatlarını yerle bir etmeye yetecektir.
Unutma: Mazlumun ahı, ilahi adaletin en keskin kılıcıdır.
Ben vatandaş olarak kamunun, vakıfların ve ümmetin malına nefsi ve nesli için ihanet edenlere hakkımı asla helal etmiyorum ve Allah’ın mahkemesinde hesaplaşacağız Allaha yemin olsunki!
Fikret Özdemir
10.04.2026














Yorum Yazın
Facebook Yorum